No public Twitter messages.

ahmet-aydin-seminer

Geçen hafta  HTHayat’ın düzenlediği “Çocuğumu nasıl beslersem hastalıklardan korurum” adlı Prof.Dr. Ahmet Aydın’ın seminerine gittim ve orada canlı olarak konuşulanları twitter üzerinden ben ve diğer katılımcılar #antibiyotiksizcocuk hashtagi ile paylaştık. Şimdi bu yazıda aldığım notları ve paylaşımları toparlamaya yorum katmadan paylaşmaya çalışacağım. Aklımı kurcalayan soruları da ekleyeceğim. Bu yazıyı okuduktan sonra Ahmet Aydın’ın Taş Devri kitabını da alıp okumanızı öneriyorum sonuçta biz 2 saat içerisinde hap bilgiler aldık ama kitap içerisinde bize anlattıklarını uzun uzun okuyabilirsiniz.  Aynı zamanda Yavuz Dizdar’ın Yemezler adlı kitabı da öneriler arasında. Bir de daha önceden önerisini yaptığım iki kitap var Satılık hastalıklar ve Aykırı bir doktorun itirafları. Prof. Dr. Ahmet Aydın’ın yazılarını da beslenmebulteni.com adresinden takip edebilirsiniz. Yazının en sonunda da diğer katılımcı arkadaşlarımın aldığı notların linklerini bulabilirsiniz.

Daha bu sabah bir doktorun kilolu bir çocuğu konuk olarak aldığı ve altına ” çocuğunuzun kolesterolünü ölçtürün” başlığı attığı bir programa denk geldim. Geçenlerde de Melek Hanım’ın programında kinder süt dilimi reklamını seyredip facebookda yorumumu paylaşmıştım. Televizyon programları doğru beslenmeyi kamu hizmeti olarak yapmak yerine kapitalist yaklaşımla ” en masum yiyecek” diye tüm zararlı kımılları reklam edip sonra kilolu çocukları çıkartıp kolesterol ölçtürün diyetisyene götürün dediği sürece, ben ve benim gibiler bunları paylaşınca bazı annelerin” ama ben kendimi kötü hissediyorum” alınganlıkları süre geldikçe işin ne kadar zor olduğunu görüyor ama yine de yine de paylaşmaya devam ediyorum, edeceğim! ” hain anne, zavallı çocuk bunları yiyemiyor yazık” cümleleri arkamdan uçuşan cümleler biliyorum, okuldan öğretmeni arayıp ” okul aile birliği sınıfa meyve suyu dağıttı Erin de içebilir mi”diye izin alıyor eminim zır deli olduğumu falan düşünüyorlar artık ! kaldı ki benim oğlum da meyve suyu içiyor neden içmesin? çikolata da yiyor? ben de yiyorum ama seçiciyim! Suç mu?? Böyle gıdaların sürekli değil ara ara keyifle alınması gerektiğine inanıyorum alışkanlığa dönüşmesine değil. Doktorların odalarında meyveli yoğurtlar var düşünebiliyor musunuz ? Bedava dağıtıyor firmalar bunu! Uyuşturucuya alıştırmaktan ne farkı var sorarım !!
ancak söylemeliyim ki ben tüm bu yaşam biçimini çocuğumdan önce de uygulamış, çocuğumdan önce kendime seçtiğim bir yaşam biçimi olarak görüyorum. Çocuğumda zaten beni modelleyecek. Ben kendi soframa kola koyup çocuğuma içemezsin demiyorum, evimde hiç mikro dalga olmadı, kahvaltı soframda her zaman tahin pekmez oldu diğer çikolatalı ıvır zıvırlar yerine ve son günlerde yaşam modelim yüzünden üstelik de doğru olduğu su götürmez bir gerçek iken kendimi savunmak durumunda kaldığım bir kaç olay yaşadım. Kimsenin yaşamı, beslenme şekli, çocuğunu nasıl doğurduğu, ne kadar emzirdiği, avmlere ne kadar sık götürdüğü, önüne elektronik aletleri koyduğu v.s. v.s  elbette beni ilgilendirmiyor ve üstelik bunları yapanlar bende daha iyi/ kötü  anne – baba olmuyor, onlardan daha fazla sevmiyorum çocuğumu, herkes çocuğunu canını verecek kadar çok sever!! ancak doğru olduğunu düşündüğüm fikirlerimi yazmak belki bir çocuğa ve ailesine dokunmak benim için sosyal bir sorumluluk çünkü benim yaşam biçimim ne olursa olsun etrafımda kötü beslenme dönüyorsa hem çocuklar için üzülüyorum hem de kendim için! Daha uzun uzun bu konuda yazmak var içimde ama şimdi seminer notlarını daha fazla lafı uzatmadan paylaşmak istiyorum :
Bu seminerde Ahmet bey’İn ilk kurduğu cümle :

ahmey-aydin_slide_001“Kardiyoloji ilerliyor enfaktüs artıyor, onkoloji ilerliyor kanser artıyor, hastanelere yatış oranları artıyor, çok hasta var. en kolay yolu ise antibiyotiği dayamak” olunca bu sabah seyrettiklerimle doğru bir bağlantı kurmak hiç de zor değil.

**Her hastalığa bir ilaç var diye düşünülüyor. Tedavi evet doğru ancak uzun, zahmetli ve pahalı esas önemli olan hastalığı engellemek. 1920’den bu yana 80.000den fazla kimyasal madde yaşamımıza ve gıdalarımıza girmiş bulunuyor. Tüm bu hastalıkların ortak bir nedeni olabilir mi ? Glisemik indeksi düşük gıdalar, hızla emilen şeker ile beslenmek ??

** Yağlı yemekten yağ olmaz, yağ şekerden oluşur ( kitapta bunla ilgili uzunca bir yazı var tavsiye ediyorum. ) Un ve şekerli gıdalar vücutta yağa dönüşür.

** Her hastalığın altında ŞEKER var demek doğrudur.

** Tuz tansiyonu etkilemez. Zararlı olan RAFİNE TUZDUR!

** Kolesterol olmadan yaşamak mümkün değil. Testesteron kolesterolden yapılıyor.

** Trans yağlar, sıcak preslenmiş yağlar, ( ayçiçek yağı mesela ) doğru yağlar değildir. Hayvansal yağlar ( tereyağ, sade yağ, kuyruk yağı) ya da zeytinyağ doğru olan yağdır.

** Özgür dolaşan hayvaların ürünlerini tüketmeliyiz. TALEP EDERSEK OLUR!!

** Pastörize süt ( kutu sütler ) yerine günlük süt ya da ÜRETİCİSİNİ BİLDİĞİMİZ EMİN OLDUĞUMUZ açık süt. Açık sütlerin içerisine çamaşır sodası ve nişatasa katılıyor o yüzden üreticisini bildiğimiz sütçüyü tercih etmeliyiz.

** Süt sindirimi zor bir besin onun yerine yoğurt, peynir, kefir tercih edilmeli. Süt kaynatıldığında yok olan bakteriler mayalandığında geri geliyor. Yoğurdu marketten almak yerine evde mayalamalı. Yogurt ekşi olmalı. Marketten aldığımız yogurtların üzerindeki kaymak sütün kaymağı değildir ( bunu kitabında okudum ) Zaten işlem görmüş sütün kaymağı oluşması da mümkün değildir.

**  Sakatat yemek zararlıdır yanlıştır. Hayvan hastaysa, eti de yenmemeli zaten. Doğaya dönüp baktığımızda bir kaplan avının önce karaciğerini yer.

** raf ömrü uzayan gıda sizin raf ömrünüzü kısaltır.

Şimdi de benim kafamı kurcalayan OMEGA 3/ 6 yağlarına geldi sıra. Ahmet hoca der ki : ” Vücut dışarıdan almasanız da tüm yağları yapar. Yapamadığı tek yağ omega 3/ 6 dır ve siz ne kadar alırsanız o kadar olur vücudunuzda. Takviye edilmesi gerek 2 şey D Vitamini ve Balık yağıdır. Ben burada bir soru sordum ama cevabını alamadım:

Bizim bedenimiz bizden daha akıllı eğer omega yağlarını üretmiyorsa elbet bir bildiği vardır. Ben dışarıdan alınan her türlü takviyeye karşı biri olarak bunu sorguluyorum açıkçası. Beden ihtiyacı olanı üretir eğer üretmiyorsa ihtiyacı yoktur bu kadar basit bir denklem aslında. O halde neden takviye yapıyoruz ? Diyor ki dikkat dağınıklığında, doğum sonrası depresyonda Omega takviyesi önemlidir. Doğum sonrası depresyonun en önemli sebebi Omega 3 eksikliğidir. Cevizde omega 3 vardır ama dönüşümü zordur. Yumurta ve balık ise harika bir omega 3 kaynağıdır ( serbest dolaşan tavukların yumurtasından bahsediyor elbette bu arada )

Ben dışarıdan takviye almıyorum. Kendi denizimde yetişen dip balığı olmayan balıkları yemeyi tercih ediyorum bu da bana yeter ama omegayı dışarıdan takviye etmek isteyenler için hocanın söylediklerini de yazıyorum:
**Sıvı formdaki omega 3 takviyelerinde daha yoğun omega 3 bulunur, ben onları öneriyorum. Carlsons, Möellers ve Ocean marka balıkyağları ( bu isimleri zorla aldık ağzından 🙂 )

D vitamini için de söyledikleri aşağıdaki gibi :

Gölgenizin boyunuzdan kısa olduğu öğlen saatlerinde güneşe çıkın, koruyucu krem vs kullanmadan her gün kısa sürelerle vücudunuzun güneş ışınlarını almasını sağlayın, D vitamini desteği alıyor iseniz güneşe çıkmadan önce alın.
Çocuklarda yetişkin olana kadar her gün kilosu başına 1 damla kadar D-Vit alınabilir. (20 kiloluk bebek için 20 damla gibi)
Ben bu noktada şu soruyu sordum : “D vitaminleri içerisindeki parabenler ya ?
“Paraben evet sorun ama D vitamini kanserden koruyor” diye bir cevap aldım . takdir sizin. Ben kullanmadım hiç şimdide kullanmıyorum ama hocanın önerisi yetişkinler için  D vitamini ampül. Kendine yaptırdığı tahliller sonucunda 2 ayda 1 2 ampül alıyormuş. Yani tahlil yaptırmadan almamak lazım !

ahmey-aydin_slide_015

**Otizm başta olmak üzere bir çok nörolojik hastalığın kaynağı bağırsak florasındaki bozukluk:Bağırsaklarımız 2. beynimizdir.

( Yorum katıyorum: Yıllık oruçlar ( dini ya da değil dini olmayanına detoks diyoruz zaten ) önemini burada kazanıyor. Kilo vermek için detoks yaptığımı düşünen varsa bu iyi bir cevap oluyordur. Dönem dönem bağırsakları temizlemek çok önemli diyorum ama zayıflamak için yaptığımı düşünüyor bir kesim ama bu yanlış! Detoks sebebi bağırsakları dinlendirmek,temizlemek.)

Peki bağırsak florası nasıl normale döner : ahmey-aydin_slide_021

** Lahana yerine lahana turşusu yemek daha faydalıdır.
** Kemikler ve vücut için kemik iliği kaynatmak, paça  çorbası içmek son derece faydalıdır.
** Antibiyotik yüzünden bozulan bağırsak florası 2 senede kendine gelemiyor. Çok zorunlu haller dışında kullanılmamalı.
** Çok zorunlu haller : Zatürre, menenjit ve boğazda streptekok mikrobu , beta sebebiyle romatizmal ateş olabileceğinden (ki 3 yaş altında bu olmaz) antibiyotik kullanılır.
** Virütik durumlar için antibiyotik anlamsızdır. Ayrıca bakterilerden kaynaklansa bile  her durumda antibiyotik kullanmak gerekli değildir. Eğer tablo çok iyi değilse ve ille antibiyotik kullanılacak ise mutlaka kültür çalışılmalı, hangi antibiyotiğin kullanılacağına böyle karar verilmelidir.
** Kulak enfeksiyonunda antibiyotik kullanmak gerekli olmayabilir. (Katılımcılardan biri kulak çeperine fesleğen yağı sürmenin iyi geldiğini söyledi.)
** Demir damlası : Ek gıdalara zamanında başlanıyorsa ve demirden zengin besleniyorsa çocuk çok gerekli değil.
 ** Burun tıkanıklığı mutlaka temizlenmeli aksi takdirde kulak enfeksiyonuna sebep verebilir.  tuzlu suyla açabilirsiniz. 1 çay bardağı suyun içine 1 çay kaşığı kaya tuzu atıp karıştırın.
** Geçmeyen öksürük için Bol su, zerdeçal, dinlenme, temiz hava en iyi çözümdür.
Ayrıca daha önce yazdığım ÖKSÜRÜK yazısına ve Organik Anne’nin önerisine de bakabilirsiniz.
** Beta mikrobuna bağlı öksürük bronşlarda tahribat yarattığı için uzun sürüyor. Aşağıdaki önlemler alınabilir:
C vitamini takviyesi İstirahat, Bol su tüketimi, Zerdeçal, Evin nemli olması , Odalar sık sık havalandırılması, Balık yağı takviyesi
**
** Tahılları bir gece önceden ıslatın fermente olsunlar.
** Çelik tencere ve cam kaplar kullanın.
**Çocuklara yapılacak aşılarda dikkatli olunmalı, ölümcül sonuçlara yol açabilecek hastalıkların aşıları mutlaka yaptırılmalıdır.
** Ateş düşürücüler ile ilgili : Ateş vücudun savunma mekanizmasıdır.
( bunu da hipokrat demiş : Hippocrates the father of modern medicine is reported to have said: “Give me a fever and I can cure any ailment. + bana bir ateş ver ve ben herhangi bir rahatsızlığı tedavi edebilirim)

Diğer katılımcı arkadaşlarımın notlarından bazıları da aşağıda:

http://yesilanneyim.blogspot.com.tr/2014/01/ahmetaydin.html
http://www.hthayat.com/yazarlar/muge-demirozu/1019082-magaralara-geri-mi-donsek
http://filizmorkoc.blogspot.com.tr/2014/01/dun-aksam-hthayat-n-organizasyonunu.html?spref=tw
http://www.hthayat.com/yazarlar/damla-celiktaban/1019165-antibiyotiksiz-cocuk

Bu Yazılar Da İlgini Çekebilir

1 Yorum

  1. […] ayında katıldığımız Prof. Dr. Ahmet Aydın ” Çocuğumu nasıl beslersem hastalıklardan korurum” seminerinin ardından şimdi de Aile gelişim seminerleri kapsamında Montessori Derneğinin […]


Önceki yazıyı okuyun:
HG1F: 22 Ocak 2014

Bugün stüdyom çok değerli bir sesi ağırladı :) Sesi kadar kendi de güzel olan Dilek Türkan ile beni tanıştıran Filiz...

Kapat