No public Twitter messages.

İki gün önce sabah uyanmış ve gece 12 de yattıktan iki saat sonra uyanarak bugüne kadar büyük bir özel hastanenin bugüne kadar görebileceği EN DOĞAL bebeğin EN DOĞAL doğumuna şahit olduktan sonra, yüklendiğim adrenalin ile ertesi gün yani dün akşam üzeri saat 4’te Erin’i yuvadan alana kadar ayakta kalabilmeyi başardım. Aslında daha da başarabileceğimi ve gece uyku saatine kadar dayanabileceğimi düşünüyordum ama arabada sızmışım, yukarı nasıl çıktığımı dahi hatırlamıyorum. Koca kişisi sağolsun Erin’i doyurmuş, oynamış v.s..ve fekat gecenin ilerleyen saatlerinde eve girip neden bilmediğim bir şekilde oğlumun yatağın da uyuduğumu fark ettiğimde içeriden garip, değişik bir öksürük duydum. Sanki boğazına bir şey kaçmış gibi değişik bir öksürük geliyordu Erinden.. ve ateşi vardı! Yanıma yatırdım ve ikimizde uykuya daldık ta ki “anne midem bulanıyor” diyene kadar.. cümlesi bitmeden zor yetiştik tuvalete! ateş, kusma.. zehirlendi mi diye düşündüm ama sonradan öğrendim ki sabah araba bende olunca, takside olmayınca baba – oğul ofiste kahvaltı edip yuvaya o soğukta oynaya oynaya yürüyerek gitmişler. Üst üste kalınca da giydirmiş babası ya.. kalın niye giydirdin bey dedim! çocuk terledi o soğukta işte!

Sen kalk git Bolu’ya, kar altında oynasın, sobalı odada uyusun, buz gibi sulara girip çıksın, kar yesin sonra gel şehirde hasta et çocuğu! Ne saçma! Şimdi karşımda uyuyor, çalışmam lazım ama kafam hala kazan gibi, içeride temizlik var, teslime hazırlanacak fotoğraflar ve aslında Erin’in yanına kıvrılıp uyuma arzusu. Hiç birini yapmıyorum: uzun zamandır yapmadığım şeyi yapıyorum: YAZIYORUM! 🙂

“Sen kalk git Bolu’ya” demişken… Nurdan’ın içindeki kurtları susturduğu yazısını BURADAN okuyabilirsiniz.. benim yazısını ekleyemediğim bir kaç kare koyduğum yazıyı da BURADAN.  “valla bakın gelin diyorum ama bu köhne yere gelmeseniz daha iyi” kıvamında yazdığım davetten sonra 8 aile toplanabildiğimize hala İNANAMIYORUM! O kadar beklentileri düşürmüşüm ki bu arada gittiğimizde tadilat görmüş evler karşısında binlerce kere şaşkınlığımı dile getirmekten kaçınmadım. Baharda tekrar gidile!

“uzun zamandır yapmadığım şey” demişken….sinemaya gitmeyi özledim! Tamam evde film seyretmeye vakit ayırıyorum ki birazdan son seyrettiğim 3 filmi okuyacaksın ama ben kafamda tilkiler dolanmadan, “ay şimdi git gel ha bi de kahve molası ver bu sürede kaç fotoğraf editlerim ben biliyor musun” demeden, Beyoğluna çıkıp, o kalabalığı umursamayıp girip bir film seyretmek!! özledim işte. Her telefon edip nasılsın diye sorana son 3-4 aydır ” nasıl olim işte sinemaya gitmek istiyorum” diye cevap veriyorum. 40 kere söyleyince olur biliyorum!

“biliyorum….” demişken.. dünden beri kafaya taktım, kendisini çok beğendim.. aşağıdaki videonun başında duyup da adının “esatu hanım” olduğuna inanmayın efenim nam-ı diğer ZAZ hanım! sosyal ağlarda yazdım buraya da not düşüyorum: bu kız arkadaşım olsun, bir kahvemi içsin ve ben onun fotoğraflarını çekip istiyorum. Kız sade! basit! Nefis! Size hediyem olsun.. buyrun indirin buradan ..> 02. Je Veux ( sağ tuş farklı kaydet yapın iner 😉 )

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=sp3G50jBRuU[/youtube]

“bu kız arkadaşım olsun” demişken…Elif Şafak Firarperest okuyorum. Bu kitabın öznesi çok değişik değil : KADINLAR! yine içindeki dışındaki, oradaki, buradaki kadınlara bulaşan denemeler. Bulaşmak kelimesini olumsuz anlamda kullanmadım.
“Ne zaman bir başka yazarın başarısına tanık olsam, ben biraz daha ölürüm” demişti Gore Vidal diye başlayan “yazarları sevmeyen kadınlar” denemesi..neden kız arkadaş konusunda sıkıntı çektiğimi/zi aslında açıklıyor. Biz kadınlar! Ne zaman bir başka yazarın başarısına tanık olsak, biraz daha ölürüz biz! Çok azımız bunu bu şekilde itiraf edebilsek de diye bitirmiş..

Elif Şafak, kadınların yaklaşımını ise şu sözlerle özetliyor. ‘Biz kadınlar birbirimizi kategorilere böldüğümüz, hem cinslerimize hırçınca eleştirel bir nazarla baktığımız ve ‘kız kardeşlik’ kavramı yerine suni bir Prenses Rekabeti’yle hareket ettiğimiz müddetçe değişmeyecek bu köhne kalıplar, değişmeyecek…’ (Kazete)

“son seyrettiğim 3 filmi okuyacaksın” demişken…

Bir Yunan adasında motel sahibi olan özgür ruhlu Donna kızını tek başına yetiştirmiştir ve artık onu evlendirmek üzeredir. Kızının düğünü için iki eski arkadaşını yanına çağıran Donna, eski günleri yad etmek adına dostlarıyla beraber Donna and the Dynamos adlı müzik grubunu organize eder. Donna bu işlerle uğraşırken kızı Sophie de boş durmaz ve adaya üç sürpriz konuk çağırır. Babası ile hiç karşılaşmamış olan Sophie bu olasılığa sahip olan üç baba adayını davet eder ve böylece 24 saatlik çılgın macerayı başlatır.

Bu filmi seyredince hayat doldum! Adada yaşama isteğim tavan yaptı ama sonra fark ettim ki yaşadığın ve karnını doyurmak zorunda olduğun her yer aynı hale bürünüyor zamanla! Yine de tabii temiz hava farkı var, şehir koşuşturmacası kadar kaotik değil (dir herhalde) uzaktan davulun sesi hikayesi. Meryl Streep ! Muhteşemdi bence..

“Meryl Streep” demişken…Julie & Julia! mmm.. nefis bir yemek filmi öncelikle..tariflere ulaşabilmeyi dilerdim 😉
Kadın burada da bence harika oynamış! Hani böyle solmuş çiçeğe can verecekmiş gibi, ölmüş adamı diriltip dans ettirecekmiş gibi.. bir Bon Appétit deyişi var ki ..:) Diğer kadın Julie’yi oynayan hayatının çıkmaza girdiği bir dönemde bir blog tutmaya başlıyor! Tatamm: hayatı değişiyor, yazar falan oluyor..nbu amaçla yola çıkmıyor ama yolun sonunda yazar oluyor. Günümüz blog yazarlarına pusula tutabilecek cinsten. En güzeli iki kadının gerçek yaşam hikayesinden derlenmiş bu filmi seyredin seyretmediyseniz.
Bütün bu eğlenceli filmlerden sonra azıcık kasveti barındıran, hem iyiliği hem kötülüğü, beyazda siyah siyahta beyaz olduğunu aslında yin yang mı desem bilemedim.. neyse uzatmayayım
BLACK SWAN ! Ah be Natalie Portman! Hak etmişsin oskarı, bende onayladım 😛
Sol taraftaki görselin film afişiyle bir bağalntısı yok. Evimde, yapmak istemediğim yüzmeden aldığım madalyaların üzerine, yapabilmeyi çok dileğim, ayağıma bir kere bile giyemedğim pointler …bir arkadaşımdan almıştım bunları. Yıllardır bu madalyaların üzerinde aslı durması tesadüf mü ?? bilmiyorum ama orada duruyorlar. Bu filmi çılgınlar gibi içim titreyerek seyredişimi anlatır belki.

“EN DOĞAL doğumuna şahit olduktan sonra” demişken.. aslında devlet hastanelerine gitsek kendi kendine doğuran kadının ne kadar da normal bir şey olduğunu göreceğiz, doğuramayanı da alıyorlar sezaryane..süreç budur herhalde ama şimdilerde bir doğal doğum modası var ya.. şimdi cümle içinde kullanıyorum ” ben doğal doğumgördüm” ! billahi gördüm! Doktorun tüm ısrarına dayanamayıp son dakikada kiwi (vakum) takılmasına razı olsa da vakumun takılamadığını gördüm. Ya doktorun paniği ya da gerçekten kızın karması. “Nolur çömelim de doğurim” dese de yine de yatar/oturur pozisyonda sıfır müdahele ile gerçekleşen gördüğüm ilk doğum oldu, aslında ikinci ama bunun başka özellikleri daha vardı. Doğum sonrası müdahelesizlik bebek için de geçerliydi (aşı/damla v.b müdaheleler) ama bunlardan da öte bu doğumun bir başka özelliği vardı. Herkes etrafta “bu bir kız” diye dolanırken anlamakta güçlük çektiğim bir durum oluştu sabahın kör saatinde ama ilk defa şahit oldum : bebeğin cinsiyetini doğum anında öğrenmişlerdi! Ben de çok istemiştim ama ultrasonda görmüştüm!

Bu yazıyı yazabilmem tüm gün sürdü. Sabah başlamıştım saat oldu 4. Erin baygın yatıyor ateş, 39 civarı. Beta olma ihtimali var. Yarına kadar bekleyeyim mi yoksa şimdi kalkıp götüreyim mi hastaneye ? kararsız kaldım! Erin ilk defa böyle baygın olduğu bir ateşli hastalık halinde ne yapacağımı da bu sebeple bilmiyorum. Yuva başladı hastalıklar da başladı işte.

 

Bu Yazılar Da İlgini Çekebilir

17 Yorum

  1. Allah şifa versin miniğe. Bu ara hastalıklar daha uzun sürüyor, benim oğlumda da oldu gecen hafta ateşli hasta ama geçiyor. Umarım biran evvel geçer gider..
    Doğum hikayene de bayıldım. Eline sağlık. Bol dinlenmeler…

    • Ayça Oğuş dedi ki:

      Yuva hastalıkları sanırım bunlar.. başladığından beri hep hasta 🙁 yuvaya kadar biz ateş düşürücü bile bilmedik ..(çok şükür ) ..olacak tabii çocuk .. bin beteri var..
      teşekkür ederim:=)

  2. Aylin Anne dedi ki:

    Erin’ e çok geçmiş olsun. Çok keyifli bir yazı olmuş. Hayatı dolu dolu yaşadığın öyle hissediliyor ki, bravo gerçekten.

    Kazete’deki “kadınlar” üzerine yazılan yorum süpermiş. Bayıldım.

    Kalemine sağlık, sevgiler.

    • Ayça Oğuş dedi ki:

      🙂 Teşekkürler.. bazen boşaltmak gerekiyor be Aylin …:)

      • Aylin Anne dedi ki:

        HAklısın, draflerdekileri bir düzenlesem ben de rahatlayacağım inşallah :)))

        Sevgiler

        • Ayça Oğuş dedi ki:

          yok ite draftakileri de bırakmak gerekiyor.. fazla dolu olmamak gerekiyor.. mamma miadan sonra bana bişiler oldu :S

          • Aylin Anne dedi ki:

            Kaptım! İçimden geldiği gibi yazarım bir ara. Ama şimdi değil 🙂 Çok uykum var. :))) Bu arada foto albümlerin ŞAHANE 🙂 Sevgiler

  3. Deli Anne dedi ki:

    Ayçam geçmiş olsun Erin’ciğe.. İnşaallah karla birlikte uçar bakteriler mikroplar da kurtulur çocuklar da hastalıktan.

    Ve ilginç bir detay: bugün daha Elif Şafak’ın o yazısını okudum.

    Öpüyorum seni. Dilerim geceniz ateşsiz ve rahat geçer.

    • Ayça Oğuş dedi ki:

      Ay evey yaaa. bitsin hastalıklar.. gerçi bu sene bir su çiçeği bir bu ama. bunlarda yetti bana.. aslında allah beterini vermesin böyle geçsingitsin hepsi çocuklarımızdan ..
      detay :)) ilginç :))

  4. izgün dedi ki:

    oy kıyamam küçük kuzuya ateş benim halen en panik olduğum durum,geçen gün bir arkadaşım,iki çocuk annesisin alışmış olmalısın dedi ama yok ateş fırladımı bende telaş başlıyor elimde değil 🙁
    inşallah şimdi daha iyidir,ateşi düşmüştür
    geçmiş olsun Erine
    seni de öpüyorum

  5. Deli Anne dedi ki:

    Haydi inşaallah!

  6. annevebebisi dedi ki:

    Cok gecmis olsun. Yuva-hastalik meselesine katiliyorum. 4 ay oldu baslayali, 4 aydir virus bizim evden cikmadi 🙂

    acil sifa..

  7. annevebebisi dedi ki:

    aslinda guzel, uzerinde konusulacak seyler yazmissin ama gece 03.16, kafami toparlayamiyorum.. bir ara donsem de su kizkardes-prenses meselesini kurcalasam 🙂

  8. Ayka İsmaylova dedi ki:

    Çok çok geçmiş olsun.. inşallah önemli bir şeyi yoktur Erinin.

    Ayçacım, bi şey sorucam; “doğal doğum” demişsin. Ben de bu aralar hep bunu araştırıyorum. ilki sezeryen oldu, doktorun yalnış teşhisiyle. ve aradan 4 sene geçti. şimdi hamile kalmak ve kendim doğurmak istiyorum. yani benim için çok önemli bu. hatta, yine sezeryn olucaksa ikinci çocuk düşünmüyorum, o derece!
    Bu hastane nerdedir? ve ya başka böyle doktorlar, hastaneler var mı? yabancıyım TR-de.

    • Ayça Oğuş dedi ki:

      Ayka merhaba, yorumunu şimdi !! 🙂 gördüm .. bu hastane ataşehir memorial ..memorial ve florance nightingale de çok müdaheleemtiyorlar ama bence esas iş doktorda .. doktorun müdaheşe etmiyor olması lazım ama bu iki hastane nispeten daha az müdaheleci 🙂 tabii sen bu arada doğurmadıysan 🙁


Önceki yazıyı okuyun:
Prima – UNICEF

Bugün, dünyanın dört bir ucundan 40 ülkeden 170 milyon kadın ve bebek, ölümcül ama kolay önlenebilir bir hastalık olan Anne...

Kapat