No public Twitter messages.

Geçtiğimiz haftalarda yazmak istediğim bir konuydu ama bugün Online Anne’nin yazısından sonra yol alabildim, o günlerde taslağa koyduğum yazıyı paylaşacağım şimdi.

Biliyorsunuz geçtiğimiz ay ağlatmak üzerine oldukça yoğun geçti. Aletha rüzgar gibi geçti, bir çok blog notları paylaştı, kitapları hediye ettik, okuduk, altını çizdik, sosyal medyada paylaştık, kendimizi sorguladık ( kendi adıma konuşayım 🙂 ) , suçladık, yargıladık,  “ah evet aslında burada doğruydum” dedik, “ama galiba bu yanlış olabilirdi” de dedik, katıldığımız noktalar oldu katılmadıklarımız, kafamızın karıştığı anlar da oldu; bunların hepsi bana oldu. Öncelikle ağlatabilmek cidden büyük sabır işi! Aşağıda iki örneğim var, bunun üzerinden geçen sürede ağlamalara Aletha’nın yaklaşımıyla davrandıkça ciddi boyutta azalma olduğunu söyleyebilirim! Bunun kolay olduğunu düşünmeyin sakın, sokağın ortasında, başkaları varken, bana çooook anlamsız gelirken “ağla çocuuum açılırsın” demek, O’nun ağlamasıyla değilde dış faktörler ile savaş vermek pek de kolay olmuyor.

Tıpkı Online Anne’nin de dediği gibi “ama o ağlarken asıl ben delirmeyeyim diye bana bir şey önerilmesi lazım” İşte en zor kısmı da burası ! Derin bir nefes almak.. ve baş koyduğum bu yola devam etmek de benim anahtarım oldu. Sakin kalmayı öğreniyorum bende: bu da benim dersim! Kendimle ilgili de bir yolculuk aslında bu sadece çocuğun ağlamasına izin vermek değil tüm çıplaklığıyla!

Pratik #1

Okuldan eve geldi bu hafta Erin. Mız mız mız! Anneannesi olduğu için kısa sürüyor: çok özlediği için sorun yok gibi. Sonra odasına geldi. Bir akşam önce birlikte yaptığımız tahta kuleler vardı odanın ortasında. Kesinlikle odanın ortasında tam ayak altında ama yıkılmamaları gerekiyor! Öyle istiyor. O’nun odası sonuçta ama tam taşınma arifesinde onlara çarpmadan hareket etmek de imkansız: her yer koli dolu ve o an geliyor: ayağı kulelere çarpıyor ve daha tahtalar halıyı göremeden etinden et koparırcasına ağlamaya başlıyor. Evet geldi o istediğim an : ağlıyor ve ben yeni öğrendiğim bu teoriyi test edebilirim. Yanında durdum önce ve hiç sesimi çıkartmadım. Saat henüz 17:00 olmamış ancak otomatik pilot devreye girdi ve annem ” karnı aç tabii bir şeyler hazırlayalım” dedi. Bunu yaptığı için suçlamıyorum tabii ki onu çünkü o saatlerde mızmızlandığı zaman hep karnının acıktığını düşünüyorduk ve gidip atıştırmalık bir şeyler hazırlıyorduk. “Dur anne bence aç değil” dedim. Bu arada ağlıyor tabii. Bir ara sesim dilime ulaştı ve ” kuleler yıkıldığı için kızdın mı? ” diye sordum. “Hayır anne çok üzüldüm”dedi. İçimdeki otomatik pilot : ” istersen yine yapabiliriz birlikte”dedi. Aletha’nın sesi kulaklarımdan girerek o pilotu durdurdu ve elimle başına dokundum, tahmin edin ne oldu : daha çok ağladı! Otomatik pilot bu sefer ” Erincim bunda ağlanacak bir şey yok yaparız tekrar” diye fısıldadı. Aletha devreye girerek : “ağlanacak bir şey var tüm gün okulda çok yoruldu, üstüne parkta oynadı ve okulda ne gibi stressler yaşadı kendinin bile fark etmediği ve kelimeler ile sana anlatamadığı bilmiyorsun bırak ağlasın sen sadece orada dur” dedi.

Sadece orada durdum yaklaşık sadece 5 dakika ağladı sonra hiç bir şey yokmuş gibi gitti elini yüzünü yıkadı ( eve girdiğinde ellerini yıkamamıştı ve normalde olsa 10 kere ellerini yıka derdim) hemde ben söylemeden gitti sonra üstünü çıkarttı ve kulelere bakmadı bile. Daha sonra geldi “anne hatırlıyorsan tekrar yapalım kulelerimi” dedi.

Gözlerim ışıldadı, sistem işlemişti. Hala kuleler odanın ortasında duruyor bir sonraki seansa kadar da duracak gibi.

Pratik #2

Okuldan çıkışta resim dersi malzemelerini almak için Nişantaşı’na gitmemiz gerekti. Yorgun olduğunu biliyordum ama arkadaşı da annesiyle aynı yere gideceği için önce parkta oynarlar sonra eşyalarımızı alırız dedik. Birlikte bir dondurma yedik, parkta oynadılar üstelik hiç bir sorun olmadan ancak artık yorulmaya başladığını fark ettim ve birden “saklambaç oynamak istiyorum ama ben yummayacağım” diye sızlanmaya başladı. Biraz ağlamasına izin verdim bu seans çok kısa sürdü ve ” gidip eşyalarımızı alalım sonra eve döneriz” diyerek parktan ayrıldık. Nedense birden aklına ” benim hiç legom yok, bebek legolarımı Elvin’e verdik bende kalmadı yerine de büyük legosu almadık” dedi ve bu sefer “legom yok”diye ağlamaya başladı. Kırtasiyeye geldiğimizde kriz gittikçe büyüyordu. Arkadaşının annesi arada ” aa ama bak şimdi gidip şunu alıcaz bunu yapıcaz” diye iyi niyetle onu teselli etmeye çalıştı. ( müdahele #1 ama yanlış anlamıyorum yargılamıyorum bunu çünkü bu normalde benim de yapacağım bir yaklaşım olurdu) Erin bunu duyunca daha da ağlamaya başladı. Kırtasiyeye girdiğimizde başka bir anne ” aa ama bak benim kızım … hiç ağlamıyor sen niye ağlıyorsun” dedi ve eliyle başını okşamaya çalıştı. ( müdahele #2 yargılamıyorum ama bu son noktayı koydu) Bunu duyunca iş çığırından çıktı bende eşyaları alıp hızlıca oradan çıktım hemen yan apartmanda merdivene oturdum. Geldi yanıma oturdu ve nasıl ağlıyor ” benim legom yok” diye. Bir süre “böğürerek” ağlamasına izin verdim .Kırtasiyenin çalışanı dışarı çıktı ve ” müdahele #3 hanfendi çocuğunuz rahatsız galiba yardıma ihtiyacınız var mı? ” dedi. “Teşekkürler sorun yok hallediyoruz” dedim ama sanırım çok rahatsız oldum bunu söylemesinden yine de sakinliğimi korudum hem adama hem Erin’e.

“anne ama sen bana hiç lego almıyorsun”

” lego almadığımı mı düşünüyorsun”

“evet”

“lego almadığım için bana kızıyor musun?”

“evet kızıyorum söz verdin ama şimdi almıyorsun” ( yeni eve taşınırken kendi yaşına uygun lego alacağımızı söyledik bu arada yani haklı ama zamanı bilemiyor elbette)

” evet doğru söylüyorsun ama bugün değil haftaya taşındıktan sonra yani yeni odana yerleşirken yeni oyuncaklarını da yerleştireceksin”

Bu arada ağlamak devam ediyor ve toplam 15 dk. oldu. Sakinliğimi koruyorum, alnımın ortasını tetikleyen o sinir olma duygusunu dışarda bırakmaya ve ağlamasına alan sağlamaya çalışarak.

17. dakikada ” tamam anne bir oyun oynayalım. kalem mi lego mu?

“kalem”

“bııırtt bilemedin! sandalye mi lego mu?

“sandalye”

“bırtt bilemedin sıra sende”

Bu arada ağlama bıçak gibi kesilmiş, ayağa kalkıp eve doğru yürümeye başlanmış durumda. Bu oyunu biraz daha oynayıp daha sonra takside başını göğsüme yaslayıp eve kadar geldi ve ben bittiğini düşündüm oysa eve girdiğimizde kendini yere attı ve tekrar” benim legom yok” diye ağlamaya başladı. Ben bu sefer sarılmadan uzaktan eşyalarımı yerleştirirken sadece yanında durarak hala ağlamasına izin verdim ve en sonunda ne dedi sayın okur ?

“anne bana kızıyorsun sen di mi şimdi? ”

“sana neden kızdığımı düşünüyorsun”

“ben ağladığım için”

“ben seni çok seviyorum”

sarıldım, sarıldı. Sustu. Gitti ellerini yıkadı ( hiç söyletmeden) üstünü değiştirdi ve koltuğa uzandı dinlenmek için, bende yemek hazırlamaya giriştim.

Pratik #3

Bu pratikteki olayı bugün tam hatırlamıyorum, yine bir ağlama krizi, istediği bir şey olmamış.. yine tutum aynı bende ve ağlamanın bitiş noktasındaki konuşma:

” anne biliyor musun ben korkuyorum”

“neden korkuyorsun? ”

“okuldaki kuralları öğrenemezsem diye korkuyorum”

ağladığı konu ya bir oyuncak ya da bunun gibi bir şey ama altından çıkan sonuç bu!

Kolay değil! itiraf ediyorum. İyi niyetle ağlamayı durdurmak için yapılan girişimler bazen sert bazen sert olmadan onu ağlaması için bırakan anneye zor geliyor. Yani teoriyi okumak başka pratik başka bunu anladım bugün hele ki sokağın ortasında olması bambaşka! İnsanların kafayı çevirip çevirip bakması, “sorunu var herhalde yardım edelim mi demesi” yönetilmesi zor bir süreç ama bu iki örnek de olduğu gibi ağlaması bitince görünürdeki ağlama sebebi yok oluyor kuleleri hemen yapmaması ya da legosunun olup olmamasını tekrar etmemesi gibi çünkü bence esas ağlama sebepleri bunların çok uzağındaydı ve ağlayarak bu sebepten kurtulunca görünürdeki sebep de yok oldu.

İnancım ise bu ağlama alanlarını genişlettikçe ağlama oranları da azalacak ve stresi daha kolay yönetebilecek ve yine ağlamak istediğinde sorgusuzca ve büyük bir keyifle ağlayacak. Ben koskoca kadın yeri geldiğinde bir kafede oturarak göz yaşlarım yüzümden süzüle süzüle ağlamak istiyorsam ve ağlıyorsam üstelik kendimi ifade edecek, ağlamamı sağlayan sebepeleri anlatabilecekken kelimelere ulaşamayıp gözyaşlarımla ifade ettiğime göre 5,5 yaşındaki bir çocuk da gün boyu yaşadıklarını ağlayarak boşaltma hakkına sahip diye düşünüyorum.

Pratiklerim devam edecek. Bu sonuçta deney. Biz küçükken nasıldı ağlamalar hatırlamıyorum” ne var bunda ağlanacak, hadi git odanda ağla, cici çocuklar ağlamaz ” gibi tepkiler almış olabiliriz çoğumuz ve ben dahil şimdi çocuğumuza bunları söylüyor da olabiliriz ama ben bu teoriyi test etmeden bırakmam arkadaş! İki seferdir sonuç pozitif zira!

O kadar yazdın seminer notu diye kendin uygulayabiliyor musun diye kendi kendime sorarken bu uygulamaları ve sonucunu paylaşmak istedim.. devamı gelir herhalde ..

 

 

 

Bu Yazılar Da İlgini Çekebilir

6 Yorum

  1. nnbaLo dedi ki:

    kızımda 5,5 yaşında, okul dönüşlerinde huysuz ve sinirli oluyor. bağırarak konuşuyor. bende aç ve yorgun olmasına veriyorum ve ona zaman tanıyorum ama her zaman o hoşgörüyü gösteremiyorum doğrusu…

  2. Damla dedi ki:

    Burada sonuç pozitif dediğiniz olay bence Erin size güvenmesi ve onu rahatsız eden ne ise sizinle paylaşması. Bu çok özel ve güzel bir şey.
    Diğer şekilde de çocuk ağlıyor ve bir süre sonra susuyor/ susuturuluyor fakat anne o çocuğun asıl neden ağladığını keşfedemiyor.

    Ayrıca bu yetişkinler için de olan bir durum. kötü bir gün geçirdiğimizde, ya da canımızı sıkan bir şey olduğunda incir çekirdeğini doldurmayan şeylerden kavga çıkartabiliyoruz.

    Buna herkesin hakkı var diye düşünüyorum. Hele ki bir çocuğun.

    Elinize sağlık çok güzel bir yazı.

  3. yeşim dedi ki:

    selam ayça,

    dün akşam bizim ela ile yaşadığımız ağlama krizi üzerine bu yazı tam oldu! biliyorsun ela 5 eylül 2007 doğumlu . bu eylül 5’te tam 60 aylık oldu ve ilkokul 1.sınıfa başladı (mecburen bakanımız yok + anasınıfına bir kere daha gitmek istemiyorum ben büyüdüm okula gitmek istiyorum dedi diye bizde baba ile ortaklaşa karar alarak okula yazdırdık…) babannemiz okulun ilk günü tatile gidiyorum diyerek gitti hala dönmedi, annem feriköydeki evini kiraya verdi göztepeye taşındı sonuç ela eve bakıcı istemedi. bende sabahları 8 gibi elayı etüdlü bir kreşe gönderiyorum sonra 11’de okul servisi geliyor elayı alıp okula götürüyor. akşam 5,30 ta okuldan çıkıyor ben her akşam müdürümden izin alarak ortalama 1,5 – 2 saat erken çıkıp elayı servisten karşılıyorum vs. vs. vs. sonuç hanımefendi ile geçen hafta ödev krizi yaşadık ben çok kızdım aslında kendime ama kendime engel olamayıp hırsımı ela’dan aldım. neymiş efendim öğretmen ses veriyormuş tahtaya yazarken ela bir kısmını yazıyor ama bitiremeden tahtadakini silip diğer kısma geçiyormuş. doğal olarak derste tamamlayamadığı için öğretmen evde tamamla diye defterine not yazıp gönderiyor bende bir daha eve ödev getirme mühim olan dersi derste takip edip dinlemen dedim fakat olayı abartıp bu ders bir daha eve gelirse seni eve almayacağım gibi gerzekçe birşey söyledim::(( sonrası dün okulla birlikte atlantis sirkine gittiler, dönüşte diğer çocukların anneleri onları okuldan almış bizde sen neden almıyorsun beni okuldan krizi ile birlikte eve gelince ödevim olursa beni eve almayacak mısın sendromu+ağlama krizi:::((( evde olduğumuz için anlattım ben sana ödevin konusunda yardımcı olacağım elimden gelen desteği sana göstereceğim, yapamadığın yerlerde öğretmeninden yardım iste vs. vs. vs…. ağlama artık böğürme noktasına gelince benim sabır taşım çatladı ve artık ağla istediğin kadar belki rahatlarsın gibi saçma bir cümle olarak ağzımdan döküldü. ela’nın cevabi ise o kadar canımı acıttı ki resmen nutkum tutuldu hala yazarken içim titriyor:( tamam biliyorum bana kızıyor musun, kızıyorsun!? sen benim ölmemi mi istiyorsun? öleyimde kurtul o zaman:( bizim evde kimse sesini yükseltmez böyle saçma sapan cümleler kurulmaz bunları nerden nasıl öğreniyor bilemiyorum ama dün akşam ki çaresizliğimi bir görmeni isterdim… sustum olmadı, anlatarak destek verdim olmadı, ağlamasına izin verdim olmadı ben ne yapmalıyım bana bir akıl ver lütfen ::((

  4. Karan'ın Annesii dedi ki:

    Harika deneyimler gerçekten umutlandım. Oğlum29 aylık ve bazen ben de sinirlerimi aldırmak istiyorum. Sadece sarılıp sakinleşmesini bekliyorum ama bazen durup durup içlenmiyor mu offf yani hatırladıkça ağlıyor bazen tüm gün..

  5. Çok katılıyorum, sakin kalmaya çalışmak hepimizin dersi. Ama sakin kalamadığımda hissettiğim o vicdan azabından bıktım. Ama çabalamak bile birşey. Benden de bu akşama dair bir pratik: kızım eve gelip bana göre “sudan” bir sebepten ağlamaya başladı. Normalde ağlamayacağını bildiğim bir şeydi. Tam 5 kez sukunetimi koruyup neden istediğini yapamayacağımı anlattım. En son çatlamak ve “git nerede ağlarsan ağla” demek üzereyken, belki de son günlerde bu kadar çok bu konunun gündemde olması nedeni ile “okulda canını sıkan birşey mi oldu” demek aklıma geldi ki sinirliyken insanın aklına bu kadar basit şeyler bile gelemiyebiliyor ve ağlayarak asıl konuyu döküldü. Konuştuk, rahatladı. Ama işte her konu aynı değil, biz anneler her an aynı değiliz, çocuklar her zaman aynı tepkiyi vermiyor. Çevreden müdahale zaten bizi ağlamanın kendisinden daha çok gerginleştiriyor. Deneme yanılma. Olduğu kadar, elimizden geldiği kadar…Yeşim’inki gibi çaresiz durumlarda benim yaptığım “sen ağla rahatla ben de bu köşede sakinleşeyim öyle konuşalım” ama arada sinirime yenilmişsem ve yanlış şeyler söylediysem de (insanız hepimiz)sonrasında bunlar için özür dilemek ki bu hareketim de benden büyükler tarafından çok eleştiriliyor, o da ayrı konu.

  6. ÇokBilmiş dedi ki:

    Ben Bilinçli Bebek’i kızım çok küçükken okumuştum.

    O zamanlar sanırım henüz sadece doğum travmasını atlatmaya çalışıyordu. Bu kitap sayesinde paniklemeden sakin kalmayı başardım.

    Sonrasında uyku eğitimi verirken de çok faydasını gördüm.

    Belki bu nedenle şu anda 3 yaşındaki kızım çok da fazla ağlayan bir bebek değil.

    Ama ağladığı zaman ben bunu hala bir “fırsat” olarak görüyorum ve ağlamasını teşvik ediyorum.

    Ayrıca 60 aylık bir çocuğun okul, ders ve ödev sorumluluğunu taşıyabilmek için çok küçük olduğunu düşünüyorum.


Önceki yazıyı okuyun:
uzun bir aradan sonra geldim!

Oturup bir yazı yazmanın lüks olduğu geçtiğimiz haftaları bir kenera iteledim. Okul başladı, ev taşındı derken Ekim ayını da yarılamış...

Kapat