No public Twitter messages.

Hayat bugünlerde ağır basıyor ruhuma. Tatil iyi gelmişti oysa.. İstanbul’a ve sorumluluklara geri dönmek canımı sıktı.Yetişemiyorum, yetişememek bana ağır geliyor omuzlarım çöküyor. Aynı anda 10 işi yapabilen ben sadece Erin’e bakıyorum bakmadığım zamanlarda yorgunluktan uyuyorum ya da uyumuyorsam evle ilgili işleri yapmaya çalışıyorum.İki kelime gazete okumak ya da manikür pedikür yapmak lüks oldu hatta mumla aranır oldu. Her anne böyle mi ? acaba manikür yapmaya vakit bulamıyor mu?  şöyle bir kahve eline alıp da kitap okumak yoksa mazide mi kaldı.. hah birde süt yapsın diye her mutfak geçişinde ağıza tahin,su, bitki çayı hatta abarıp vita malt yetmeyip biraya dayanan yegane manyak ben miyim?? ya da süt bahanesi alkolik olma yolunda mıyım??  yoksa tek ben mi bu kadar beceriksizim 24 saat bana yetmiyor bilemedim.Oldukça yetersiz yeteneksiz başarısız ve de huysuz ve de sıkıcı ve de ve de ve de.. de de deeee pesimist ve de ve de normale döneceği konusunda ahkam kesen ama kendi beceremeyen  ve de nasıl işin içinden çıkılacağını bilemeyen biri oldum çıktım .. bu “ve de” ler uzadıkça uzayabilir….
Bundan sonra sorumluluklarımı azıcık azaltma kampanyası başlatma kapsamında bloguma yazmaya ve diğer bloglara bakmaya biraz ara verme hatta bilgisayarı açmama çalışması başlattım.
Biliyorum ben fotoğraflarımla uğraşmazsam, iki kelime internette okumazsam, pandüle bakmazsam,fotokritiği gezmezsem, arkadaşlarımın bloglarına bakmazsam, maillerimi kontrol etmez ve de onlara cevap vermezsem ÖLMEMMM…ama kafamda bunların sosyal sorumluluk kapsamında yapılması mecburi işler olarak dönmesinden kendimi kurtarabilirim…
Kimbilir bu sefer de yalnızım dostlarım yalnızım şimdi diye geri dönebilirim..

Bu Yazılar Da İlgini Çekebilir

9 Yorum

  1. pelin dedi ki:

    Ayça cım seni çok iyi anlıyorum …dokuz aylık bir kızım var ben de işe başladım
    zaman aynı duyguları yaşadım ………
    Lütfen keyfini çıkar bu güzel günlerinnn……

    Erini çok öpüyorum…..
    pelin

  2. Açalya dedi ki:

    Su anda bir gogsumde pompa sana yazmaya calisiyorum, gecenin 12’si, Tammo yatmis, ben alt katta yaziyorum, telsizden Dante’nin miyklamalari esliginde yaziyorum. Aklim orada, uyumadan biraz once cok fena halde yaygara yapti, hickira hickira, anlamadik ne oldu…
    Seninle oylesine ayni ki yasadiklarimiz, bana biraktigin yorumlari gozlerim dolarak okuyorum. Miyklama aglamaya dondu, Tammo’yu duyuyorum Almanca konusuyor, nedir problemin kucuk adam diye…susturamiyor, ben bu yoruma bir virgul koyup yukari cikiyorum..yarin yazarim yine…

  3. köşenin delisi dedi ki:

    Ah Ayçacım yine ne çok üzmüşsün kendini :(( tabii ki “yetersiz yeteneksiz başarısız ve de huysuz ve de sıkıcı” falan değilsin… bak ben de bu yorumu Toprak’ı emzirirken tek elimle, kaplumbağa hızında yazıyorum. 🙂

    bence sen çok iyi bi annesin, resimler ve yazdıkların, sonsuz sorumluluk duygun, kendini bu kadar hırpalaman böyle söylüyor bana… o kadar güzelsiniz ki hepiniz resimlerde…ama bir konu var ki haklısın..biz oğlaklar iflah olmaz pesimistleriz!! şu dönem geçene kadar geçici bi burç değişikliği-nakli falan mı yaptırsak acaba 😛

    demişsin ki.. “Biliyorum ben fotoğraflarımla uğraşmazsam, vsvs ……ÖLMEMMM…ama kafamda bunların sosyal sorumluluk kapsamında yapılması mecburi işler olarak dönmesinden kendimi kurtarabilirim…”

    ayçacım tabii ki ihtiyaçlarını ve ruh haline neyin iyi geleceğini en iyi sen bilirsin…kendi adıma, internette dolaşmak, blogları okumak ve kendi bloguma iki satır olsun karalamak bana terapi gibi geliyor. tabii ki ölmezsin yukarda saydığın şeyleri yapmazsan..ama iyi gelyorsa sana bence devam et yapmaya…sosyal sorumluluk ya da mecburi iş diye görüyorsan tabii ki yapma, iyice yorulur yoksa o güzel kafan…ama iyi geliyorsa, gülümsetiyorsa seni, dinlendiriyorsa yap…benim naçizane düşüncelerim bunlar tabii..seni çok sevdiğim için söylemeden edemedim… 🙂

    kahve+kitap kombinasyonu bi süre uzak görünüyo haklısın..ben emzirirken okumaya çalışıyorum…ama biraz büyüyünce beyimiz ona da izin vermeyecektir belki bilemiyorum!! ne de olsa biz ay olarak sizlerden gerideyiz şu anda, biraz sonrasını kestiremiyorum o yüzden…ama herkesin söylediği şu: 2-3 yaşına gelip de yuvaya başladığında rahat edeceksin, kitap okumaya vs başlayabileceksin tekrar…bilmiyorum …bu da tuhaf geliyor bana…bu kadar isteyerek doğurduğum böylesine muhteşem bi varlığın hemencecik 2-3yaşına gelmesini sırf kendi hayatıma çabucak dönebileyim diye istemek onun o 2-3 yaşına haksızlık olurmuş gibi geliyor… yani illa ki geçecek bu zor zamanlar di mi 🙂 Ama geçti mi de bi daha geri gelmeyecek…ne Toprak bir daha 3 haftalık olacak, ne de Erincik bir daha dört aylık olacak.. ne de biz 30 olacağız bir daha…

    dönersen “yalnızım dostlar” diyerek dönme… bak, yalnız değilsin çünkü 🙂

  4. AyçA dedi ki:

    Yapamadım yine geçtim buraya oturdum ve yazdıklarınızı okudum.. Öncelikle sanırım Erin sadece ve sadece 10 dakika emdiği için emzirirken birşeyle meşgul olmak pek mümkün olmuyor :)) o kadar kısa bir süre ki başka şeye bakamıyorum birde yeni bir huyu var emerken birden durup kafayı bana çevirip gülüyor.. beni kontrol ediyor ona bakıyor muyum bakmıyor muyum ?:)) Elif haklısın bir daha bu günler olmayacak ve ben çok özleyeceğim.. her gün bir önceki günü özlüyorum .. beni sıkıntıya sokan zaten Erin asla değil beni sıkıntıya sokan bir oğlak ağırlığındaki sorumluluk hastalığım.. diğer işleri tam yapamamak ve beni bu mükemmeliyetçilik mahvetti ….yoksa Erinle geçen dakikalar su gibi akıyor ve çok şükürki şeker gibi bir oğlum var.. ve büyüdükçe ilişki ve yaşananlar büyüyor ve her anı ayrı bir tatlı oluyor.. beni delirten yemek yapmak evi temizlemek- kadın da geliyor hee bu arada 😉 – Ama sanırım dün gece oturup bunları yazmak gece 12 ye kadar bilgisayarımın balında kalmak birşeyler okuyabilmek ve sabaha karşı Erin uyandığında uykusuz hissetmemek iyi geldi.. hemde inanır mısın bugün balkonda dergi+kahve keyfi bile yaptım.. işte ben böyle bir deliyim arada gelir taşarım sonra normal fokurdamaya devam ederim..Açalyanın blogunda “peçete”nin bir yorumu var ” lohusalığım 1 sene sürecek ilan ediyorum” !!! :))
    yalnız olmadığımı hissettirdiniz her zaman biliyorum aslında hepimiz aynı duyguları yaşıyoruz 1 ay önce 1 ay sonra..birbirmize böyle moral veriyoruz.. hiç yüzünüzü görmedim – yani sanal olarak hariç- ama bu kadar çok yakın hissetmek bana güç veriyor..uzun uzun yazdığınız için bu bebekli halinizle ne kadar teşekkür etsem az..

  5. köşenin delisi dedi ki:

    hehehehehe biliyodum dayanamayıp yine nete gireceğini 😀 Ohhh be rahatladım yorumunu okuyunca…çok sevindim iyi olmana 🙂 Gerçekten… bi süre sonra okutmaz belki Toprak kitap mitap derken tam da dediğin o bakıp kontrol etme olayını kASTEDİYORDUM:) deneyimli annelerin dediğine göre bebekler belli bi zaman sonra emzirirken bile başka işlerle oyalanmanı kıskanıp sadece kendisiyle ilgilenmeni istermiş 🙂 Görüşürüz.

  6. Elif TEPE dedi ki:

    ayçacım,
    evet bu yaşadıkların %100 gerçek ve %100 seni “anne” yapan duygular..

    kızım dünyaya geldikten sonra “elime çayımı alıp HİÇBİRŞEY YAPMADAN 10 dk geçirmek istiyorum” diye ağladım günleri biliyorum…”banyo yapmanın lüks olmadığı günler istiyorum” diye … zira emzik yerine beni kullanan kızım, her yarım saatte bir 10 dk emerek, bu arada uyuyarak,memeden çıkarınca uyanarak beni kısmi ruh hastası yapmıştı.. kimseye ahkam kesmek istemem, öyle algılamayın ama eğer bebişleriniz normal zamanlarında ve kendi standartlarında doğmuşsa halinize şükredin. kızımız kayra gülçin 32. haftanın sonunda, 1,800 gr ve 40 cm olarak dünyaya geldi. üstelik bu da ancak çapa tıp fakültesinde 15 gün boyunca süren “aman doğmasın, 1 gün olsun geç gelsin” çabası ile oldu.. karaciğeri tam gelişemediği için sarılığını atamadı, uzun bi süre fototerapi aldı, vücudu kendisini bi türlü ısıtamadığı için 10 dkda bir ısısını ölçerdik ve 36.5un altına düşürmemeye çalışırdk… sonra pamuğu keşfettik ve gerçekten “pamuklara sarıp sarmalayarak” büyüttük… çünkü pamuk, ısıyı tuttuğu için vücut ısısını korumasını ve üşümemesini sağlıyordu… şubat ayında doğan kızım, mayıs ayında bile çoraplarının içini doldurduğumuz pamuklarla yaşadı…

    tam kızım toparlandı, 5 aylık oldu derken, bi gün arabanın içinde burnuma tereyağı kokuları gelmeye başladı.. eve geldiğimde ilk yaptığım tuvalete girmek ve sonrasında çığlık atmak oldu: ce ee, hamileydim.. ve ilerleyen zamanlarda düşük tehlikesi ile geçecek bir hamileliğin ilk günleri başlamıştı… bu arada biri prematüre bebeğim varken ve “inşallah zamanında doğurmayı başarabilirim” dediğim diğer bebeğime hamileyken, LESe hazırlanıp,sınavı kazanıp yüksek lisansa başladım ve oğlumun doğumundan 5 ay sonra işimin başına geçmek zorundaydım…

    bu kadar şeyi niye anlattım?

    hayatlarımızın detayları çok farklı olabilir. ama an başlık hep aynı: çocuk! bu konuda bir kaç şey söyleyebilecek kadar deneyimli olduğuma inanıyorum. burada hepimiz, senin yaşadığın duyguları yaşadık/yaşıyoruz/yaşayacağız…. bu yüzden birbirimizi görmeden bu kadar rahat ve içten iletişim kurabiliyoruz.. bir üst kimlik gibi olmuş annelik:) adımız, yerimiz,işimiz, hikayemiz ne olursa olsun, diil mi ki anneyiz, that’s all:)
    (önerim, bi gün bi yerde toplaşmaktır, bi cumartesi.. alalım çocuklarımızı ohhh keyif yapalım 🙂

    hissettiğin bu duygular seni “anne” yapan duygular.. ha, bu arada bunların bi etap sonrasını da söyliyim sana: “AAOHD Sendromu” (anladım ki anne olmaya hazır diilmişim ) İnan bana!

    anne olmak, kendini didik didik etmek demek… (şanslı olanların) 9 ay taşıdıktan sonra içlerinden çıkardıkları çocuklarının aslında hiçbir zaman “iç” ten çıkmaması demek….

    bu arada, süt ile ilgili söyliyceğim şey şu: tanrı insanı mükemmel bi dengede yaratmış. kesin olan şu ki herkes sana sütün artsın diye onlarca formül verecek/veriyor.. ama tecrübeyle sabit bu iş için sudan daha kesin bir şey yok… hem alan razı veren razı.. sen su içip kalorileri yakıyorsun, Erincik’e de bol bol süt oluyor…

    çok uzattım… sözün özü, bunlar gerçek ve önemli duygular.. geçecek mi? evet, bitecek mi? hayır.. farklı boyut ve frekanslarda, farklı nedenlerde ve farklı şekillerde sen bu duyguları heeeep taşıyacaksın…

    naçizane son söyliyceğim şey şu: erinin şu anda en çok ihtiyacı olan şey, sağlıklı, dingin ve güçlü bi anne.. bu da sensin ayçacım.. o uyuduğu an , seni dinlendiren şey neyse onu yap… önce sen iyi ol ki,SİZ iyi olabilesiniz…

    sevgilerimle,
    elif

  7. Pratik Anne dedi ki:

    Bakiyorum yeni annelerin bloglarinda konu birligi etmiscesine yorgunluk yetersizlik bunalim duygulari dolu.
    1. Bunlar gecici
    2. Hicbiriniz (hicbiriniz) yetersiz degilsiniz. Sadece yorgunsunuz, belki kendinizden beklentileriniz cok yuksek ve de eskiden kendinize ayirdiginiz “Ayca” veya “Acalya” veya “Derya” zamani yok gibi geliyor.
    3. Gibi geliyor diyorum cunku bu zamani yaratacak sizlersiniz. Hem anne, hem es, hem ev kadini, hem is kadini olarak mukemmeliyetci olmak istiyorsunuz ve 24 saatte bunlar olmayinca tatminsizlik olusuyor. Bunlarin onem sirasini tekrar duzenleyip bir kismindaki kendinziden yuksek beklentilerinizi alcaltirsaniz o “gibi gelen” kendinize ayiracaginiz zaman kendiliginden size gelecek.

    Benim tavsiyem, dedigim gibi, oncelik siralamalarinizi gozden gecirin. Annelik 3. plana dusmez ama ev kadinligini biraz sallayabilirsiniz veya is kadinligini sadece yettigi kadar yapip super kadin olma iddiasindan vazgecebilirsiniz. Gunde kendinize bir saat kafa dinleme, yuruyuse cikma, kitap okuma, resim yapma, fotograf cekme, spor yapma suresi ayirin. Bebishlerinizi mumkun oldugunca buna katabilirsiniz veya katmayabilirsiniz de. Ama o 1 saat herseyin ustune cikmali. Gunde 1 saat kendim icin faydali istedigim birsey yaptim, dediginiz aksam tatmin duygusu geri gelmis olarak kafanizi yastiga koyacaginiza eminim.

  8. Didem dedi ki:

    Ayçacığım, inan bunlar geçiyor ilk başta yetersiz hissetmeye başlıyorsun ama sonra artık masanın toplanmamış olması seni rahatsız etmemeye başlıyor, ya da yemek yapılmamış olması. Oğlun ilk anneye benzer ses çıkarttığında çamaşırların yıkanmaması yada ütülenmemesi aklının bile ucundan geçmiyor.

    Aslında kimse senden ev kadınlığı yapmanı beklemiyor ki sen kendini mutlu hissedeceksin ki erini mutlu edesin. O da senin stresinden etkilenir sonra boşver herşeyi hayatın mutluluklarına bak sen. Ne güzel bir çocuğun var.Seni seven bir kocan var ailen var… Bu günler geçtiğinde bunları gülerek hatırlayacaksın .

    Senin tek görevin erin beyi beslemek ve onunla ilgilenmek onu yapıyorsan bırak dağınık kalsın şekerim.

  9. AyçA dedi ki:

    Asya,Elif,Pratik Anne ve Didem.. öncelikle bu kadar değerliolan vaktiinzi ayırıp bu kadar uzun uzun durumu anlattığınız için çok teşekkür ederim..
    Elif özellikle seni çok tebrik ederim çok güçlü kalabildiğin için..
    Asyacığım inan bana çok çok moral verdin. 🙂
    Ben bu yazının ertesi günü yani dün itibariyle kendimde çok büyük değişiklik yaptım: herşeyi bıraktım oluruna.. evet bir günde oldu.. dün aynen yazdıklarınız gibi 1 saatimi sadece kendime ayırdım.Balkonda oturdum kahvemi koydum dergimi okudum..hiçbir şeyi düşünmeden ve yapabildiğimi görünce çok mutlu oldum onun mutluluğu ile şöyle bir evi toparladım ve bilgisayarımı açıp blogları gezdim…sonra giyindim hazırlandım Erin uyandı ve sokaklara çıktık.. akşam eltimin doğum günüydü ona gittik.. ve ben geç yatmama rağmen dinlenmiş kalktım..
    şimdi bugün hemen bu yazıyı ana sayfadan kaldırıyorum ama postlarımın arasından kaldırmıyorum ki ne zaman dara düşsem dönüp burayı okuyacağım.
    Şİmdide Erin sabah uykusundan kalktı .. bir kuralımı çiğneyip onu öğle uykusundan önce dışarı çıkartacağım ve Alpayın ofisine 1 saatliğine bırakıp gidip saçlarımı kestireceğim .. kendime bakacağım:) Ben mutlu olamazsam Erinde olamaz.. İşte tüm bu değişiklileri tamda dün tamda ben yaptım.. yazdıklarınızın desteği büyük.. insan bazen biliyor ama uygulamaya geçmek için bir başkasından duymak istiyor.. her dakika şükretmek gerektiğini bir kere daha bu son iki günde anladım..
    Hepinizi öpüyorum..


Önceki yazıyı okuyun:
Evim Evim Güzel Kirişim**

Gözümde uyku, yol yorgunu tatil sarhoşu: çamaşırlar mı önce yıkansın evin tozu mu alınsın herşey bırakılıp evin özlenen kokusu içe...

Kapat