No public Twitter messages.

Picture+228

Endişe ettiğim ancak artık son bir nokta koyduğum konu: yuva meselesi.

Sanırım ben, bizim kriterlerimize uygun bir yer bulamayacağım. Peki ama ya ilkokul? Annemin evinin karşısında ilköğretim okulu var ve Alpay’ın Erinle bahçesinde oynarken şahit olduğu bir diyalog:
Öğremen çocuklarına:
” İçeri girin diyorum, yağmur yağıyor, üşüyeceksiniz, içerde oynayın!!”
Yağmurda, sulara basa basa ıslanıp, eğlenen akabinde üstü değiştirilebilen çocuklar yetiştirilmesini istiyorum!!Bir öğretmenin bunun nasıl bir zevk olduğunu, doğanın nasıl muhteşem bir şey olduğunu kavramasını istiyorum, oğlumuza aşılamaya çalıştığımız doğa sevgisinin ileride solmamasını istiyorum. Bir insan ancak doğayı sevdiğinde kendini sevebilir. İnsan doğadır. Yıldızların altında çimenlere uzanıp onları saymadan, gökyüzünden yağan yağmurda ayaklarını patır patır vurup ıslanmadan, böcekleri seyredip hatta onlarla iletişim kurmadan, bazen otları ağzına atıp tadına bakmadan nasıl olur da insan kendini sever ??

Okula gittik. Harika, bahçe içerisinde eski bir köşk. Sahibi çok modern, senelerce Amerikada yetişmiş, güler yüzlü, çocuğu da kendi okulunda, eşi keza aynı şekilde bir bey, pedagog Türk tipi okul müdürü görünümünde ama son derece bilgili ve doğru yönlendirme çabasında. Erin heyecandan ölüyor: “anneanne taşındı artık okula gidebiliriz” cümleleri içerisinde heyecanını bastıramıyor. Biz de p.tesi günü uyanır uyanmaz toparlandık ” yaşşassıınn sarı okula gidiyorum” nidaları ile yola koyulduk. İçeri girdik. Bir kalabalık söz konusu. Anneler, ağlayan çocuklar, öğretmenler.. Erin pek tabii bu karmaşada bir hayal kırıklığı yaşadı zaten okulun bahçesini hayal etmiş olduğundan ( orada bunu anladık) içeri girmek istemiyor. Ama bahçe ıslak ve tüm çocuklar içeride: yağmur yağdığı için bahçe aktivitesi İPTAL!! Alt kata indik. Erin’in gireceği grup 2007 doğumlu çocuklar 2 kişiden ibaret küçük ve oyuncak dolu bir odada, ben diyeyim 23 siz diyin 25 yaşında, derrrmişimm kıvamında konuşan bir ablaya emanet, “kuralları biliyoruz bu kapıdan çıkmak yok diii miiii ” cümleleri içinde vakit geçiriyorlar. Erin üstünü çıkartmak istemez, kendini güvende hissetmediği için. Ayça karışmaz uzaktan bakar. Neden sonra kaydırak bulup kaymak için odadan çıkmak istediğinde abla öğretmenden bir uyarı alır” ama okulun içinde dolaşmıyoruz!!” Neden ?? biz okulu dolaşmaya geldik ?? anlayamadım?? kurallar öyleymiş. Kaydıraktan bir iki kaydıktan sonra kendini güvende hissetmiş olmalı ki montunu açıp annesine verir Erin annesi de gidip sınıfta sandalyesine koyduğu bir anda öğretmen abla yerinden fırlayarak ” aaffeerrriiin Erineee nasılda güzel montunu çıkarttıı” diyerek kaydırağa doğdu hızla ilerlemeye başlar .” Bir dakika”, “Abartmayın sadece montunu çıkarttı bu zaten kapıdan girdiğinde yapması gereken birşeydi” cümlesini bitiremeden daha öğretmen abla cak cuk Erin’i yanaklarından öpmeye başlar. Çocuk iter abla öğretmen ısrarla” aa ama öpim öpimm bravo Erine” der. Ayça’nın barometre hızlıca yükselmeye başlar. Erin “susadım” der su ister. Abla öğretmen diğer çocuklara da vermek üzere 3 tane “cam bardakta” su getirir ve bana dönüp ” normal olarak biz cam bardakta su vermiyoruz, plastik ve pipetli bardakta veriyoruz” der. Ayça’nın gözler yerinden fırlar. Hayır Ayça oğluna cam bardakta su içmesini öğretmiştir. İçerken yakınında durup kazaya karşı tetikte bekler ama Erin tek başına cam bardakta sağlıklı su içer. Plastiğin içinden içmez. ” Ama öğretmen ablası Erin pipetle içmeyi bilmez” der Ayça, ” olsun annesi alışır” der cevap olarak öğretmen abla!! “Peki başka doğru yaptığı – bize göre – hangi alışkanlıklarını değiştirip alışacak öğretmen ablası bu yuvaya başladığında” diye aklından geçirir Ayça. Üst kata çıkıp bu durum hakkında bilgi almak istediğinde okul sahibi ” aa olur mu onlar hep cam bardakta su içerler cam tabakta içerler” der. Ayça’nın kafası karışır.
Erin ağlayarak yanımdan ayrılmaz bir duruma gelir. Başta pedagog olduğunu bilmediğim Türk tipi müdür görünümlü bayan birden döner “ilgilenmeyin, gönderin diğer çocukların yanına ağlarsa ağlasın” der. Ayça hemen “siz acaba bizim pozisyonumuz nedir ?”  cümlesini aklından geçirip” daha önce hoş olmayan bir tecrübe yaşadık o yüzden dediğiniz yapmayı doğru bulmuyorum” der. Bir dakika sonra konu değişmişken birden okul sahibi laf arasında dönüp beni uyarmaklı bir ses ile ” .. hanım da bizim okul pedagogumuz” – yani siz mi daha iyi bileceksiniz edasıyla – bana iç bilgiyi verir. Tabii Ayça’nın bu durumda utanması gerekir. Vay bana ne oluyor ki beni ve oğlumu ve tepkilerini ve geçmişini ve tecrübelerimizi tanımayan bir PEDAGOG beni uyarmış ben de ukalalık etmişim gibi bir tavır sergilenir.
Daha okula başlamayacak sadece izlenim için gittiğimiz yerde bize kuralları dayatmaya çalışıp bir de annelik dersi alıp neyse ki bir kahve içip “hadi size iyigünler” diyerek hızla uzaklaşmak yerine, su içindeki bahçede Erin’in hayalini kurduğu araba ve bisikletler ile oynayıp sırılsıklam olmaktan büyük haz duyar anne oğul. Okulun önünde çantadan çıkarttığı yedek kıyafetleri değiştirip hızlıca oradan uzaklaşırlar.
Bir yuva hikayesi daha burada sona erer.
Uzunca bir süre yuvaları gezmeme kararı alınır. Varsın Erin arkadaşsız olsun!! Bizim oyun grubumuz boşuna mı var. Haftada iki saat diğer çocuklar ile oynayacak diye, kurduğumuz sistemi, yeni yetme, daha neredeyse kendi çocuk olan öğretmen ablalara çocuğumu emanet edemeyeceğim. Ben çok şey istemiyorum. Sadece çocuğa müdahele etmeyen, kendi istediği gibi oynamasını sağlayan, sağlığına ve kişilik özelliklerine dikkat eden, genel bir potada eritmeyen bir okul istiyorum. Drama dersleri, müzik hocaları, ingilizce dersleri istemiyorum, ” siz isterseniz çarşamba gelin o gün müzik dersimiz var” gibi bir ayırım istemiyorum. Bahçede kurtçuklarla oynasın, ağaçlardan hayali sepetine elmalar toplasın, arkadaşların ikram etsin istiyorum, çamurla oynasın, üstü başı batsın ama mutlu olsun istiyorum.
Akşam babası ” okul nasıldı dediğinde ” daha 2.5 yaşındaki oğlum :
“okulu sevdim ama öğretmeni sevmedim”
“neden ?”
“çünkü oyun oynayalım diyor ben oynamak istemiyorum ama o oynayalım diyor”
diyip bizi mal gibi bırakmasın istiyorum.
Ve artık neden herşeyin alternatifi var da bu oyun okullarının yok diye dövünmek istemiyorum. Bir baba yiğit çıksa da öğrenmek oyunla olur dese de, zeka doğa ile gelişir dese de,  plastik oyuncaklarla dolu olmayan, sınırları belirlenmiş özgür okullar kursa diyorum.

Bu Yazılar Da İlgini Çekebilir

49 Yorum

  1. Iraz dedi ki:

    Çok yakın zamanda sırf merakımdan Adana’ nın en populer kreşine gittim ve de en pahalı!!!

    O gereksiz eklentileri için de ayrıca para istiyorlar, ata binsin para, ingilizce öğrensin para, piyano çalsın para..

    Dedim ki yanımdaki arkadaşıma, herşey için ayrıca para istediklerine göre, neden bu kadar para alıyorlar her ay, yani ne için, biri beni ikna etsin..Oyuncak dedikleri o plastikleri 1 kere alıyorlar, bitti!!Hani dedim, bahçesi olsa tavuklar falan, gerçek çim olsa bahçede hatta ekecekleri bir alan, gerçek kum olsa, çocuklar biraz kirlense, bu kadar dip dibe bütün gün ne yapıyorlar ki falan.. Ve arkadaşımın cevabı, o zaman öğrenci bulamazlar, kaç anne senin istediğini ister ki..

    Çok doğru, senin istediklerinin noktasına virgülüne herşeyine katılıyorum, ama neden bu kadar azız..

    Ben Rüzgar’ a çatal verince “aaa, biryerine batar” diyen o kadar çok anne var ki etrafımda, cam bardaktan su içtiğini görüp “kırıp elini keser” diyenler ve de..

    Katılıyorum sana özetle..

  2. askin dedi ki:

    yuhh yani yuuuuuh! baska bise diyemiyorum!. Gercekten Pedagog olsaydi zate öyle müdahale etmezdi. Üstelik yani senin cocugunu nasil senden iyi taniyacagini düsünebilirlerki, üc dört yillik bi universite egitimi kac cocugun dünyasina bir günde girmesini saglayabilir ki!! sonra baba yigitin cikmasina da gerek yok, her yerde yazar cizer söylenir vs. : ZEKA OYUNLA GELISIR, kural koymak önemlidir elbette ama bu mu yani! helede montunu cikardi diye bide öp yani cocugu vede istememesine ragmen öp! insan bi sormaz mi seni öpebilir miyim diye! ay ben gerildim burda valla. size kolay gelsin ayca ne diyeyim. Simdi böyle detayli yazinca daha önce söyledigin bazi seyleri cok daha iyi anladim! Umarim akli basinda bi Montessori okulu bulursun, bulamassanda sen acarsin, millette faidelenir.

  3. Esra Erdogan dedi ki:

    Ayça;
    yazdıklarının altına imzamı atmak istiyorum. Ben de cocugum doga ile içiçe büyüsün, karlarda yagmurlarda yuvarlansın yerlerde istiyorum.. Dogayı ogrensin istiyorum. Birsey yapmak istemiyorsa veya istiyorsa mudahale edilmesin, sırf cocuk diye mucuk mucuk sIkIstIrIlIp opulmesin istiyorum.. Benim kızım daha 15 aylık ama simdiden cok umutlu degilim..

  4. Açalya dedi ki:

    Okurken çok gerildim. Yaşadıklarını hissettim. Senin yerinde olsam, okul öncesi eğitimi (okul açmak, diploma göstermek, formalite için) alıp hayallerindeki okulu açardım.
    Not: Montessori okulu yok mu Türkiye`de?

  5. askin dedi ki:

    ama ben hep diyorum ya, cocugun sezgilerine güvenmek lazim. cozmüs erin orayi iste! 😀 ben erinin hayrani olaraktan imzali resmini istiyorum:D

  6. Efsun dedi ki:

    Ayca, bende seninle ayni fikirdeyim. Leon Can’in gittigi kres senin hayalini kurdugun gibi bir yer. Ben ve Leon Can cooook sansliyiz! Kresin bahcesinde elma, kestane ve ceviz agaclari var. Bazen minisi almaya gittigimde kafasindan coraplarinin icine kadar kum dolmus oluyor:) Krese kaydimizi yaptirirken ögretmen bir bir sordu Leon Can’in bütün özelliklerini, neleri sever, sevmez hepsini not etti. Benim anlamadigim sey, Türkiye’de o kadar alisveris merkezleri aciliyor, dünyanin parasi harcaniyor böyle merkezlere. Neden kimse cocuklara bir yatirim yapayim demiyorki…

  7. Aylin dedi ki:

    Evet, yine ve bir kere daha bana ‘işte bu’ dedirten bi post daha.
    Aylardır ama durmaksızın yaşadığım küçük ilçenin her bir köşesinde ve hatta varoş sayılan yerlerinde bile aradığım yuva ,kreş ,okul öncesi eğitim merkezi vs… adı her ne ise tarifi burdadır. Budur.
    Yok öle biyer.Ben artık aramayı bırakayım.Siz ki İstanbul denizinde bulamamışsınız ben bu gölde hiç aramayayım.
    Ev gezmesini pasta-börek-dedikodu üçgeninden çıkartabilecek birkaç çoluk çocuklu arkadaş daha edineyim kendi çapımızda yuvarlanıp gideyim.
    Ya da yaklaşık 10 sene daha çalışıp yemeyeyim ,kızım kimbilir nasıl bir ilkokuldayken ben biriktirdiğim parayla hayallerimin yuvasını açayım.Başka çocuklar sebeplensin.En azından gelecek nesillere bi faydamız olsun.
    Az önce yeni mezun,yeni atanmış,yeni işe başlamış anaokulu öğretmeni arkadaşımdan duyduklarımın üstüne tam oturdu bu yazı.İlk 2 haftaları çocuklara kuralları öğretmekle geçmiş.Ne çok kural ve ne çok kural öğrenmek istemeyen çocuk.Öğrencilerine ‘çok konuşan çocuk istemiyorum’diyormuş..Nasıl yani???Şimdi de 10 Kasım için şarkı ezberletmeye çalışacaklarmış.Anlatırken bile her iki tarafın da halinden memnun olmadığı kesin.
    Tamam kurallara ve 10 Kasım a itirazım yok ama ,önce günaydın diyerek selamlaşmayı , gülümsemenin önemini ve kasımda açan o kabarık çiçeklere kasım patı dendiğini öğrense çocuklar ne güzel olurdu…

  8. burcu demirel dedi ki:

    gerildim ben de okurken yaa..amma kil olmussundur..malesef ben de 3-4 yer baktiktan sonra, poyrazi sirf haftada 2 yarim gun cocuklarla oynasin diye yuvaya goturmekten vazgectim..aklimdan da gecmiyor degil, kendim bir yer acsam diye..ama dedikleri gibi, kac anne bizim istedigimiz gibi bi yuva ister ki? belki sen acarsin bi tane, ben de izmite sube acarim..daha once de soylemistim hatirlarsin 😉 ciddi ciddi dusunmuyor musun ayca bu isi? bence harika olur..

  9. hayal dedi ki:

    Iraz benim aylardır diyemediğim birşeyi demiş ve beni sevindirmiş:
    Çocuğuma çatal verince “batar” diyen ya da bardak verince “kırılır” diyenleri çevremde istemiyoruuuummmm… Verdimse ben verdim kardeşim size ne vardır bi bildiğim yahu

  10. Elif dedi ki:

    Kucukken daha kolay degil mi? Kendi evinde kendi duzeninle yetistiriyorsun. O yuzden deliriyorum zorunlu egitim yasinin 5′ e indirilmesine..Izmir’ de yeni moda. Hatri sayilir cogunlukta okul oncesi kurumlarda neredeyse cirkefligin sinirlarinda bir pedagog veya psikolog. Sen gak demeden cocugu da seni de suruye katmak icin kollari sivamis bekliyor! Beylik laflari da yeni model annelerin pek sevdigi”cam faunus”ta cocuk yetistirmek! Cok destekcileri var. Benzer dileklerimi bir tanesine ilettigimde bana cildirmisim gibi bakmislardi:)5 yasa 2 senemiz kaldi. Mideme agrilar giriyor dusundukce…

  11. annecugun dedi ki:

    oglumu gonderdigim okul 2007liler konusunda cok basarili. en azindan biz aile olarak memnunuz. 2 sinif 2007liler var ve okul bu duruma (2 yas) cok alisik. alisma sureci konusunda bizimki sinifin en minigi olarak super olmasa da, sinif ogretmeninin performansi ve yardimci ogretmenleri yonlendirmesi sayesinde makul karsilanabilecek olcude iyi. yeri anadolu yakasinda eski gimanin-selamicesme arkasi. ilk basladigimizda veliler inanilmaz komik kavgalar ettiler ama sinif ogretmeninin kendine guveni ve sinifina sahip cikmasi ile basarili bir sinif yonetimi uygulaniyor. mutlaka min. 1 saat disari cikiliyor (toplamda 3 saat). suyla, kumla oynaniyor, islanirsa ustleri ve cocuk izin verirse ustleri degistiriliyor. yemekleri onlerine konuyor, cocuklar zorlamadan tesvik ediliyor ama zorla asla yedirilmiyor. okul yonetiminin surekli siniflari kolacan ediyor olmasi, ogretmenlerin surekli velilere bilgi veriyor olmasi (kacinmadan, abartmadan ama yurek kirmadan) basarili. ogrenciye yatirim yapilmasi ise bir diger artisi. 2 aydir sabirla bizde oglusumun okul ile birlikte gelisimini gozlemlemekten oturu memnunuz.

  12. Tuğba dedi ki:

    Aycacım Nisandan beri yuva deneyimli biri olarak ve de tek bir gerçek yuva örneği görmüş biri olarak sadece yazdıklarınla karşılaştırabiliyorum kendi yaşadıklarımı..
    Bahçesinde ördekler, tavşanlar, kaplumbağalar olan bir yuvaya gidiyor Maya. Harika çimleri olan bir yer aynı zamanda.
    Nisan’da başladığımız için havalar hep iyiydi ve günde 2-3 defa dışarıya çıkıyorlardı (hatırlarsan 2 ay bilfiil Maya ile birlikte yaşamıştım orada). Yağmur yağdığında içeriye giriyorlardı evet. Yağmurda oynamak tabi ki harika ama yaşlara göre sınıflar grup grup çıkıyorlardı ve örneğin 10 kişilik bir sınıf yağmurda oynadığında ıslanmaları, üstlerini değiştirmeleri, hasta olmaları (bence değil belki ama eminim bir çok veli bu konuda pimpiriklidir) gibi nedenlerle istemiyor olabilirler. Ben bizim yuvamızdaki öğretmenlerin bunu istediklerinden ama pimpirikli veliler nedeniyle bunu yapmayacaklarından eminim mesela. Bu gibi nedenlerle ben bizim yuvamızın bu konuda hassas olmasını çok iyi anlayabiliyorum.
    Maya 2 yaşındayken evde cam bardakla tanışıyor olmasının yanısıra yuvada bir de gerçek bıçakla tanışmıştı. Plastiklerin zor kullanılır olması ve efektif olmaması nedeniyle Maya gibi bir küçük birine bile gerçek bıçakla yemek yedirmeye başladılar.
    Arada iyi örnekler mutlaka var. Doğru bakıcıyı bulabilmek gibi birşey bu. Biz iki garip ve saçma bakıcı örneği yaşadık ama şu an çok huzurluyum.
    Nisandan beri – heleki tam güne geçtiğimiz Ağustos’tan beri – inanılmaz bir gelişim içerisinde Maya.

    Burda da gencecik öğretmenler var. Bazıları çok toy ama yönlendirmeyle düzelebiliyorlar. Okulun yöneticisi ile başıma gelen bir minik örneği paylaştığımda hemen yapıcı bir şekilde çözüm bulmuştu bana.
    İyi örneklere inanmaya devam et, yola katlanabileceğine inanıyorsan gel bizim yuvaya. Hatta gel birlikte gidelim 🙂
    Öpüyorum seni ve Erin’i

    • AyçA dedi ki:

      Sanırım iyi yuva örneği bir tek bana çıkmıyor.
      Benim bulduğum bu yuva o kadar güzeldi ki.. bahçesi büyük eski bir köşk. Arka bahçede meyva ağaçları, tavuk kümesleri, eve gönderilen bahçede dikilmiş naneler v.s.. Sırf bu sebeple anadolu yakasındaki bir okula götürmeyi gözüm yemişti bir de anneme çok yakındı. Haftada iki gün Erin’İ evinden uzakta kalarak iyi bir yere götürebileceğime inanmıştım. Yani bir bedel ödeyerek!
      Sorun zaten bunlar değil benim için. Eşeğe altın semer vursan misali. Dış görünümünün hiç önemi olmadığını anladım. İyi yuva meselesi herkesin kriterlerine göre değişiyor. Etrafımda herkes yuvasından memnun ama ben gidip baktığım yuvalarda şoklar yaşıyorum. Beklentilerim mi değişik ? bilemiyorum.
      Tuğba sen memnunsan eminim ben de olurdum. Ortak doktor meselesi :=))) Ama bize çok uzak. Ben her seferinde başlarda götürüp yanında kalcağım için bana yakın olması gerekiyor. Sonrasında ise her gün götürüp getirmek İstanbul tarfiğinde benden çok Erin’e eziyet. Zaten bizim oturduğumuz yerlerde iyi bir yuva bulmak “bence” çok zor çünkü bahçesi olsun diye yerin dibinde yerler oluyor ya da yolun tam kenarında iş merkezlerinin dibinde..
      Çözüm başka bizim için de zamana ihtiyaç var.
      Bir ik yer daha gezmeye bugün karar verdim. Ön yargısızca. Ondan sonra karar vereceğim.
      Ama bildiğim tek şey var ben yuva falan açamam. Açabilir miyim diye deneme yaptım yok yok kalsın. İKi sonuç doğabilir: ya girdaba kapılıp ben de sistem parçası olurum ya da en kısa ve hızlı sürede yuvayı kapatırım!! sorun okullarda değil bence ailelerde!! ucu açık bir cümle oldu biliyorum..

    • AyçA dedi ki:

      Tuğba peki sen Hülya hanım’ın okul abaşlarken bi r liste verdiğini bundan başkalarını yememesi gerektiğini yazmıştın. Nasıl yapıyorsun? Okula özel olarak mı götürüyorsun?
      Benim en sıkıntılı konum bu maalesef. Bana uzaylı gibi bakyyorlar sorduğum sorularda!!:=)) anlarsın sanırım:P

  13. Mayaya anaokulu ararken rastladığımız manzaralar geçti gözümüm önünden. Bir tanesi eve o kadar yakında ki, 5 dakikalık yürüme mesafesi diye sevinmiştim, tabi işin iç yüzünü görmemiş, aklımdaki sorulara cevapları duymamıştık daha. Okulun sahibesi -daha ilk görüşte- pek(?hiç!) de hoşuma gitmemişti ama ön yargılı olmayıp iyimser olmaya çalışıp sabırla okulu gezdik. Kadın okulda değil de sahneye çıkacakmış gibi dekolte giyinmiş, aşırı bir makyajla bence anaokuluna yakışmıyordu ama ne giydiğinden bana ne demiştim. Bahçesi küçük sayımazdı ama sınıflar minicik. sınıflara girdiğimizdeki şoku Mayacık hala hatırlıyor. Duvar dibine dizilip yere oturmuş 8-10 garibim çocuk, sümükler akmış, boş boş mu desem bön bön mü bize bakıyorlar. Sınıfta dediğin gibi, öğretmen değil de çocukların başında duran bir “abla” var. Birşey yapıyor görünmüyorlar, anlaşılan anneleri almaya gelinceye kadar vakit öldürüyorlar. Mutfakta büyük ihtimalle -ucuza çalıştırdıkları- Arnavut bir kadın bildiğince birşeyler pişiriyor. Ama en zirve anlar, sonrasında müdürenin odasında yaşanıyor. Ne aktiviteler yapılıyor? soruyorum. Ik mık. Kadının Mayayı merak ettiği filan yok. Ben sayıyorum, sunu biliyor, sunu yazıyor, soyle yapmaktan hoslanıyor. Masal gibi dinliyor. Para meselesi konusuluyor. Ben icime HİC sinmediği icin. Dusunelim bakalım, filan gecistirince. Ben telefonunuzu bir not alayım diyor. Pesimizi bırakmayacak ya… Ve Mayanın adını kaydedecek diye, o ana kadar kızımın hakkında hicbirsey merak etmeyen kadın unutulmaz soruyu soruyor:Maya nasıl yazılıyor??!é? ben Yorgoya cabuk gidelim gibi bir bakıs fırlatıyorum. Sanki kadının cahilligi ustumuze yapısacak :))) Yani Maya ender bir isim, Yunancada da syntax vardır, bir sey nasıl yazılır diye bir dusunulur ama bu yazılamayacak bir isim degil, ustelik bu kadın okul acmıs bir egitimci!! Ne biliyor ki cocuguma ne ogretecek. Ben tabi ki orada bedava degil ustuna para verseler cocugumu 1 saat bile bırakmam.
    Maya hala zaman zaman anıyor. Ne zaman simdiki okullarında cok degisik guzel birsey yapsalar; anne diyor hani gitmstik o sumuklu cocukların oldugu okulda hic boyle yaptırmazlar o cocuklara di mi? diyor :)))

  14. Gittigimiz baska bir okulda da, ben elimde not ettigim soracaklarım, o nasıl bu nasıl? diye… ama ben ne sorarsam sorayım kadın, bant kaydı gibi bildiklerini soyluyor. Oyle calısmıs, hazırlanmıs :)))) Ama sorulan en basit sorulara cevaplar yok. Cocukların o aylık bir yemek listesini gorebilir miyim? liste yok! Faaliyetler tablosu gibi birsey. O da yok! O yok bu yok! Size verecek cocuk da yok!

    Sonra simdiki okula geldik. Okul degil ki burası bir ev, kendi mustakil evleri, emekli ogretmen cift. Ama okul sahipleri havasına girip yalnız parayı almaya bilenlerden degil. Kadın mutfaktan çıktı, onunde onluk. Yemekleri ben yapıyorum diyor, kahvaltıda yedikleri recelleri de. Zaten tum meyveler bizim bahcemizden. Eti surdan alıyoruz, yumurtayı surdan. Ben sormadan soyluyor, sormadan anlatıyor. Bahce soyle, tavsanlar var, kaplumbaga, kediler, cocuklara oynayacak 3 kademeli avlu. Faaliyetler, tiyatro, okul gezileri (akvaryuma, tiyatroya, sarap fabrikasına). Ama en cok en cok bayıldıgım, her sene kendi baglarına gidip bag bozumunda uzumler toplayıp sonradan sırasından kurabiye yapıyorlar. Her sene minik ellerden 1 tanecik kurabiye evei bize de getiriyor. Bu sene ben de yaptım, tarifi yazacagim.
    Ben zevkten bayılmıs halde, daha sehrin en havalı/en pahalı okulunu gormemisiz, Yorgoya diyorum “hiç gitmeyelim obur okulu gormeye, bu okul o kadar içime sindi ki” Tamam diyor, gidip Mayayı alalım, sınıftaydı, arkadaslarıyla. “Hadi Maya gidelim annecim, yarın gelirsin” diyorum. Ayrılmak istemiyor Maya. Hayatından memnun, yemek hazırlıgı var, herkesten once masaya oturmus bile 🙂 Zaten cocuk tercihini belli ediyor, acıkca durustce. O gun bu gundur cok memnunuz. Seve seve gidiyor, cok sukur. Anaokulunu sevmesi cocuk icin “okulu” “okumayı” sevmesinin ilk adımı. O yuzden cok onemli. Umarım siz de gonlunue gore bulabilirsiniz…

    • AyçA dedi ki:

      Papatya .. adada bir okul hayali kurdurdun bana :=) böyle reçellerini kendi yaptığım kahvaltılar ikindiler sunabildiğim, bağ bozumuna fotoğraf çekmeye çocukları götürebildiğim!!.. off yaaa.:=)
      ne kadar şanslısın diyeceğim.
      Biz bir okulu daha görüpde Erin için trajedi olursa zaten okul davasını sonsuza kadare kapatmasından endişe ediyorum. Bu cümleyi hızla düşüncelerimden uzaklaştırıyorum. Düşüncelerimizden biz sorumluyuz nitekim!!
      Belki de okulu istememesi o ilk deneyim kaynaklı: göz göre göre yaptığım bir hataydı !! ve belki de telafisi çok zor olacak!.. neyse dertliyim bu konuda..
      Sevgiler

  15. Tuğba dedi ki:

    Hülya Hanım ve listesi konusunda da zorlanmıyorum emin ol 🙂 İlk 2 ay o liste tüm öğretmenlerin görebilecekleri yerde asılı durdu ve mutfakta yemek yapan teyzelerden okulun yöneticisine kadar herkes inanılmaz yardımcı oldu, hala da oluyorlar. Örneğin ikindide nutellalı ekmek varsa Maya’ya ballı tereyağlı ekmek verildi. Ya da o gün listede yoğurt varsa ben evden mandıra yoğurdu götürdüm.
    Bu ayki listede hiçbir şey çıkartmadık örneğin, çünkü Hülya Hn’ın haftada bir kendimizi şımartabiliriz düşüncesi doğrultusunda tüm “şımartıcı besinler” haftada bire indirgenmişti. Maya şimdi haftada bir nutellalı ekmeğini de yiyiyor, nesquikini de içiyor.
    Hülya Hanım haklı çoğu konuda ona hiçbir şey demiyorum ama önümüzdeki ay bu şımartıcı besinler haftada ikilerse ne yaparım bilmiyorum. Maya diğer tüm çocuklar gibi herşeyin o denli farkındaki, neden arkadaşım yiyiyor da ben yemiyorum gibi bir şey oluşsun da istemiyorum..İkindide bu tür besinlerden varsa annemden rica ediyorum saat 16 yerine 15:30 gibi alıyor Maya’yı ve o evde ikindisini yediriyor.
    Fikir ayrılıkları hep olacak.. Mesela geçen ctesi ilk veli toplantıma katıldım ve okulun yöneticisi doktor olan bir veli ile birlikte grip aşısını şiddetle önerdi. Hülya Hn bu konudaki net tavrını çok açık şekilde belirtmişti, yaptırmama imkan yok, kendim de sürekli olurken ben de olmuyorum 2 yıldır..bu tür ikili fikirler hep oluyor ama işte görmek, görmemek, uygulamak ya da uygulamamak bize bağlı..
    Bunların hepsi düzeltilebilecek şeyler, en önemlisi çocukları sevmeleri diye düşündüm ben hep, yanındaki diğer konularda da şansım yaver gitti.
    Umarım bulursun istediğine yakın bir yer.
    PS: Servisi de var buranın, ama en son Levazım civarına gittiğini biliyorum, o civarlardan ya da Z.kuyu’dan alabilirim dersen bir düşün yine de. Sizin oralarda cidden de seçenekler daha dardır.

  16. Blogcu Anne dedi ki:

    Ahh, ne diyeyim. Maalesef mükemmel yuva hiç yok. Ama bu da biraz kopukmuş yani, “okulun içinde dolaşmıyoruz” falan…

    Deniz’in gittiği okuldan genelde memnunuz, her şeyden önemlisi o çok mutlu. Ancak geçen hafta eve bir kağıt geldi ki, “Yoga derslerine başlayacağız, istiyorsanız ayda 50 TL” falan filan. Hadi parasını geçtim diyelim (ki geçmek de istemiyorum, senede 600 liraya neler yapılır!) ama 3 yaşındaki çocuklara yoga öğretme telaşı neden? Acaip bir yoga trendi sarmış bütün yuvaları. Bırakın koşsun zıplasın çocuklar, ne gerek var yani uzayan köpek, yok esnek kurbağa hareketlerine?

    İnsanların çok farklı beklentileri var, doğru. Ancak okul dediğin yerin evde bile öğretmeye henüz cesaret edemediğin şeyleri öğretmesi gerekmez mi? Sen pipetle içiriyorsan “Ayça Hanım, bu çocuk artık cam bardakta içmeyi öğrenmeli” demeleri gerekmez mi? Bir arkadaşımın gayet düzgün cümleler kuran 3 yaşındaki oğluna okulda treni ÇUF ÇUF diye öğretmeye kalkıştıklarını duymuştum.

    Okullar sağduyusuz, gösteriş ve etiket peşindeki ana-babaları tatmin etmeye çalışmayı bırakıp biraz olsun “çocukların ihtiyaçları nelerdir”e odaklanmaya başladıkları zaman daha iyi bir dünya olacak burası 🙂

    Elif

  17. Cevabında bir tek “ne kadar şanslısın” cümlesine takıldım kaldım. Evet, şanslıyız, anaokulu konusunda… ve keşke Maya ilkokulu da bu aynı güzel ve sıcak ortamda okuyabilseydi de benim de aklımdaki endişeler uçup gitseydi.
    Ama ne yazık ki bu sene anasınıfıyla bu okula veda etmek zorundayız 🙁 sonrası ilkokul, o ayrı bir dert, hem de devlet okulu olunca. Özel okul yok değil Giritte ama bizim 2 çocuğu özel okula gönderecek halimiz pek yok. Devlet okullarının hakkında en iyi şeyler duyduğumuz olanı evimize çok yakın, yazılmaması mesele değil. Asıl mesele buradaki eğitim sisteminde. Yunanistan ne kadar “Avrupalı” olursa olsun, eğitim konusunda bence çok da ilerici bir anlayışta değil. Herşeyden önce okullar Laik değil! Pazartesi okul, bizdeki Andımız gibi, duayla (?!) açılıyor, okullarda sınıflarda ikonalar vs. Kanunu olarak koyulmak zorunda olmasalar da, bir veli çıkıp da niye sınıfta İsa ikonası var diye sorsa olay çıkar herhalde. Tamamen gelenekten gelen bir alışkanlık. Yani dini unsurlar herşeyin içinde 🙁 bizim çocuğumuz din dersi almayacak, ama bununla kalması yetecek mi? Evimizde din öğelerinin hakim olduğu bir yaşantımız yok. Biz çocuğumuzun tek taraflı bir dini eğitim almasını da istemiyoruz, din çok kişisel birşey ve dünyada varolan her din hakkında bilmesi gereken şeyleri ve tecrübeleri onun için seçme şansımız var. Bu konuda duygusal bir baskı uygulanır mı? bilemiyoruz. Yani din dersine girmeme hakkı var ama sen neden girmiyorsun? sorusuna da içine sindirilmiş bir cevabı olmalı. 6-7 yaşındaki çocuklar ne anlayabilirler ki dinden.. sonra din tek mesele değil, kritik bir konumda benim çocuklarım, anne Turk, baba Yunan. Her iki tarafta da okul kitapları malum; o tarafı haklı gösterecek şekilde, karşıdakini de düşman olarak öğretiyor. Aman, okul kitaplarındakine körü körüne inansaydık ben bugün bir Yunanlıyla evimi, ailemi, hayatımı paylaşır mıydım, diyebilir insan. Elbette, insan aileden gelen görgüsüne kültürel bir birikimi katıp kendi fikrini oluşturuyor. Ama ben okulda okurken babam Yunanlı değildi ki! “acaba gerçekten o kadar kötülükler mi yaptılar bize?” diye bir an düşündüğümde biraz daha derinden incinmem icin bir sebep yoktu. Kısacası bunlar çok çok hassas konular.. ve kırılmasından korktuğumuz minicik kalpler nelere maruz kalacaklar zaman gösterecek.
    Gördüğün gibi hiç kimsenin hayatı mükemmel değil. Erin daha çok küçük, şimdi bu yaşında kötü bir okul tecrübesi yerine, hiç gitmese de büyük kayıp değil bence. Zaman içinde de elbette alternatifler bulunur…
    Çocuklarımızın hepsi için, beden ve fikir özgürlüğünün tanındığı, açık fikirli ve insana insan olarak değer veren eğitmenlere emanet edebileceğimiz okullar diliyorum!

  18. Nesteren dedi ki:

    aaahhh ahhh o babayiğitin adı Ayça Oğuş olsa,
    ben yaptım hadi gelin dese hemen doğurucam vallaha 🙂

  19. elif dedi ki:

    Bende çoğu zaman bu ikilemi yaşadığım için seni çok iyi anlıyorum. Çocuğuma ısrarla öğretmeye çalıştığım ve buna alışan çocuğumun, benim ayıpladığım yanlışı yapan doğrucularla muhattap oluyor ve olacak olması bana endişe verse de sonuç olarak diyorum ki; ben elimden geleni yapacağım, oğlum bu doğrularla büyüdüğü için sonunda diğerlerini yadırgıyor olaracak.
    Ay çok uzun cümle kurdum ama
    bardak kırılmasını görmeyen çocuk olur mu yaaaa…
    Bu çok zevkli birşey değil mi? Bitek biz mi böyle düşünüyoruz. Çocuk onun kırılabilir birşey olduğunu nasıl öğrenecek plastikte içerse. Dökmeden ve kırmadan içmeyi nasıl öğrenecek sayın pedagog… Mesleğinin söylemi bile çirkin iş. hahaah
    Sevgiler…

  20. elif dedi ki:

    haa bir de KLİŞE ANNE! olma modasına uymadan edemiyorlar. Herkes gibi yaparsan iyisin..Çocuğun diğerleri gibi olursa iyi!!!
    Ne büyük akılsızlık.

  21. Didem dedi ki:

    Ben geçen haftaki gezilerim şaşırıp kaldım. Bora 4 yaşında. Gittiğim bir anaokulu önce beni geç kalmakla suçladı. Bende geçen seneki programınız neydi ki oğlum kaçırmış olabilir. Saklambaç mı öğrettiniz kutu kutu pense mi dedim? Kadın yaptığım espriyi bile anlayamadı 🙂 Şimdi dedi ay başında konu dağıtımı yapıyoruz siz evde çocuğunuzu hazırlıyorsunuz ay sonunda tüm velilere prezantasyon yapıyorlar. Ne prezentasyonu bu dedim. Çocuğu öğrenmeye itiyoruz hemde öz güvenini kazandırıyoruz dedi. Hanımefendi sanırım şaşırdınız benim çocuk daha 4 dedim. Kazansak kazansak karın ağrısı kazanırız. Her pazartesi karnım ağrıyor ben gitmiceğim diye ağlama kazanırız.Hazırlıkları yapacak ve oğluma bunları ezberletecek ne zamanım ne isteğim var.

    Sizin çocuğunuz kaça kadar sayıyor. 30 filan sanırım pek bilmiyorum dedim. En az 100 e kadar saymalı çünkü biz 2 şer ikişerlere geçeceğiz dedi. Peki ilkokulda ne öğrenecekler bunlar dedim.

    Aaa kadın ısrar ediyor bu meb bize verdiği program diye. Bir de demez mi çocuğunuz buradan çıktığı zaman tüm okulların sınavlarını geçebilir. Ne sınavı bu ki ???

    Bir sonraki gittiğim yuva MEBnin programını çıkarttı. İlk konu 1 den 5 kadar sayma. Kırmızı ve mavi rengini öğrenme.

    Ben 4 yaşına kadar yollamadım giden çocuklardan hiçbir eksiği yok hatta bence fazlası var. İçine sinen bir yuva buluncaya kadar gönderme.

    Sevgiler

  22. Güneş dedi ki:

    Çok zor gerçekten ya, ben 3 yuva dolaştıktan sonra sadece ağlamıştım, hatta orada bir anne bana ooo sen çok abartıyorsun ben 3 aylıkken verdim dedi, elmanın sapı, armutun çöpü var deyeceksen olmaz dedi!! Menü yazıyordu, mercimek çorba, soslu sosis, makarna..Günün süprizi ise; bir velinin getirdiği, hazır kek..!!!

    • AyçA dedi ki:

      @Tuğba .. evetgaliba biraz savaşmak gerekecek bu konuda. Erin nutellayı görse “aa oneymiş bende yiyimmmii ” diyecektir buna eminim. Ama alternatif olarak bende aynı renkte olan tahin- pekmez kullanabilirim ya da Hülya hanımdan çıkan haftada bir izni ile nutellaya izin verebilirim senin gibi :=) Teşekkürler uzun uzun yazdığın için.
      @Elif .. inan bende yoga falan istemiyorum:=) bir tırmanış duvarı olsa mesela ?? neden yok? Tırmanış duvarnın fiziksel ve ruhsal gelişime faydalarını bir bilseler yogadan öncelikli olurdu!!
      @Papatya.. evet din konusu.. okuduğum osho çocuk kitabında buna çok güzel bir anlatım ile yaklaşmış. Din konusunda bir insanın seçme özgürlüğünün olması ve bun 40 yaşına kadar bekleyerek yapması gerekliliğinden bahsetnmiş. Uzun bir paragraf yazamayacağım ama biz de anne- baba olarak bu konuda düşünceliyiz. İkimizinde dini düşünceleri genelden farklı ama babane namaz kılıyor oğlumda onunla kılıyor :=)) ben hepsini görmesi bilmesi tarttıktan sonra yetkin bir yaşta seçmesi gerekliliğine inanıyorum ama toplum diye bir faktör var tabii. Ben orta ikide din hocama gidip aynen şöyle demiştim:” hocam ben bu duaları anlamıyorum ve ezberlemek istemiyorum.” Rahmetli Ahmet bey ise ” peki kızım” demişti bana ve beni hiç sölüye kaldırmamıştı!! bu çok önemliydi ve bence doğru yapmıştı. Din başka bir kavram ve zorunluluk bu konuyu sıkıntıya sokuyor.
      @Nesteren :=)) çok tatlısın ama bu iş öncelikle maliyet demek ve benim için zor tek başıma. Bir babayiğit sponsor olsa mesela ??
      @Elif.. bizim doktorun çok güzel bir yaklaşımı var: çocuğu bütüymeyin sadece öğretin!! biz çocukları sadece büyütüyoruz. Bence biz öğretmeye devam edelim. Onlar bilirlerse sistemin içinde erimeme ihtimalleri artar diye düşünüyorum.
      @Didem.. özgüven kazandırmanın değişik yolları var herhalde.. ama benim yollarım bundan farklı. 4 yaşındaki bir çocuk ikişer ikişer saymalı mı yoksa bir dere kenrında ikişer ikişer taş mı atmalı ?? göreceli tabii .. yakında ilkokullarda sınav olacak bence!! korkunç bir durum.Bende yuvaya gitmişim 4 yaşında ama!! yani bence de acelemiz yok gitmeyebilir.
      @Güneş ..soslu sosis!!hazır kek!! dün markette alışveriş yapıyorduk Erin bana dedi ki: ” anne bazen sosi yiyebiliriz di mi? ” Evet hayatım bazen yiyebiliriz ( ama bazen!!) nasıl yapıldığını içindekileri bilmek o bazenlerin aralığını yılda bir yapmama sebep oluyor o da dedesindeyken ancak. Eve ben hiç sosis almam ki!!evet elmanın sapı armudun çöpü. Sonuna kadar bu yolsa devam edeceğim ne yapalım:=)

  23. ebru dedi ki:

    ayça merhaba ben seni bir yıl önce buldum:)) nette.ve takip ediyorum.benim de 2 yaşında bir kızım var.
    anneannesi bakıyo eylülüme.
    yazını okudum.haklısın bende yazın bikaç yer gezip annelik öğretilerine mazhar olmuştum.
    sana ne kadar yardımcı olur bilmiyorum ama benim alman bir eltim var.anaokulu öğretmeni.normalde eylülle oynarken onun kurallarının ve bizim ne kadar farklı olduğunu görebiliyorum.yalan söyleyemem annem beni de biraz korumacı yetiştirmişti şimdi eylülde de öyle bir durum var.bir de 2 yaş sendromumuz var ki nurtopu gibi eylüle yemek yedir yedirebilirsen .peşinde dönlersek anya hemen müdahale eder dayanamaz mesela.
    neyse bi çok örnek verebilirim ama vermicem sadece anja bi kreşte.sahibi de alman.yarı montessori yarı almanyadan bir prof.pedagogla çalışıyolar.
    hiçbi ders yok müzikmiş baleymiş.bi halatın ucunda sıralanıp pazara gidiyolar mesela.ne güzel dimi?
    bahçe var ve anja kışın bile çocuklarla dışarda.ama türk anneler bundan nefret ediyolar diye yakınıyo çoğunlukla.bahçedeki tüm oyuncaklar ahşap.
    eğer adını öğrenmek istersen bi mail at olur mu belki burda açıkca söylemem doğru olmaz ne bileyim??
    ben senden çok feyz aldım bir yıldır .bende sana yardımcı olur bi kapı açabilirsem sevinirim.

  24. okudugun kitabin adini bana maille gondersene.. su din konusunda olanin, sagol!

  25. asli budak dedi ki:

    Ya iste oyle:)) Ben de oyun yuvasi acacak kabiliyet, zihniyet, akil-mantik silsilesi ve diploma var ama para yok:)) Bence okula gitmeleri zorunlu hale gelene kadar gondermeyelim diyorum yuva-kres gibi yerlere cocuklarimzi

    • AyçA dedi ki:

      bende de para kısmı eksik bir de diploma… ama yeterince istek de eksik bende. Korkular var çoğunlukla: arkasında çevresel faktörler yüzünden duramama gibi..
      zorunlu yaş oldu 5 !! yakında 3 e indirir sınavla ilköğretime alırlar.. hiç şaşmam!!

  26. banu dedi ki:

    Keşke düşlediğimiz gibi doğa ile içi içe istediğimiz oyuncaklar ile yuvalar kurabilsek… Yuvalar için ödemeyi gözden çıkartmak zorunda olduğumuz rakamları bir araya koysak, yeterli sayıda anne baba bir araya gelsek, işin maddi boyutunu aşmak gerçekten çok da zor değil. Ne de olsa kar odaklı olmayacağız. Bu da çok şeyi değiştirecektir.

    Ancak gerçekleştirmeye kalktığımızda yasal anlamda bir şeyler yapmak o kadar zor ki… Gayri resmi olmaya mecbur kalıyorsun. Yönetmelikler bogazını sıkıyor (yok şu kadar lavabo, bu kadar pisuar olacak – pisuar sayısı lavabo sayısından fazla 😛 – kız erkek tuvaleti ayrı olacak – bu yaşta ayırmaya ne gerek var ama olsun)

    Hadi bunları aşalım veya kaçak kalalım… İşin içine bir de eğitimli eğitici bulma meselesi giriyor. Eşim ikinci üniversite olarak PDR okumaya başladığında “4 katlı eğitim fakültesinin 4. katına çıktığında bu ülkede çocuk doğurma isteğinden vazgeçersin…” demişti… inanmak istememiştim.

    Geçtiğimiz aylarda evimize yakın 5 tane kreşi ziyaret ettim. Dışarıdan hepsi bahçeli villa, evimize yürüme mesafesinde… gitmeden hayal kurdum biri olmazsa diğeri olur diye… düşünemedim hepsinin ön bahçsine çocuk alınmadığını, arka bahçesinin de plastik halı üzerine plastik oyuncak dolu olduğunu… Bir de yazdığın 23-25 yaş sınıf öğretmeni hatta pedagog profilinin bu eğitim camiasında prototip olduğunu… çok ama çok acı…

    • AyçA dedi ki:

      @Banu..haklısın ya gizli bir şey yapacaksın ya da bir sürü prosedüre uyacaksın.Sonuçta yasal olmak durumunda kaldığında M.E.B sana bir sürü dayatma uyguluyor. Ön bahçeler çimen arkada taraf plastik!! hepsinde böyle. Hatta bir yuva bendeki koca bahçe çimen bir kısım plastik çimen. AA ne güzel kocaman çimen bahçe ne güzel koşuyorlardır dediğimde bana ” yyooo onlar şu tarafta oynuyor çimenli kısıma çıkmak yasak demişti.!!
      @Songül ne kadar ince bir insansın sen :=) Ben teşekkür ederim kayde değer bulup okuduğunuz yorumlar bıraktığınız fikirlerinizi paylaştığınız tartıştığınız birbirmize doğruya yakın bir yol çizmemize yardım ettiğiniz için:=)

  27. Esra Erdoğan dedi ki:

    Zaten cok umitsizdim yazılanlardan sonra sanırım kızımın arkadaslarını eve davet edip anaokuluna kadar kreşe gondermiycem.. etrafa soruyorum memnun musunuz kresten falan memnunuz cocugum egleniyor. kıstas bu yani.. ben bu konustuklarımızı anlatmaya calısırken bile yoruluyorum cogu zaman.

  28. hanif dedi ki:

    feyziye mekteblerini hiç araştırdınız mı? ben tavsiye ederim

    • AyçA dedi ki:

      Sanırım Işıktan bahsediyorsun. Anaokulu ayazağada diye biliyorum ve ben daha 3 yaşında bile olmayan mini mini yavrumu istanbul trafiğine kurban vermek istemiyorum :(((( ne yazık..
      Geçen bahsedilen okulda güzel görünüyordu şu alman eğitmenli.
      Adını yazmakta sakınca görmüyorum yakın olan gitsin baksın denesin tecrübesini paylaşsın. dodo kids kanlıca da.

      — yorumun devamı: nişantaşında burnumun dibinde de FMV anaokulu var ama 4 yaş altı almıyorlar.
      Bir de fiyatlarını sanırım çok yüksek. Ben anaokulunda bu kadar para vermeyeceğim çünkü ben oğlumun devlet ilköğretiminde okumasını tercih edeceğim. Bakalım görceğiz en son bizim için doğru nokta ne olacak. Ama bu sene de evdeki oyun gruplarına devam. Boşuna mı kurdum uğraştım emek verdim.. hala biz oradayız!! 23 yaşındaki mini mini ablaların eline teslim etmeye gönlüm razı değil benim:=)

      — yorumun ikinci devamı: yoo o kadar da pahalı değilmiş!! sandığım kadar yani. düşünülebilir.. ama seneye artık:=)
      Teşekkürler tavsiye için.

  29. sevgi dedi ki:

    Ayça derinn bir of çektim böyle elim kolum bağlanmış. bürokrasi, prosedür, kurallar, kurallar, kurallar nasıl bir kaçıp kurtulasım geldi gene anlatamam :(( ben çocuğumu bu kurallara düzenlere kurban vermek istemiyorum ki. biz haftada 3-4 gün hayvanları sevip onlarla vakit geçirmeye petshoplara gidiyoruz yada apartmanın yanındaki alanda beslediğimiz kedilerle oynuyoruz ne yazık onlarda olmaları gereken gerden çok uzaklar böyle beton yığınları arasında zavallı hayvanlar kızım bir terslik olduğunu farkında ve hep bunların anneleri nerde üzülüyorlar diyor :(( toprakla haşır neşir olsun desem yakındaki parklar hep beton çevrili biriki ağaç var ama etrafda doğru dürüst karınca bile yok. off az kaldı biraz daha çalışıp okul çağına gelmeden kaçıcağız küçük yeşil bir şehre, denizide olan ama :))

  30. elif dedi ki:

    Merhaba Ayça,
    Yazdıklarını tam da oğlumu 2 yarım gün için anaokuluna kayıt ettirmişken okudum.İlk gün okusaydım aa ne şanslıyım oğlum çok sevdi okulu vs.diyecektim.Çünkü okulumuz hemen evin önünde,sahibi tanıdığımız bir kişi,samimi sıcak bir ortam var…Bunlar artıları…Ama ne zaman Ada birden okula gitmek istemiyorum diye tutturdu ben de onunla bir kaç saat fazla! okulda bulunmak durumunu yaşadım.Ve gördüm ki eksiler gözüme gözüme giriyor…Mesela geçen gün ikindi kahvaltısında kızartma hamur vardı,listede yoktu,ben evde bile kızartma vermiyorum oğluma..Tırmanma merdiveninin altında minder yok söyledim hala koymadılar.Eleman eksiklikleri varmış ,okulda durunca anladım.Tuvaleti gelen çocuğu öğretmen götürüyor,uykuya öğretmen götürüyor diğer çocuklar yalnız kalıyor,niye:eleman yok!Sonra bu boşluklarda stajyer koydular,kızın ilk günü ama olsun insan bir şarkı söylemez mi hiç yoktan oyalamak için! Off kriz anlarında ne yapıyorlar diye karışmadım ama ben tutamadım ki kendimi…Çocukları organize edersin,hemen oyalarsın:))
    Eğer ki ben bu işi onlardan daha iyi yaparım veya yapıyorum diyorsam,ve de çocuğum gitmeyeceğim diye kıyameti koparıyorsa,ve ben de çalışmıyorsam evde bir kaç arkadaşını bir araya getirip,hiç olmadı kendimiz daha iyi aktivitelerde bulunuyorsak sanıyorum henüz erken bizim için…Varsın biraz daha gitmesin…
    Gönül ne istiyor ama ne görüyoruz aklım çook karıştı….

  31. zeynep dedi ki:

    Gima’nin arkasindaki-selamicesme-hangi yuva acaba?
    tsk.ler, sevgiler
    zeynep

  32. senem dedi ki:

    Merhaba, üzerinden uzun zaman geçmiş olmasına rağmen yazınızı yeni okudum ve bununla ilgili bir anımı paylaşmak istdim.

    Ortaokul 1. sınıftaydım, okulun en sert ama benim bir o kadar sevdiğim öğretmenlerinden rahmetli Hasan Basri Polat bir gün Türkçe dersi için içeri girdi ve bize tüm camları açmamızı ve istiyorsak üzerimize paltolarımızı giymemizi söyledi, hepimiz normal ders yapmayı beklerken bu cümlenin arkasından şaşırdık ve camlar açıldı. Mevsim kıştı, soğuktu ve dışarıda çok şiddetli yağmur yağıyordu, öğretmenimiz; soğuğu hissetmemizi, yağmurun sesini dinlememizi ve toprakla birlikte kokusunu duymamızı istedi. Bir tür terapi gibiydi, yaklaşık 10-15 dk. buna devam ettik. Daha sonra bize hergün evden okula gelirken yol üzerinde bulunan ağaçların çeşitlerini saymamızı istedi ve kimseden ses çıkmadı, çünkü o güne kadar ben dahil hiç kimse hergün gidip geldiği o yoldaki ağaçlara bakmayı akıl edememişti. Şimdi 32 yaşındayım, her yapmurda arabadaysam radyoyu kapatır, evdeysem camı açar ama mutlaka yağmuru yaşarım. Yağmuru ve yağmurlu havaları o kadar çok seviyorum ki annem bana bu konuda hep şaşırır ve bu karanlık havanın nesini seviyorsun derdi. Neyse ki eşim de benim gibi hayatı ve onu her anının tadını çıkarmasını biliyor. Şu anda hamileyim ve kısmetse Eylülde gelecek kızımın adını Yağmur koyacağız ve sırf o da bizim aldığımız zevki daha bebekken farkedebilsin diye arabamızın tavanını cam tavan aldık ki seyahatlarımizde daha fazla etrafı seyredebilsin, yağmur üzerine yağabilsin diye… Ve bu arada ben şu anda o kadar çok ağacı sadece gövde ve yapraklarına bakarak tanıyorum ki, çoğu kimse buna şaşırıyor…. Hasan öğretmenim o gün belki kendisi de bu kadar etkili olabileceğinin farkında değildi ama bana hayatımın tamamına etkileyecek farkındalığı öğretti… Umarım ben de aynı farkındalığı çocuklarıma verecek bir öğretmen ile karşılaşabilirim.

    Ve umarım siz de bu yazıyı yazmış olduğunuz günden bugüne Erin’e istediğiniz gibi bir okul bulabilmişsinizdir… Sevgiler…

    • Ayça Oğuş dedi ki:

      Sevgili Senem.. öncelikle bu yazıdan çok sonra gönlümüze göre bir yuva bulduk en çok Erin’İn gönlüne göre.. hepimiz mutluyuz 🙂 bu seneyi orada huzurla geçirdi (K) uzun uzun anlatmışsın teşekkürler.. hayatımızda bilmeseler de bizi etkileyen önemli isimler var evet 🙂 ne müthiş bir etkilenme ama sizinki bayıldım 🙂 Kızını sağlıkla yağmurlarla kucağına almanı dilerim 🙂

  33. şule dedi ki:

    Sevgili Ayça, zaman geçiyor ancak annelerin sancısı çocuklarına okul arayışı devam ediyor 🙁 yıllar önce yaşadığın süreçleri yaşıyorum anaokulu konusunda… Erin’e bulduğunuz yuva hangisi? kimbilir belki bizim de yolumuz oraya düşer…
    sevgiler…

  34. zuhal TOPRAKTEPE dedi ki:

    http://www.saklibahceanaokulu.com.tr

    MERHABA

    Ayça hanım yazdıklarınızı büyük bir üzüntüyle okudum ..Ne yazık ki çok geç okumuş bulundum..Ben tamda sizin beklentileriniz tarzında eğitim veren bir anaokulu kurucusu ve de emekli okul öncesi öğretmeniyim..keşke o dönemlerde görüşseydik..nerdesiniz bilmiyorum ama emsal gösterebileceğiniz , yediği domatesi biberi kendi yetiştiren çocukların bulunduğu bir anaokulu
    vardı ..işte o bizdik yani saklıbahçe…belki başka çocuklarımızı mutlu edebiliriz…sevgiyle kalın…

  35. Zübeyde dedi ki:

    Anaokulu arayışı içinde olanlara Koşuyolu Kids Aloud’ı tavsiye ederim. bir okuldan çok fazlası. Kızımızda büyük bir keyifle gidiyor okuluna.Eğitim yöntemi, çocukların her yönden gelişimlerinin takibi ve bu konuda yapılan geri bildirimler, faaliyetler, kullanılan materyaller, öğünlerde sunulan besinler ve sayamadığım daha pekçok konuda kaliteli&özverili olmalarının yanısıra, anne misali sevgi ve merhamet dolu yüreği olan harika insanların hizmet verdiği bu okula çocuğumuzu gönderdiğimiz için çok mutluyuz. You are the best.

  36. canan arıcı dedi ki:

    bu harika yazı için sizi tebrik ediyorum. çocuğun sezgilerine göre hareket etme özgürlüğüne ben de imzamı atarım fakat yine de gölge karar mekanizmanızı çocuğun üzerinden asla eksik etmemelisiniz. bu konu iyi bir denge kurulunca mükemmel bir sisteme doğru gider.

  37. Webdanışmanı dedi ki:

    Merhaba bir baba (aslında ebeveyn) olarak yazınızı çok beğendim. çok güzel anlatmışsınız bir anne-babanın anaokullarından isteğini. ben bursada yaşıyorum ve bursada anaokulları nı ararken ilk önce evimize yakın olsun diye altınşehir anaokullarına baktık sonra istediğimiz gibi bir yer bulamayınca Nilüferde anaokulları diye araştırma yaptık ve sonunda beşevlerde anaokulu olan Aygo Anaokulu nu bulduk. Anaokulu bulmak özellikle anne babanın en değerli varlığını çocuğunu emanet edeceği bir yer bulmak gerçekten çok zor.


Önceki yazıyı okuyun:
Blogcu Baba:: Beslenme hakkında

Beslenme, bilim, yaşam konularında bazı ayrıntıları gözden kaçırıyoruz bence. Batı biliminin en büyük sorunu, sorunları global olarak algılayıp global çözmeyi...

Kapat