No public Twitter messages.

Okuduğum bir hikayeden sonra uzun zamandır beklettiğim bu yazıyı yazmaya koyuldum bu sabah. Birinin yaşamında fark yaratmak? ne kadar uzun bir cümle esasında. Bu farkı pozitif yaratmak mı negatif yaratmak mı? Gün içerisinde bize dokunan onca enerjiden birini ya da bir kaçını seçtiğimiz ve bununla yola devam ettiğimiz bazılarının da çok farkında olarak yaşamımıza adapte ettiğimiz doğru. Kimileri öyle bir kelime söylüyor ki bazen ya da öyle bir şey gösteriyor ki yolun gidişatı bir anda değişiyor. İşte Erin’in resim yapma sevdasına da tam buna benzer bir şey oldu. Sanma ki sevgili okur burada ” bir sihirli değnek değdi ve oğlum eline kalem almaya harika resimler yapmaya başladı” diye başlayacak bu cümle. Maalesef bunun tam tersi oldu!

Büyük bir yetenek değil burada bahsedeğim Erin’in resim sevdası belki ama küçüklüğünden beri elinden kalem düşmezdi. Her zaman keçeli ya da ince uçlu kalemleri tercih ederdi. Bazılarını şurada da not almışım zaten

Mesela bu aşağıdakini 3,5 yaşındayken yapmıştı. Aysun’un çiftliğine gittiğimizde çiftliği çizmişti. Tüm derdi yollar, şehirler çizmekti hep ve tabii bunları pastel boya ile çizmesi mümkün olmadığı için tercihi dediğim gibi hep keçeli kalemler oluyordu.

aysun-the-sutcu-ciftlik

Okula başladığı ilk sene sabah kahvaltılarına küçük notlar iliştiriyordum, böcür adını takmıştı. Sonra kendi de benimkilere bakarak çizmeye başladı.

 

erin-bocur

Evin içinde atık kartonlar hep yerde, köşelerinde kalemlikler hiç değişmez, sıkıldıkça çizerdi. erin-kartonlari

Son geldiğimiz noktada aşağıdaki gibi görüntülerdi.

erin-yollar sehir

Sonra ikinci sınıfa geçti. İlk başta fark etmedim ama senenin ortasına doğru sürekli ” anne ben resim yapamıyorum” “…. arkadaşım benden daha iyi çiziyor”, “resim yapmayı aslında sevmiyorum” cümlelerini kurmaya başladı.

Eski okulundaki resim öğretmenini gördüm bahçede ve durumu anlattım. Bakın dedim Erin bu seneye kadar elinden kalem düşürmezdi şimdi ise elini sürmüyor sizin bu konuda söyleyeceğiniz ya da yapacağınız bir şey var mı? Bu arada ikinci dönemin sonundayız. Adam bana ” aa evet farkındayım sevmiyor resim yapmayı. Geçen sene daha ilgiliydi şimdi ilgisi kalmadı pek, pastel boya da sevmiyor zaten” diye cevap verdi.
“Peki senenin başından”beri bu konuda bana bir şey söylemek aklınıza gelmedi mi ?? Evet pastel boya sevmiyor bunu bana sorsanız söylerdim şimdi daha açık oldu durum benim için ” dedim. “Müfredat bu sene pastel boya yapacak bir şey yok” diye cevap verdi. İyi niyetli biriyim ben ya sustum !! Oldu teşekkürler iyi günler diyerek uzaklaştım.

Yapacak çok şey var öğretmen efendi!!! Lakin seni oraya öğretmen diye koymuşlar belli, eğitmen olmadığın kesin! Hepi topu 22 çocuk bu sınıftakiler, göremiyor musun sen bu çocuğun esasında resim yapmayı sevdiğini ama an itibariyle bir sebepten durduğunu? Bunu önce kendisiyle sonra velisiyle konuşmak çok mu zor ? Müfredat pastelse ne olmuş arkadaş, matematik mi bu? SANAT! Özgün, kişiye özel, kişinin yüreğinden gelen olmalı. İçinden pastel kullanmak gelmiyorsa nasıl bir engel koyarsın sen 6 yaşındaki çocuğa.

Ben konuyu kapattım çünkü zaten okuldan ayrılmaya karar vermiştik. Durum netti zaten. Erin de bana “şu arkadaşım çok güzel uzaylı adamlar yapıyor ben yapamıyorum dediğinde aslında pastel boyayı kullanamıyorum, yanımdaki arkadaşım pastel boya ile çok güzel çiziyor ben çizemiyorum yani ben resim çizemiyorum” diyerek tüme varmış resim yapmayı bırakmıştı. Bu konuyu okuldaki velilerden birine öylesine anlatırken ” evet zaten resim öğretmeni cetvelle de vuruyormuş falan” dedi. Bunun fısıltı gazetesi olmasını çok dilerdim ancak Erin de bunu teyid etti. “Sıraya vuruyor anne” dedi ama veli bana ellerine de vuruyormuş diye eklemişti. Hangisi doğru bilmiyorum. Acı olan bu ve bunun gibi öğretmenler okullarımızda hatta daha beterleri de!

Bu arada Erin yazın Dedetepe kamplarında da elinde fırça iki boya atıp sonrasında dudak bükmeye başladı. Neresinden düzelteceğimi bilmediğim bir durumdayım. Benim çizdiklerimi de görüp: ben senin kadar iyi çizemiyorum diye başladı yazın. Ben hiç bir zaman ” hadi bi resim çiz demedim” demeyeceğim de. Son zamanlarda akşamları masaya oturup kendim çizim yapıyorum. Bazen eşlik etmek istiyor. İki çizip bırakıyor bazen tamamlıyor.

erin-mandala

En son iki akşam önce yerde oturmuş bir kağıda kendimce çiziyordum. Koltukta uzanmış bei seyrederken ” boş oturmiyim gelim senin resmine yardım edim” dedi. Benim yuvarlağı güneş yapmak istedi, kalemleri serdim yere. Yaptığı çizgilere yorum yapmadan kendim çizmeye devam ettim. Sonra “en iyisi kağıdın öbür köşesi de aydede olsun” diyerek çizmeye devam etti. Hala ” ben iyi çizemiyorum” diyordu! Önemli olanın iyi çizmek değil çizerken birlikte ne kadar keyif aldığımız olduğunu anlatmaya çalıştım. Bundan sonra kullandığım kurallar varsa onları da yoka sayarak resim yapmaya devam edeceğim. Bir şövale edineceğim eve öncelikle. Sonra kağıtları takıp boyalar fırlatacağız birlikte. Tekrardan sevmesi için destek olmak gerek biliyorum. Ressam olsun demiyorum ama severek yaptıklarını kaybetmesin diyorum. Resim dersi aldırmayacağım elbette ( isterse tabii o ayrı) ama kendiyle kalmayı becerdiği alanları kaybetmesin isteğim, başka bir şey değil!

ein-cizimler

Evet bir yetenek değil elbette benim çocuğum, ben de değilim ama resim yapmak bir rahatlama metodudur. Mükemmel olmak zorunda da değildir ki kendi içinde mükemmelliğini barındırır parmaklardan çıkan her çizgi bana göre.

Diyeceğim şu bir öğretmen ya da her hangi bir insan hayatınıza ilham kaynağı olabilir ya da ilhamınızı sizden (ç)alabilir.

Siz hangisi olmak isterdiniz?

Birinin hayatında bir fark oluşturmaya çalışın ve bu fark negatif olmasın, özellikle öğretmenler, çocuklarımızı size emanet ediyoruz. Bir şey öğretmiyecekseniz bile öğrettiklerimizi bozmamaya özen gösterin azıcık!

Hikaye aşağıda.

Okulun ilk gününde 5. sınıfın önünde dururken, öğretmen çocuklara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Ancak bu imkâns
ızdı, çünkü ön sırada oturduğu yerde bir yana kaykılmış
ismi Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı. Bayan Mediha bir yıl önce Mustafa yı izlemişti ve diğer çocuklarla iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli olarak kirli dolaştığını gözlemişti. İlave olarak Mustafa tatsız olabiliyordu. Bu öyle bir noktaya geldi ki, Bayan Mediha onun kâğıtlarını büyük bir kırmızı kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar (x ) yapmaktan ve kâğıdın üstüne büyük? F? (en düşük derece) koymaktan zevk alır oldu.

Bayan Mediha nın okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını incelemesi gerekiyordu ve Mustafa nın kayıtlarını en sona bıraktı. Ancak, onun hayatını gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karşılaştı.

Mustafa nın birinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

Mustafa gülmeye hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapıyor ve çok terbiyeli. Onun etrafta olması çok eğlenceli?

İkinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

Mustafa mükemmel bir öğrenci, sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evde ki yaşamı mücadele içinde geçiyor.?

Üçüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

Mustafa nın annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Mustafa elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evde ki yaşamı yakında onu etkileyecek.

Mustafa nın dördüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

“Mustafa içine kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok
fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor.

Bunları okuyunca, Bayan Mediha problemi kavradı ve kendinden utandı.

Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kâğıtlara sarılmış hediyeleri
getirdiğinde bile çok kötü hissediyordu. Mustafa nın hediyesini alıncaya
kadar bu böyle devam etti.

Mustafa nın hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi ambalaj kâğıdı
ile beceriksizce sarılmıştı.

Bayan Mediha onu diğer hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu. Bayan Mediha pakette taşlarından bazıları düşmüş yapma elmas taşlı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesini çıkarınca çocuklardan bazıları gülmeye başladı. Ama o bileziğin ne kadar güzel olduğunu haykırdığında çocukların gülmesi kesildi. Bileziği taktı ve parfümü bileklerine sürdü. Mustafa, o gün okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek için kaldı.

Öğretmenim bugün aynı annem gibi kokuyordunuz.

Çocuklar gittikten sonra, Bayan Mediha en az bir saat ağladı. O günden
sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı. Bunun yerine, çocukları
eğitmeye başladı. Bayan Mediha, Mustafa ya özel ilgi gösterdi. Onunla çalışırken, zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu. Onu daha fazla teşvik
ettikçe, daha hızlı karşılık veriyordu. Yılın sonuna kadar Mustafa sınıfta
ki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları aynı derecede sevdiğini
söylemesine rağmen, Mustafa onun gözdelerinden biri idi.

Bir sene sonra, Bayan Mediha kapısının altında Mustafa dan bir not buldu,
ona hala tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu söylüyordu.

Altı yıl sonra Mustafa dan bir not daha aldı. Liseyi bitirdiğini, sınıfında
üçüncü olduğunu ve onun hala hayatındaki en iyi öğretmen olduğunu yazmıştı.

Bundan dört yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen okulda kaldığını,
sebatla çalışmaya devam ettiğini ve yakında kolejden en yüksek derece ile
mezun olacağını yazan başka bir mektup aldı. Yine Bayan Mediha nın tüm
yaşamında ki en iyi ve ne favori öğretmen olduğunu yazmıştı. Sonra dört yıl
daha geçti ve başka bir mektup geldi. Bu kez fakülte diplomasını aldıktan
sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini açıklıyordu. Mektup onun hala
karşılaştığı en iyi ve en favori öğretmen olduğunu açıklıyordu. Ama simdi
ismi biraz daha uzundu.

Mektup söyle imzalanmıştı,

Prof. Dr. Mustafa Yılmaz ( Tıp Doktoru)

Öykü burada bitmiyor.

Görüyorsunuz, ortaya çıkan başka bir mektup var.

Mustafa bir kızla tanıştığını ve onunla evleneceğini söylüyordu. Babasının
birkaç hafta önce vefat ettiğini açıklıyordu ve evlenme töreninde Bayan
Mediha nın damadın annesine ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu.

Şüphesiz Bayan Mediha bunu kabul etti. Ve tahmin edin ne oldu?

Taşları düşmüş olan o bileziği takti. Dahası, Mustafa nın annesinin süründüğü parfümden sürdü.

Birbirlerini kucakladılar ve Dr. Mustafa, Bayan Mediha nın kulağına şöyle fısıldadı,

“Bana inandığınız için teşekkür ederim, öğretmenim.

Bana önemli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir fark meydana getirebileceğimi gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim”

Bayan Mediha, gözlerinde yaslarla fısıldadı, söyle dedi,

Mustafa, yanlış şeylere sahiptim. Bir fark meydana getirebileceğimi bana
öğreten sensin. Seninle tanışıncaya dek, nasıl öğreteceğimi bilmiyordum”.

Birinin Hayatında Bir Fark Oluşturmaya Çalışın.

 

 

Bu Yazılar Da İlgini Çekebilir

18 Yorum

  1. esra dedi ki:

    Erin’i kocaman öperim yanaklarından. Ege 2 3 yaşlarında sanırım Aslan kral filmini defalarca izlemişti ve biz ehep hergün defalarca aslan çizdirirdi 4 yaşlar civarı sanırım kitap fuarından aldırdığı ilk kitap Kütükhandeki Aslan idi çünki kitap kapağındaki Aslan resmine bayılmı hayran kalmıştı. O dönemde biz hafta sonları veli katılımlı Çeggo diye bir çalışmaya gidiyorduk. Piskoloğun söylediği güçlü karakterler ile özdeşleştirmeye çalışması idi. (Gerçi kitap içeriğide tam bize göre idi her yerde her an kurallar auymak zorunda değilsin kütüphane bile olsa!) Uzun yıl bize resim yaptırdıktan sonra birden bire artık yapabileceğine kanaat getirdi ve kendi resim yapmaya başladı en çokta bu Aslan resmi. O andaki evimde evi boyayacaktım bol bol duvara resim çizdik zaten 3 yaştan beri sık sık müzelerdeki sanat çalışmalarınıa giderdik müthiş özgüven geldi özellikle oradaki Sibel sonmaz ve pace Sanat Barış ile yapılan çalışmalarda çok eğleniyordu halada çok sever okuldaki eğitimcileri konuşurken sorarım öğretmenin dersta Barış abi gibimi Sibel abi gibimi yaklaşıyor diye maalesef okullarda eğtimcilerde bu iki insan gibilerine rastlamak o kadar zor ki :(( Okullarda göremesemde mesela hafta sonu katılacağımız basketbol gibi eğitimcileride mutlaka ders yaparken çocuk ile iltişimini gözlerim Ege’nin o eğitmen ile çalışabileceğine kanaat getirdi isem gönderirim….

  2. Biranda dedi ki:

    Sana bir doz “Mış gibi” ve “Nokta” kitaplarından öneriyorum.

    Bir de belki Fümet’in annesi Füsun ve kardeşi Buket’le konuşmak istersin (Leonardo Sanat Galerisi – Levent’te); istersen beni ara.

    Öptüm,
    Biranda

  3. newskirl dedi ki:

    Merhaba
    Bu hikaye cok sinirlerimi bozdu, dahasi cocuklarin hepsinin birden ayni kaliptan cikmis fabrikasyon urunler misali bir egitime maruz kalmasi cok sinir bozucu. Bizi rahat biraksinlar artik, cocuklarin hepsi ayni cizsin, ayni yazsin, ayni soylesin ve hatta ayni giyinsin. Renk skalalari kisitli bu insanlarin. icleri sadece sihay beyaz baska renge izin vermiyorlar.
    sabir diliyorum cocuklara
    sevgiler

  4. @ulkui dedi ki:

    Öğretmen ne kadar önemli – http://t.co/RPU5ev1mvB via @shareaholic

  5. @ulkuEU dedi ki:

    Öğretmen ne kadar önemli – http://t.co/UzPsjIV2wA via @shareaholic

  6. @EsinElbasan dedi ki:

    Öğretmen ne kadar önemli – http://t.co/v0BhfCaJeX via @shareaholic

  7. @EsinElbasan dedi ki:

    Öğretmen ne kadar önemli – http://t.co/v0BhfCaJeX via @shareaholic

  8. esin dedi ki:

    kizim 1.sinifa baslamisti. ilk ogretmen gorusmesinde resim ogretmenimiz kizimizin resimlerine ne kadar yardim ettigimizi sordu. bende bir cop adam cizemem demistim. babaninda yardimi yok dedim. ama o kadar ozgun bir tarzi var ki demisti. ben o zamana kadar genelde hic mudahale etmezdim ne isterse onu cizerdi ama bir cogunu da bir sure sonra geri donusume yollardim caktirmadan :))) en cok siyah gri severdi resimlerde. ogretmenimiz o kadar dunya tatlisi ki kizimi daha ilk ayda cozmustu. bana kizimi benden iyi anlatti daha o gun. sinifta bir konu belirliyorum herkes onu ciziyor ama kizinin ne isterse onu ciziyor ve ortaya cok ozgun seyler cikiyor dedi. eger illa bunu ciz dersem zaten ne o ne ben mutlu olurum dedi.kimisi suluboya sever kimisi kuru boy ama kiziniz guaj ve yagli boya seviyor dedi. bende ogretmenim siz ne derseniz ben onu alirim onu kullansin ama cok tskler boyle guzel yon verdiginiz icin dedim. o da bana benimki yon vermek degil icinde olani ortaya cikarmak dedi. ve kizim o sene ilk sergisini acti istedigi resimlerle..Ayca hn insallah sizde bizim Aysen ogretmenimiz gibi cok guzel bir ogretmene dusersiniz.

    • Ayça Oğuş dedi ki:

      Ne büyük zenginlikmiş ..aynen Erin de ince uçlu kalemler seviyor bunu görmek çok mu zordu. BUgün geri dönüşüme gönderdiğim 1. sınıf resim defteri var tüm sayfaları pastel ve diğer çizimleriyle alakası yok ne özgün ne bir şey tamamen mecburi karalanmış bir defterdi içim acıdı nasıl fark edemedim ben bunu ilk sene o defter eve geldiğinde nasıl ikinci .sınıfın sonuna doğru gördüm olayı bilmiyorum .. gözden kaçırdığım için kendime kızıyorum aslında düşündükçe hoş gözden kaçırmamış olsaydım da bir şey değişmeyecekmiş sonradan gördüm.. bu sene resim öğretmeniyle küçük bir konuşma yapmak dileğindeyim ilk veli toplantısında durumu anlatacağım umarım daha duyarlı bir öğretmenle tanışırız bu sene ..
      Sergisi için kızını da tebrik ederim :=) Ne büyük bir gururdur onun için :=)

  9. @kacilinhele dedi ki:

    Öğretmen ne kadar önemli – http://t.co/HmkAEPTphV via @shareaholic

  10. tutku günkut onat dedi ki:

    Merhaba Ayça hanım, dün sizin sayfanızın ”Öğretmen ne kadar önemli ” başlıklı yazınızı özenle okumuş ve yorum yazmıştım. Bu sabah facebookta üniversiteden arkadaşım, branşdaşımın paylaştığı ve bizleri yani görsel sanatlar eğitimcilerinin yarası olan bir kon uya parmak basan yine bir görsel sanatlar dersi öğretmeni tarafından yazılan yazıyı sizin bu yazınızın altında paylaşmak istedim. sizin karşılaştığınız öğretmenin de bu sorunları derinden yaşadığına eminim…Kopyalayıp yapıştırabiliyorum. ” GÖRSEL SANATLAR DERSİ ÖĞRETMENİ DERS İSTİYOR ” başlıklı yazı ”
    Ben Görsel Sanatlar/Resim Öğretmeniyim.Sanat eğitimcisiyim.Yani görsel düşünme eğitimcisiyim.Bu düşünce biçiminin, duygu ve düşüncelerin aktarılmasına olanak sağlayacak ikinci bir dili(görsel dili) öğretmeye çalışan bir eğitimciyim. Sağlıklı, kültürlü, sorgulayan, çözüm ve fikir üreten, akıl yürüten, kendinin ve etrafında olup bitenlerin farkında olan, estetik beğeniye ve algıya sahip, hayal edebilen, başkalarının hayallerine saygı duyan, hoşgörülü, barışçıl, doğayı seven ve koruyan, bilimsel eğitimini yaratıcılıkla destekleyen, ufku geniş, güzel düşünen, güzele dönüştüren bireyler yetiştirmek için çabalayan bir öğretmenim.
    Çabalayan diyorum, çünkü her eğitim-öğretim yılının başından itibaren başlayan bir savaş sürecim var benim. Kısıtlı zamanda (haftada sadece 40 dakikada) birçok olumlu davranış kazandırma ve kültürlendirme gibi bir misyonum var. Mucize yaratmaya çalışmak gibi değil mi sizce de? Ama ben her sene bu mucizeyi bu defa yaratacağım diyerek kendimi kandırıyorum. Çabalıyorum ama tam olmuyor, eksik kalıyor, içime sinmiyor. Halbuki benim öğrencime verecek, öğrencimle paylaşacak daha çok bilgim var. Üstelik öğrencim de bunu talep ediyor. Daha fazlasını istiyor. O da biliyor güzel bir şeyin ucundan tuttuğunu ama yarım kaldığını, tam olmadığını…

    Sorgulayan, çözüm ve fikir üreten, akıl yürüten, kendinin ve etrafında olup bitenlerin farkında olan, estetik beğeniye ve algıya sahip, hayal edebilen, başkalarının hayallerine saygı duyan, hoşgörülü, barışçıl, doğayı seven ve koruyan, bilimsel eğitimini yaratıcılıkla destekleyen, ufku geniş, güzel düşünen, güzele dönüştüren, üreten, sevgi dolu birey olmanın, yaşamı daha yaşanır kılacağını biliyor ama bunu nasıl yapacağını tam olarak bilemiyor. Neden, çünkü ben bunu ikinci 40 dakikalarda anlatacaktım. Ama ikinci bir 40 dakika şansım yok! Bir sonraki haftaya denk gelen 40 dakikalık dersimde ise, aynı hazır bulunuşluk düzeyini yakalayamayacağım gibi, başka bir konuda yarım bir farkındalık daha sağlamak zorundayım.

    Geçen seneye kadar eğitim sistemimizde Görsel Sanatlar/Resim dersinin uygulaması şu şekildedir: İlköğretim kurumlarında, 4. sınıftan itibaren Branş öğretmeni haftada 1 saat derse girebilmektedir.(Bu arada öğrencinin 1, 2 ve 3. sınıflarda gerileyen yaratıcı gücünü, yaratma cesaretini ve keyif alma düzeyini tekrar yükseltme çalışmaları oldukça zaman almaktadır.)

    Şu anki eğitim sistemimizde ise Görsel Sanatlar/Resim dersinin uygulaması şu şekildedir: Ortaokul kurumlarında 5. sınıftan itibaren Branş öğretmeni haftada zorunlu 1 saat derse girebilmektedir.Yine değişen bir şey olmadı. Görsel Sanatlar dersi yine 40dk.

    Peki ben haftada 1 ders saati olan dersimde ne mi yapıyorum? Neden mi yetmiyor 40 dakika? Hemen anlatayım… Ben bu 40 dakikanın içerisinde yoklama alıyorum,sınıf defterini doldurmaya çalışıyorum.Daha sonra derse geçmeye çalışıyorum.Görsel sanatlar kültürünü, tarihini, duygusunu teorik olarak vermeye çalışırken, bunu farklı görsellerle de yansıtmaya çalışıyorum. Ardından görsel sanatlar biçimlendirmesi üzerine teknik bilgiler veriyorum. Bu teknik bilgileri uygulamalı olarak gösterip, sanatçı çalışmalarıyla bunu örneklendiriyorum. Öğrencim meraklı, soru soruyor, tartışıyor, irdeliyor. Bu sorgulamadan mutlu oluyorum ve cevaplamak istiyorum hepsini. Bazen, yaratıcı drama yapıyoruz, bazen beyin fırtınası… Ama bir zil sesiyle duvara çarpıyoruz. Ama biz daha uygulama yapacaktık…?

    Evet bu zil sesi benim derdim. Çünkü 10 dakika sonra buluşalım ve uygulamaya geçelim diyemiyorum. Derdim büyük anlayacağınız… Çocuklara, gençlere, topluma ilişkin sorumluluklarım var benim. Her öğrencimi ressam yapmak için değil! Daha güzel bir dünya için…

    Bütün bu anlattıklarımın yanında 40 dakikalık kısıtlı ders saati yüzünden öğrencilerimi yeterince tanıyamıyorum.40 dakika bu dersin içeriği için çok yetersiz.

    İstiyorum, bir ders saati daha istiyorum. Görsel Sanatlar/Resim dersinin haftada iki saat zorunlu olmasını istiyorum. Üstelik anasınıfından 12.sınıfa kadar… Yukarıda sıraladığım nedenlerden dolayı sizin de istemeniz gerektiğini düşünüyorum.

    Bu konuda da bize yardımcı olabileceğinizi düşünüyorum.”
    Bizlerin sorularını dile getiren bu kişi adını yazmış olsaydı , size yazdığım gibi kendisine de teşekkür etmek isterdim bizlerin sorunlarını güzel bir şekilde kaleme aldığı için. Ayça hanım, ayrıca sizi de kutlamak istiyorum, evinizde çocuğunuzun yaratıcılığını geliştirebilecek her türlü olanağı sağladığınız için. Toplumda herkes sizin kadar duyarlı olsa eminim sorunlar daha da kolay çözülür. teşekkürler.

    • Ayça Oğuş dedi ki:

      Merhaba Tutku hanım
      Diğer yorumunuz görmedim facbook da mı yazmıştınız ? Kaçırmış olmalıyım 🙁
      Benim derdim ise yukarıda yazıyı yaşayan arkdaşamızınki gibi kaygıları taşımayan eğitmenler ki onlara eğitmen değil öğretmen diyorum zaten .. eminim meslektaşlarınızın eğitimle ilgili çok büyük sıkıntıları var şu anda başladığımız o0kulda nispeten daha iyi durumdayız müzik ve resim konusuda çok şükür ama etüd var ve bu eğitmenlerimiz etüd saatlerini kullanıyorlar
      Benim oğlum ressam ya da müzisyen olmak zorunda değil isterse olur ama benim bir anne olarak ona yaşamımdaki zenginlikleri göstermek gibi bir işim var :=) Benim yaşamımda kendimce sanat yer kaplıyor, bir müzik aleti çalabilmeyi de dilerdim ama çalamıyorum ama iyi bir dinleyiciyim. kulağına hoş gelen her müziği dinleyebilmesini sanat hakkında fikri olmasını istediğim için çabam …istediği kadarıyla aldığı kadarıyla bende ne varsa paylaşıyoruz işte :=) Çok teşekkür ederim yazınız için ve yorum için
      Sevgiler 🙂

      • tutku günkut onat dedi ki:

        Merhaba Ayça hanım,evet ilk yazdığım yer facebooktaki Pi-nik KuŞ saydanızdaydı, elbette aynı yazımı kopyalayıp buraya yapıştırmanın daha doğru olacağını düşünmüştüm-hem böylelikle bloğunuzda yer alması hem daha anlamlı olurdu hem de facebookta bazen gözden kaçırma olayları olabildiğinden. Ancak buraya yapıştırıp göndermeye kalktığımda sayfanız beni uyardı ”bu yorumu daha önce yayınlamışsınız ” dedi.Bu nedenden dolayı ilk yazdıklarım burada görünmedi,yoksa sizin ile ilgili değil.blog sistemi sanırım. Sizin yazınızın sonudaki örnek de çok anlamıl,hatta bu örnek mutlaka eğitim fakültelerinde Eğitim Bilimleri derslerinde de anlatılmalıdır..Çok eskiden yirmi yıl kadar önce göreve yeni başladığım dönemlerde bu tür öğrenci dosyaları tutulurdu.ben de özenle her öğrenci için görüşümü yazmaya çalışırdım ve benden öncekilerin neden yazmadıklarını hep sorgulardım.Çünkü gerçekten kişisel dosya bilgileri bazen gözümüzden kaçanları yakalaybilme olnağı sunuyor ve sorunlara daha yapıcı yaklaşımlarda bulunmamızı sağlıyordu. şimdilerde sanırım elektronik ortamda dolduruluyor. Gerçi benim ders sayım az olduğundan sınıf öğretmenliği görevi verilmiyor (daha çok haftalık ders saati Türkçe gibi fazla olan öğretmenlere veriliyor,gözlemleme açısından.) ancak çoğu zaman sınıf öğretmenleri ile iş birliği yapıyorum, sorunlu olduğunu düşündüğüm çocuğun velisini okula davet ediyor ve ikili,üçlü hatta aramızda okulun rehber öğretmeninin de bulunduğu görüşmelerde bulunup sonuca varmaya çalışıyoruz.
        Elbette hiç bir görsel sanatlar dersi öğretmeni çocuklardan ressam /heykeltraş/ vb. sanatçı olmasını beklemiyor, ama olanı da destekliyoruz.Toplumumuzda bir fotoğraf, heykel,resim sergisi izlemeden , görmeden yaşayan onlarca sürüden birisi olmasın, yaşamın güzelliklerini görebilsin, kendisini ifade edebileceği yolları bulsun istiyoruz…Çok uzattım. ilginize teşekkür ederim. 🙂

  11. tutku günkut onat dedi ki:

    Yazıyı yazan arkadaşımmış.hemen yanıt vermiş ben yazısını facebookta paylaşınca 🙂

    Akkaya Aslı Canım benim hatırla, bi kaç sene önce gorselsanatlar. org da bi eylemlilik süreci başlatmıştık, bunun üzerine bu metni her yere yollamıştık http://www.turkishpaintings.com/index.php?p=112&l=1&…

    Mesaj Detayı – Turkish Paintings
    resim dersi, resim kursu, sanat yarismalari, guncel sergiler, resim yarismalari, resim sergileri, gorsel…
    TURKİSHPAİNTİNGS.COM|EKLEYEN: TURKİSH PAİNTİNGS
    okumak istersiniz diye düşündüm.Hoşça ve sanatla kalın 🙂


Önceki yazıyı okuyun:
Ebeveyn Koçluğu Eğitimi

Geçtiğimiz günlerde posta kutuma düşen bir eğitim etkinliğine çok da kurcalamadan olumlu yanıt vermiştim. İçeriğini çok bilmiyor ama bir şekilde...

Kapat