No public Twitter messages.

Çıkalım şu marketten!!  20/09/2009 SUNAY DEMİRCAN

Untitled-1

Markete gittiniz. Yeşil sapları, şık karton kutuları, minik yeşil etiketleri, tek renk, tek ses, tek yürek halleri, yüksek fiyatlarıyla tezgâhların yıldızı, kan kırmızı domatesler. Yemediniz mi daha? Yiyeceksiniz! Zira onlar, modern dünyanın gurur kaynakları. “Tatmin olma” duygusu köreltilmiş, “yeter” sözünü defterinden çoktan silmiş insan evladının zekâ ürünleri onlar. Onlara şimdi domates diyorlar. Devasa seralarda, tümüyle bilgisayar kontrolünde, topraksız koşullarda (su kültürü) yetişiyorlar. Her birinin köküne birer serum hortumu bağlı, damla damla dökülüyor azotlar, fosforlar, kalsiyumlar… Hava mı lazım? Pompalar var, suyun içine gerektiği kadar hava basıyor. Güneş mi lazım? Cıvalı ampuller var, fotosentezi artıran yüksek basınçlı ışık basıyor. Kuş mu lazım? Aşkolsun! Zamanı gelince, salınıyor bambus arıları içeri, dölleniversinler, kurda kuşa muhtaç olmadan. Çünkü onlar doğanın güvensiz derbederliğine terk edilemeyecek kadar değerliler. Onlar, öbür dünyaya giderken yanımızda götüreceğimiz yatlar, katlar, plazmalar, plazalar.

Hâlâ markettesiniz. Süt içip kemikleri geliştirmek gibi bir inancın peşinde, dolaşıyorsunuz raflarda. O, beyaz sıvının içinde protein, vitamin, bir sürü bakteri, mineral filan olduğunu düşünüyorsunuz. Nasıl söylemeli, bilmem ki? Aramızda kalsın ama, onun içinde artık bir şey yok! İyisi mi bunu size, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Ahmet Aydın söylesin: “Süt sağlıklı bir içecekken, raf ömrünü uzatmak için pastörizasyon, yüksek ısı uygulaması (UHT) ve homojenizasyonla çok zararlı bir ürün haline getiriliyor. Bu işlemlerle sütün içindeki tüm bakterileri öldürülüyor. Pastörizasyon, sütün vitamin ve mineralle zenginleşmesini engelliyor, sindirim enzimlerini tahrip ediyor, tahrip olan ve sindirilmeyen protein parçacıkları, bağırsaktan kanımıza geçiyor, vücut da bunları düşman olarak algılıyor ve bağışıklık sistemini tahrip ediyor. İnsan vücudu tahrip oluyor ve alerjik hastalıklara, bağışıklık sistemi hastalıklarına, romatizmal hastalıklara neden oluyor. Çocuklarda görülen kronik orta kulak iltihabının altında da süt kullanımı vardır.”
Hadi bunları geçtik bir kalem. Siz o sütü veren ineğin başına gelenlerden haberdar mısınız? İnek inek olmaktan çıkalı çok oldu. Ağaç talaşı, mermer tozu dahil önüne konan her şeyi yiyen, bol hormon ve antibiyotikle ayakta durabilen, deri kaplı et parçaları onlar. Günde 100 kilo süt veren inek yaptılar! Ne demek biliyor musunuz bu?

Alışverişe devam
Market arabasını sürmeye devam. Üzümleri gördünüz mü? Sanki bağdan yeni gelmişler. Dipdiri, ipiriler. Nereden geliyor bunlar? Şili’den. Şili mi? Evet! Kaç gündür buradalar? Üç-beş gün oldu. Düşünün, Şili’nin bir köyünde topluyorlar bunları. Uzun yolculuklar sonunda buralara geliyor.

Bir süre bizim manavda bekliyor. Alıyorsun eve getiriyorsun, evde de üç-beş gün daha, bana mısın demiyor mübarek. İyi ama, nasıl? Şahane şeyler var, adına ilaç diyorlar. Üzümlere verilen bu ilaçlardan birinin etiketindeki faydaları sayalım mesela: Dane büyüklüğünü artırır, dane ağırlığını artırır, dane şeklini daha düzgün olarak değiştirir, tam olgunlaşmada bile daneye parlak sarı yeşil rengini verir, güçlü üzüm çöpüne rağmen dane sıkıca sapa bağlı kalır, bu yüzden yükleme taşıma esnasında danelenme nedeniyle olabilecek kayıplar azalır, dayanıklı ve dirençli kabuk sayesinde hasat ve hasat sonrası olabilecek yaralanmalar en aza iner, hastalıklara direnç katar, kullanım dozu yükseldiğinde sofralık üzümlerde hasadı geciktirir, yüksek kalite ve standart sağlar, raf ömrü uzar.
“Oyy! İçime fenalık geldi, çıkart beni buradan” diye feryatlar eden okura biraz sabır.

Kayseri’ye gittiniz, eh dönüşte adettir memlekete biraz mantı götürülür. En ünlü mantıcının önünde durdunuz. Yol uzun ama mantılar vakumlu paketlerde, hiçbir şey olmaz bunlara. “Taaa Amerika’ya gönderiyoruz biz, hiç merak etmeyin” diyor satıcı. Aldınız birkaç paket, doğru evdeki derin dondurucuya. Günün birinde canınız çekti, attınız mantıları kaynar suya. Ama bu nasıl tat? Kıyması mı farklı, ne? Cahillik içinde yüzen okura bir bilgi daha: O, mantının raf ömrü uzasın diye içine konan azot gazının zamanla gıdayı zehirlemesinden kaynaklanan tat. Şimdilerde adlarına “gıda gazı” diyorlar.

Besinlerin raf ömürlerini uzatmak için içlerini gazla dolduruyorlar. Azot gazı da oksijen istenmeyen durumlarda inert atmosfer oluşturarak gıdaların kısa sürede bozulmasını önlüyor. Mesela, taze etlere de oksijen gazı veriyorlar ki, hep taze, kıpkırmızı görünsün. Yasal bunlar, girin internete “gıda gazı” diye, görün neler yediğinizi raf ömrü uğruna.
Daha durun! Petunya ve karnıbahar geni konmuş mısırlardan yapılan cipsleri de yiyeceksiniz. Geceleri de bahçenizi denizanası geniyle donatılmış buğdaylarla aydınlatacaksınız. Diyebilirsiniz ki, “hep olumsuz tarafından bakma, bu gelişmeler olmasa açlığın önüne geçilemez”. İyi ama açlığın nedeni gıda üretimindeki yetersizlik değil ki! Tam tersine, bugün dünyada gıda üretiminde fazlalık var. Öyle ki, tüm üretilen besinleri toplayıp dünyadaki insan sayısına bölseniz, kişi başına günlük 2720 kilokalori gıda düşüyor. Bu hepimizi besler de, yusyuvarlak bile yapar. Sorun gıda üretiminin yetersizliği değil, aç olanların gıda alacak paralarının olmaması.

Ama, daha da vahimi, biz de o süt, domates, üzüm gibi oluyoruz. Neye ağlayıp neye güleceğimizi birileri bize anlatıyor. Kimi sevip kimden nefret edeceğimizi de. İnsan ilişkilerini artık klavye ve monitor üzerinden kuruyoruz. Tanışmadığımız insanlarla klavyelerle kavga ediyoruz. Gün geliyor, öldürüyoruz. Adına “bilgi” dedikleri rafine verilerle zihnimizi doldurup enselerinde barkod yapıştırılmış mamül ürünler oluyoruz. Bir an önce çıkmak lazım bu marketten, hadi durmayın, acele edin. Çıkın dışarı, “Ben sütçümü, yoğurtçumu istiyorum” deyin. “Eciş bücüş mısırları, yamuk yumuk pembe domatesleri de istiyorum” deyin. “Adını, sanını, derdini tasasını bildiğim manavımı da istiyorum” deyin. Hele bir başlayın istemeye, arkası gelir mutlaka. Benden söylemesi, yoksa yapıştıracaklar barkodu ensenize.

Bu Yazılar Da İlgini Çekebilir

26 Yorum

  1. Archi*Sugar dedi ki:

    Aycacigim, Aydin Aydin hocayi cok yakindan taniyan biri olarak, yillardir bu konuda verdigi savasi yakindan takip ediyorum. Yedigimiz, ictigimiz, soludugumuz herseyin icindeki zehri anlata anlata bitiremiyor ama onu dinleyenler ne yazik ki bir avuc insan. Gozle gorulmuyor, ellenmiyor ya tum bu zehirler, hormonlar, onun icin kimse de onemsemiyor. “Bana birsey olmaz” ya da “atin olumu arpadan olsun” mantigi hakim her yerde…

  2. Nuran Evren YILMAZ dedi ki:

    Ayça kalemine sağlık. Ben de etrafımda çok savaş veriyorum GDO karşıtı olarak ama “hı hı” diyorlar, anlamış, hak vermiş görünüyorlar arkamdan da kafayı sıyırmış diyorlar. Misafirliğe giderken yanımda oğlumun yemeklerini götürüyorum yine dalga konusu “organik değil mi onlar” Evet organik. Sonuna kadar. Şu soru çok geliyor. Nereye kadar koruyacaksın çocuğunu. Gün gelecek okula başlayacak orada ne yiyip, ne içecek? Şunu anlatamıyorum. Günün 1 öğünü bile gerçek gıdalar tüketse kardır. Ama anlamıyorlar.

  3. nalan dedi ki:

    bir de ek olarak kitleleri doyurmak için konvansiyonel tarıma,genetiği değiştirilmiş gıdaya ve zehir olacağını bile bile hormonlara mecburuz derler.
    hemen bir soru.
    dünyada tüm nufusa yetecek, hatta fazla gelecek üretim olduğunu neden saklarlar ?
    çünkü o zaman yalanları çıkar ortaya.
    yiyecek az değildir, sadece büyük bir oran o yiyeceklere ulaşamayacak kadar fakirdir de ondan.
    sömürü diğer deyişle modern kölelik sistemini yüksek kar hırsı nedeniyle terk edemeyeceklerine göre böyle yalanlara devam edecekler.
    ta ki bir gün doğa kendini resetleyene kadar !

  4. Efsun dedi ki:

    Merhaba Ayca, buradada öyle durumlar, Almanya kendisi cok fazla birsey yetistiremedigi icin bir cok sey disaridan geliyor. Hollanda, Ispanya, Arjantin, Sili, Türkiye aklima bir anda gelen ülkeler. Marketlerde satilan elmalarin üzerine mum gibi birsey sürüyorlar günlerce hic birsey olmuyor elmalara! Denedim bizzat, aynen kaliyo öyle! Muzlari yesil kopartip yolda buraya gelirken yapay olarak sarartiyorlarmis. Etler desen öyle… Sütü nereden bulacagiz peki kutusuz??? Gen teknizsiz süt aliyorum ama kutuda iste, baska alternatifimiz yok cünkü… Zor velhasil…

  5. esra dedi ki:

    Durum gerçekten vahim ama sesimizi duyurmak zorundayız seni izleyenin daha çok ama her blogta bu konudan bahsedilirse , herkez birkaç arkadaşına mail atarsa durumun biraz daha ciddiyetini farkına varılırsa..
    Bu sebeple öncelikle okulumdan başlıyorum bu ve bunun gibi bilgileri içeren yazıları velilere dağıtmayı, çocuklara küresel ısınmanın sonuçlarını izletmeyi düşünüyorum.Ntv’ de yayınlanan home’un türkçe dublajını bulabilirsem öğrenciler için harika olur.
    Teşekkürler duyarlılığın için.

    • AyçA dedi ki:

      Esra sanırım yuva belgeselinin türkçe alt yazılısı mevcut ben bir bakim evde sana bildiririm olmadı kopyalar yollarım.
      sevgiler

  6. Güneş dedi ki:

    Sütçümüzü bulduk,yoğurtçumuzda kendimiz olduk, meyve sebze nazilliden gelecek, ama bunlar için bu kadar savaş vermek çok yorucu, eskiden Annelerin işi zormuş derler ya aslında hep doğallık varmış ne güzelmiş, sütleri yogurtları kapıya kadar gelir hemen yan komşu tavukçudan tavuk alınır yolunurmuş, sebze meyve hormonsuz doğalmış,zaten çoğu ev bahçeliymiş, asma yaprakları evimizi süslerken üzümler dalından yenirmiş,erik kayısı da öyle.Bulaşıklar elde yıkanırmış güzelce durulanırmış bol sularla.Hangi deterjan olsunmuş çift durulamamı yapsam mış sonradan tekrar durulasam mış yokmuşş.. Annelerin içi rahatmış hatta bu soru hiç akıllarına bile gelmezmiş. Aslında bizim işimiz çok daha zormuş.

  7. Ben de Aydın hocaya katılmakla birlikte ne yapacağını şaşırmış insanlardan biriyim. Şöyle ki; ne zaman açık süt alsam televizyondaki reklamlar gözüme çarpıyor: kesinlikle ‘kutu süt’.. Bir süre kutu süte devam ediyorum, ama faydalı bakteriler yoksa boşuna içiyor çocuğum bu sütü diyor ve tekrar açık süte dönüyorum.. Köylere yakın olsak güvenip alacağız ama süte su mu katılıyor başka birşey mi bilmediğim için arada kalıyorum..

  8. çiğdemm dedi ki:

    Ayça slm,

    iznin olursa, linkini vererek, bu yazıyı bende yayınlamak istiyorum. Hele şu en son Almanya’ya gönderdiğimiz ilaçlı armutlardan sonra bu bilgiyi paylaşmamak yazık olur :((

  9. annecugun dedi ki:

    konu ilgili yazinizda ongorulen konular icin referanslari da ekleyebilir misiniz?

    • AyçA dedi ki:

      damla
      senin için haberlerim kötü
      sadece bilim insanları referans olmaz
      bu sefer yazının kendisi referans

      isteyen istediğini alır
      istemediğiniz yazarına geri kalanlar da bana kalır!!
      :=)

  10. Seray dedi ki:

    Ayça merhaba,
    sütten bahsetmişsin hemen eski bir yazın aklıma geldi ve sana danışmak istedim.
    Avent in göğüs kalkanını kullanıp çok memnun kalmıştın sanırım. Henüz 5,5 aylık hamileyim ve bende alışveriş sırasında avent kalkan aldım ama gerek olacakmı olmayacak mı bilmiyorum.
    Sana sormak istediğim bebek bunun üzerinden anne göğsünü emebiliyor mu? Yani silikon göğüs uçları ile aynı işlevimi görüyor? birde göğüs ucu küçük yada büyükse bunlarda ebat ebat değişiyor mu merak ettim. alırken mothercare deki yetkiliye sordum standart dedi..

    Bilgin varsa yazarsan çok memnun olurum.

    Sevgilerimle

  11. Burcu dedi ki:

    Yazıda yer alan korkutucu gerçeklerle başa çıkmak ne zor. Teknoloji çağının olumsuzluklarının yansıdığı gıda maddelerinin yerine,gönül rahatlığıyla tüketilebilecek olanlarına ulaşmak/bulmak kolay değil. Sağlıklı ve doğal olanları bulup paylaşan blog sahipleri çok faydalı oluyorsunuz, teşekkürler.

  12. annecugun dedi ki:

    kotu haber marketten aldiginiz urunler ile pazardan aldiginiz urunler arasinda fark olmamasi. daha da kotu haber klasik islah yontemlerinin bugune kadar koyden geldigine inandiginiz her ture ulasmis olmasi (gen aktarimi). daha da traji komik haber yediginiz bugdayin dogal tipinin yenemez olmasi ve triplet genoma sahip gayet islah edilmis ve varolmayan bir urunu tuketiyot olmamiz. peki burada yazilan hersey anlatildigi gibiyse neden direk mutagenez yapan pcleri hergun kullaniyoruz, beton evlerde yasiyoruz (uv etkisi). hadi yemekten vazgecemiyor olmamiz normal pc ekranından da mı vazgecemiyoruz. gecelim karkas evlere, ahsap binalara. kapatalim cep telefonlarını.

    gercekler tekrarlanabilir verilerdir, eger yazida bahsi gecen ispat gerektiren seylere atif verilemiyorsa, kisilerin soylemleri gecersiz kalir.

    • AyçA dedi ki:

      Bu yaklaşımla o zaman günde bir paket sigara da içsek olur her gece bir şişe şarap bitirsek de olur.. o zaman kilo alımının da bir sakıncası yok egzersiz yapmamanında: her canlı ölümü tadacaktır en nihayetinde.

      Emin ol market ve pazar ürünleri arasında en azından “tazelik” olarak bir fark var ama sanırım sen bir market insanı olarak bu farkın farkında olamıyorsun;ne yazık!!

      Neden kendi inandıklarınla yaşamaya biz de kendi inandıklarımızla yaşamaya devam etmiyoruz ?

      Böylece mesai arkadaşlarınla bu “yanlış bilgi aktarımlarını” yorumlayıp üzülmek durumunda da kalmazsınız?
      ne dersin?
      :=)
      Dediğim gibi alan alır almayan bana kalır….

  13. alpay dedi ki:

    internette kısa bir araştırma
    Azot gazı kullanımı
    http://www.azot.gen.tr/kullanim_yazi.html

    Doğal azot dengeleri ve zararları konusunda bir yazı.Özellikle altta fazla azotun zararları.

    http://www.sizinti.com.tr/konular.php?KONUID=2648

    Bitki dayanımını arttıran ilaçlar knusuda da bir sürü makale var.
    Google da arama yaptım. bitki dayanımı arttırıcı ilaçlar

    Sanırım kapitalist şirketlerin buldukları teknolojilerin üreticisi olarak eksikliklerini saklanabiliyorsa eğer sakladıklarını ne yazıkki sadece içgüdüsel olarak bileceğiz. Kanıtlamak mümkün olmayacak. Kimisi buna inanacak. Kimisi inanmayacak.

    Şimdi ihtimal azot zararlarını konuşurken “ama diğer yediklerinizde çok kötü” demek ve “o zaman hepsini yiyelim gitsin” sonucu beni tatmin etmiyor.

    Azot ve ithal uzun dayanan,yöresel olmayan ürülerdeki ihtimaller konuşulmalıdır.
    Jips yemek zararlıdır. İsteyen yesin banane. Ama bu konuyu düşünmeyen düşünsün. Bu zararlı değil.

    Annecugun arkadaşımada birşeyler söylemek istiyorum. Organik tarım konusunda bilgi eksiğin olduğunu düşünüyorum. 20 Yıldır bu konularda mücadele eden STÖ leri yada kişiler var. Buğday derdisi ve içinde bağlantılı yüzlerce kişi ile bu konuları derinlemesine inceleyebilir bir sürü veriye ulaşabilirsin. Amacın buysa.

    Fakat bana yenen tüm buğdayı kötülemek pozitif bir iletişim gibi gelmedi. Evet şehir yaşamı, pc zararlı. Gidenler var. Bir sürüsünü tanıyorum. Ama hiçbir veri olmadan tüm buğday kötü çıkartımını umutsuzluk olarak görüyorum. Umutsuzluk bulaşıcıdır dikkat.

    Mesela şurda şöyle bir haber var.
    http://arsiv.sabah.com.tr/2007/02/06/eko112.html

    Türkiye kimyasal kullanımı konusunda diğer ülkelere göre daha şanslıdır. Sebebi gelişmemişlik. Toprak/kimyasal oranı yunanistanda 14 birimken türkiyede 0.6 birim.
    http://www.cografyaciyiz.com/forum/index.php?topic=204.0;imode

    benzer bilgiler heryerde var.

    Pc kullanımı ise bireysel özelliklere bağlı olan bir şekilde fazla kullanımı zararlı. Buna kişiler tamamen kendi fayda-zarar ilişkilerine göre bakmak lazım. Hayatını pc üzerinden kazanan birini pc zararlı demek çok mantıklı değil bence.

    Hayatında köyler ne kadar var bilmiyorum ama organik tarım amaçlı kurulmuş çiftlikler var bu linkte bir incele derim ben belki fikirlerini değiştirir.

    http://www.bugday.org/tatuta/

    Sonuçu tekrarlıyorum. Yazın bence kesinlikle olumlu bir amaça hizmet etmiyor. Tüm ürünler kötü hepsi ilaçlı bilgisi yanlış. Bilgi eksikliğin var. Ama sürekli kandırılmaya çalışıyoruz. Buna karşı artan oranda uyanık olmak zorundayız.

    Burdaki türde paylaşımlar ekolojik olanı bulmak kullanmak ve üreticisini desteklemek amacını taşıyor. Senin amacını anlamadım.

    Alpay

  14. alpay dedi ki:

    internette kısa bir araştırma
    Azot gazı kullanımı
    http://www.azot.gen.tr/kullanim_yazi.html

    Doğal azot dengeleri ve zararları konusunda bir yazı.Özellikle altta fazla azotun zararları.

    http://www.sizinti.com.tr/konular.php?KONUID=2648

    Bitki dayanımını arttıran ilaçlar knusuda da bir sürü makale var.
    Google da arama yaptım. bitki dayanımı arttırıcı ilaçlar

    Sanırım kapitalist şirketlerin buldukları teknolojilerin üreticisi olarak eksikliklerini saklanabiliyorsa eğer sakladıklarını ne yazıkki sadece içgüdüsel olarak bileceğiz. Kanıtlamak mümkün olmayacak. Kimisi buna inanacak. Kimisi inanmayacak.

    Şimdi ihtimal azot zararlarını konuşurken “ama diğer yediklerinizde çok kötü” demek ve “o zaman hepsini yiyelim gitsin” sonucu beni tatmin etmiyor.

    Azot ve ithal uzun dayanan,yöresel olmayan ürülerdeki ihtimaller konuşulmalıdır.
    Cips yemek zararlıdır. İsteyen yesin banane. Ama bu konuyu düşünmeyen düşünsün. Bu zararlı değil.

    Annecugun arkadaşıma da birşeyler söylemek istiyorum. Organik tarım konusunda bilgi eksiğin olduğunu düşünüyorum. 20 Yıldır bu konularda mücadele eden STÖ leri ya da kişiler var. Buğday dergisi ve içinde bağlantılı yüzlerce kişi ile bu konuları derinlemesine inceleyebilir bir sürü veriye ulaşabilirsin. Amacın buysa.

    Fakat bana yenen tüm buğdayı kötülemek pozitif bir iletişim gibi gelmedi. Evet şehir yaşamı, pc zararlı. Gidenler var. Bir sürüsünü tanıyorum. Ama hiçbir veri olmadan tüm buğday kötü çıkartımını umutsuzluk olarak görüyorum. Umutsuzluk bulaşıcıdır dikkat.

    Mesela şurda şöyle bir haber var.
    http://arsiv.sabah.com.tr/2007/02/06/eko112.html

    Türkiye kimyasal kullanımı konusunda diğer ülkelere göre daha şanslıdır. Sebebi gelişmemişlik. Toprak/kimyasal oranı yunanistanda 14 birimken türkiyede 0.6 birim.
    http://www.cografyaciyiz.com/forum/index.php?topic=204.0;imode

    benzer bilgiler heryerde var.

    Pc kullanımı ise bireysel özelliklere bağlı olan bir şekilde fazla kullanımı zararlı. Buna kişiler tamamen kendi fayda-zarar ilişkilerine göre bakmak lazım. Hayatını pc üzerinden kazanan birini pc zararlı demek çok mantıklı değil bence.

    Hayatında köyler ne kadar var bilmiyorum ama organik tarım amaçlı kurulmuş çiftlikler var bu linkte bir incele derim ben belki fikirlerini değiştirir.

    http://www.bugday.org/tatuta/

    Sonuçu tekrarlıyorum. Yorumun bence kesinlikle olumlu bir amaça hizmet etmiyor. Tüm ürünler kötü hepsi ilaçlı bilgisi yanlış. Bilgi eksikliğin var. Ama sürekli kandırılmaya çalışıyoruz. Buna karşı artan oranda uyanık olmak zorundayız.

    Burdaki türde paylaşımlar ekolojik olanı bulmak kullanmak ve üreticisini desteklemek amacını taşıyor. Senin amacını anlamadım.

    Alpay

  15. Berceste dedi ki:

    Senin ya da degil, uyariyorsun ya bu yazi ile her ikinizin de eline saglik! Uyarmak, gozumuzu acmamizi saglamak, bunun icin zaman ve gunlugunde yer ayirmak inceligini gosteriyorsun ya herseye deger.

    Sutcumuzu sayende tanidik. Bizim minik hanim mis gibi yogurtlari yiyor simdilerde. Yasasin icim rahat! Tesekkurler Ayca ve Aysun the Sutcu. Darisi diger tukettigimiz gidalarin basina.

    Seray, gogus kalkani ile uc birbirinden farkli. Ben mecburen(elimde olsa ikisini de kullanmazdim!) Medela’nin kalkanini(hastaneden vermislerdi, memnun kaldim), Avent’in gogus ucunu(bunu da hastaneden verdiler ama sonrasinda buyugunu kullan dediler ama soylerken verilen isim yanlismis) kullandim. Gogus uclarinda Avent’te iki boy var. Satanlar bilmediklerinden ellerinde olani vermeye calistiklarindan yok deyip sasirtiyorlar, ben bulabilmek icin merkezlerini arayip var olan dukkandan temin etmistim. Yanlis bilgi veren hastane yetkilisini de uyarmislardi. Ama biberona mahkum kalirsan sakin ama sakin polikarbonat biberon kullanma! Ne marka olursa olsun. BPA iceriyorlar ve arastirdiginda BPA ile ilgili her turlu bilgi internette var. Insallah hersey yolunda gider ve mis gibi anne sutunu hic araci maddelere gerek kalmadan icer kucumen!

  16. annecugun dedi ki:

    bu yazinin hemen arkasindan turkiyede tartisilan konuya ve icerigine baktiginiz zaman (sanki cok yeni bir olaymis gibi piyasaya haber yapildi)

    market ve pazar arasindaki ayrimi ortaya koyabilecek gercek analizin ortaya konamadigini sanirim bilirkisi agizlardan dinledik.

    yukarida yazilan cevabi okuyunca, dilini acikcasi yadirgamakla ve birazda sasirmakla birlikte,yazdigim seyin anlasilamadigini dusunuyorum. uv etkisi ile iz miktarda toksisite arasinda cok ciddi farklar oldugunu ifade etmeye calismistim. ama tabii olumune bir konuyu savunmak gerekirse, hem dogru taraflarini hem de yanlis olan taraflarini da ifade edebiliyor olmak gerekir. sanki tum bu yazilarda siyah ve beyazlar olusturulmus. peki sormak istiyorum acik bakliyat almanin hic mi zarari yok? ya da anadoluda brucella vakalari asparagas gercekler mi? dolayisi ile gercek durum pek de siyah-beyaz degil, grinin degisik tonlari da mevcut.

    ornegin bilgisayar ekranindan aldiginiz kisa dalga boylu uv ya da cep telefonun manyetik etkisi, komsunuzun wireless i direk mutasyonlara neden olabilir ama iz miktarda aldiginiz toksisite sekonder etkide sistem tarafindan elimine edilmezse mutasyonlara neden olabilmektedir. bu ifadeye karsin, gercekten market ve pazar ayrimi yasamayan birisi icin yukarida yazilan cevabi hayretle karsiliyorum. cunku malum oldugu uzere ve gectigimiz hafta tum kisilerden dinledigimiz uzere malzemenin kaynagi ayni yerden geliyor ve paketin icindeki paketin ustundeki cikmama olasiligi cok buyuk.

    not: pazara gitmiyor gibi gozuksem de:) bahcesinde muz yetistiren birisi olarak, muz her zaman yesil toplanir, toplama esnasinda etilen gazi (olgunlasma icin) bitki tarafindan salinir ve bir sure sonra kagida sarili muz sararir. hatta ayni teknik elma, armut icinde mevcuttur. bunu bitki kendi hucrelerindeki sekeri arttirmak ve hucre duvarlarini ayristirmak icin yapar. bu nedenle tatli, sulu elma yenir hale gelir.

    arastirilmasi gereken bir nokta: turkiye de organik tarima soyunan sirketlerin yuzde kaci gdolu urun uretmek icin taleplerde bulunmaktadir/bulunacaktir. uzerinde cok ciddi dusunulmesi gereken bir sorudur, medyadan gelecek 5 yil icerisinde bu konuda lider firmalari arastiriniz.

    a. %0, b. %100

  17. annecugun dedi ki:

    alpay bey bu konuda ben sizinti, sabah gazetesi gibi kaynaklar yerine http://google.scholar.com veya http://www.pubmed.com gibi kaynaklari takip etmekte fayda oldugunu dusunuyorum.
    ornegin turkiye cinko fakiridir. ancak çinko toprakta bulunmasi gereken bir elementtir. kimyasal içerik azligi aslinda bazi kimyasallar acisindan fayda iken, bazilari için cok ciddi zarar demektir.

    benim yazilarimda cok acik bir soylem var, amaci da cok belli, uygulanabilirlik sorunu var bunu uretici biliyor, ancak tuketiciye etiketlemiyor.

    1. ekolojik tarim uygulama alanlari ulkemizde tam olarak tespit edilmemistir (aynı gdo yonetmeliginde oldugu gibi)
    2. oyle ki ekolojik tarim etiketi altinda bir urun piyasaya suruluyorsa ve buna 10 lira paha bicilip, koylunun markete ve pazara gonderdigi ayni kalitede mal 0.5 lira eder buluyorsa bu iste bir sakinca vardir

    3. ekolojik tarim icin toprak icerigi, polenlesme, asit yagmurlari gercegi goz ardi edilmemelidir. urun uzerindeki mikolojik, bakteriyel olusumlar surekli olarak denetlenmelidir. bu denetlenme ekolojik tarim icin piyasaya surulen tohumlarin daha oncede islah kosullarina maruz birakilmadigini gostermez

    bu noktadan hareketle amacim bunca yildir ogrenmis olduklarim ile birlikte soylenenlerin tek yonlu olmadigi konusunda farkindalik saglamak. yani ortaya konan bazi yazilar var ama bu yazilar hakkinda daha once gosterilmis baska gerceklerde var. eger bu konuda sarfettigimiz efor bir iletisim ve bilgi paylasimi ise yazilanlarin diger tarafininda olabilecegi konusunda farkindalik olusturmaya calisan birisini neden yadirgadiginizi anlamakta gucluk cekiyorum.

  18. annecugun dedi ki:

    unutulmus cevap: bugday bu yazi dizisinde bir umutsuzluk unsuru olamaz cunku bir bitkinin domestik hale islah edilerek getirilmesi (binlerce yil once) nesilleri doyuran bir unsur olmasini saglamistir.

    yeniden altini cizmek istiyorum: farkindalik saglamak iki yonlu olmalidir. nedenleri nicinleri olabilecegi gibi, artilari eksileri de tartisilabilmelidir.

  19. alpay ogus dedi ki:

    merhaba annecugün yazma emeğin için teşekkürler. Yazdıklarını okuduktan sonra bir daha okudum. Ve bir sonuca ulaşamadım. Son özetlediğin hariç.

    İki yönlü farkındalık. Bende bunu yapmaya çalışıyordum.

    Geriye dönük yazılanları toplu okursak iki konu ön plana çıkıyor. Ben praikte benim hayatıma olan etkileşimlerle daha çok ilgilenmeye çalışıyorum. Pratikte evde wireless kullanmıyor cep telefonumu kulaklıkla kullanmaya çalışıyorum diyorum.
    Sizin bakış acınız ise daha çok yan komşunuz wifi kullanıyorsa siz buna ne yapabilirsiniz türünde bakıyorsunuz.

    Asit yağmurları var. Evet birde bunların yanında daha az katkılı birşeyler yemeye çalışsam ve bunları kovalasam bir önceki şartlardan daha avantajlı duruma geçmezmiyim.

    Ayrıca daha önce yazdığım sebeplerden dolayı ağız tadımı bilim insanlarının önerilerine yeğ tutarım. Ama onlarıda dinlerim. AMa bilirimki söyledikleri bildikleri kadardır. Bilmeme ihtimallerini cebimizde tutalım.

    Mantı yemek istiyorsanız kayseriye gittiğinizde yiyiniz. Buna bir de azot katıp yemenin bir alemi yok. Talep olmazsa üründe olmaz. Kayseride yemektede sorun var diyorsanız. Sorunu yakalarsam bunu yememek ile çözerim.

    Ama yaşadığım örnekler ve ağız tadım sizin tersiniz şeyler söylüyor. Yaman peynircilikten yediğim bir peynir var mesela. bunu keşke analiz etmenin bir yolu olsa. Mesela geliboludan alınan et ürünleri. Mesela bozcada balık ürünleri. Mesela klasik yöntemle yağ üreten mustafa arkadaşımın yağı…vs. Bilimsel değil tadımsal. Bozcada ev şarabı. Adı gizli yasak çünkü 🙂

    Heryerde aynı onuda yesen zararlı bunuda yesen zararlı değerlendirmenizi hala aynı algılıyor ve bunu hala umutsuz buluyorum.

  20. nalan dedi ki:

    Merhabalar,

    Yazınızda hemen klasik yöntemle üretilen yağ kısmını yakaladım. Bu yağın tereyağ olma olasılığı var mıdır ?

    Zeytinyağ konusunda şanslıyım çünkü soğuk taş baskı olanına ulaşabiliyorum ama tereyağ konusunda tavsiyeniz varsa duymak isterim.

  21. alpay ogus dedi ki:

    Maalesef zeytinyağı söylediğim.

    Yazıma bir şey daha eklemek istedim şimdi. Umutsuzlık tüm kötü gıdalardan daha zararlıdır. Yediklerinizin tamamı rezalet ile buna sebep olunmasına karşıyım. Mutluluk, çaba vs. (polyanna gibi olmasın) kimyasalları bile altedebilir. Mükemmel bir mekanizmaya sahibiz. Kendi gücümüzle kendimizi yok etmediğimiz sürece. Çünkü başkası bizi yok edemez. Bizi sadece kendi gücümüz yokeder. Eğer konu buraya konu derinleşirse ayrıntılı yazarım. Doğamızın alışkanlığı olan bir konudur bu. Her yapı kendi içinde sonsuz yaşamıda, kanseri de barındırır.


Önceki yazıyı okuyun:
ateş

Beni çağırıyor sanki burası: yaz yaz yaz!! Kafamda yine dönüyor kelimeler. Bu akşam işim erken bitti gidip yatsam ya! Yattığım...

Kapat