No public Twitter messages.

sonbahar1

Yine yeni yeniden sonbahar.
Mutluyum.
Bu mevsim geldi mi ben nefes alıyorum; güneşli ve serin.

Ve diğerlerinden başlamak,sondan başa yazmak istiyorum.

Annem evine taşındı..evet ama daha yerleşemedi. Ne oluyor bilemem ama tüm evin üstüne bir kurşun döktüreceğim. Evi su basması ile daha ilk günden başlayan bir şanssızlık söz konusu. Ama olacak.. yerleşeceğiz .. bahçemizde oturup, sırtımızda şal keyfini çıkartacağız.

bahceerin

Bizim Pi-nik’in yerleşmek derdi olmadığından, şimdiden keyfini çıkartıyor. Bu sırada farkında olmadan üşütüyor ve tüm cumartesi gecesini sabaha kadar kusarak geçirmesine artı rahatlayamamanın verdiği zehiri, ertesi gün salonun bir başından öbür başına, anca yetiştiğimiz banyonun üç duvarına olmak suretiyle atıyor. 2.5 senedir ilk defa ” annecim ne oluyor bu çocuğa korkuyorum şimdi ben” dedirtecek anlar yaşatıyor. Çok şükür minik beden kendini temizleyip rutin yaşamına hızlıca geri dönüyor.

likor

Biz de bahçede yazın kurduğumuz likörün tadını çıkartacağımız günlerin hayalini kuruyoruz tabii mis kokulu bir kahve eşliğinde.

Vişne likörü
2 kg.olgunlaşmış vişne
1kg toz şeker
1.4lt.içme suyu
2 adet kök zencefil
2 adet çubuk tarçın
2 adet muskat
1 çorba kaşığı karanfil
1 adet havlıcan
10 adet kakule
3 su bardağı votka yada 70cl saf alkol

Haftada bir yazınca bir posta birkaç konu sığıyor böyle ya bunu yazmadan geçemeyeceğim. 2.5 senedir ilk defa böyle birşey yaşadık, buna çok şükür. Bunda en büyük payın beslenme olduğunu öğrendik. İlk ve son defa 8 ayında ziyaret ettiğimiz Dr. Hülya’yı 2.5 yaşımızın rutininde tekrar ziyaret ettik. Buna en çok okuduğum ” aykırı doktorun itirafları” kitabı sebep oldu. Aşılar ile ilgili zaten gidip geliyordum en sonunda kararımı verip, aşı yanlısı olmayan bir doktoru görmeye gittik. Şu ana kadar yaptırdıklarımızı yaptırdık bundan sonrası için ne yapabiliriz dedik ve ikinci dozları 6 yaşına kadar erteledik. 6 yaşına gelince antikorlarına baktırıp, hastalığı geçirmediyse ve bağışıklık kazandıysa ya da geçirip kazandıysa aşılarını hiç olmayacak. Beslenmeyi tekrar ele aldık. Erin olması gerek kilodan 600gr fazla çıkınca biraz az yemek konusunda ikna olduk. Bu az yemek tam da benim az yememe denk gelice harika oldu. Aile boyu doğru beslenme rutinine girdik. Haftada bir abur-cubura izin var buna şeker çikolata da dahil!! Gittim eve kinder aldım ama hala gönlüm el vermiyor :=)) Sütü kestik. Süt ve balık en alerjen iki besin maddesi olduğundan ve Erin de alerjik bir bünyeye sahip olduğundan bu konuda zorlama yok. ( Alerjik bir bünye ama herhangi bir alerjisi yok, tetiklememek için önlem almak amaç. Belirtilerini – kulak arkası kuruluğu, kilo fazlası, kulak içi akıntısı fazlalığı gibi.. – akupunktur doktorumuza da sorduğumda onayladı. Çift dikiş onay aldık yani ) Zaten balık yemiyor ama süt?? eve inek bağlasam yeri. Haftada bir için izin aldık. Sütten türemiş gıdalara da OK ama mümkünse inek sütü olmayacak ancak Aysun’un sütünden yapılmış yoğurda izin var!! Hülya hanım Aysun’un sütünü öneriyor bu arada. Sütü kimden aldığımı sorup da Aysun hanım dediğimde ” hah tamam adres doğru” dedi . :=) Kendisinin bazı gıdaları almak için adres gösterdiği yerler var çünkü. Her zaman olduğu gibi kutu içerisine girmiş maddeler yok. Bakliyat açık alınacak, markettekiler kurtlanmasın diye ilaçlanıyor. Kuruyemiş çok yenmeyecek zira alerjik: fındık, fıstık v.b. Sebze, meyve semt pazarlarından, kastamonu ve feriköy pazarından temin edilecek. Yemeklerde sadece tereyağ ve zeytinyağı kullanılacak. En büyük değişiklik ara öğünler artık yok. 2 yaşını geçti ve artık normal insan gibi beslenebilir. Uyanır uyanmaz aç karnına meyva yok çünkü vücuttaki şekeri yükseltiyor. Yemekten sonra meyva yiyebilir. Sokakta çanta içerisinde yemek taşıyıp, oyalamak için verilmeyecek. Yemek evde ve sofrada yenilecek. Oyalamak yerine kendi baş edebileceği durumları kontrol edip kendi baş etmesini sağlamak gerek. En geç 21:30 da uyuyacak (büyüme hormonu derin uykuda ve 22:00’de çalışmaya başlıyor), sabah en geç 08:30 da uyanacak. Yatmadan iki saat önce besin ve sıvı alımı kesilecek ki uykuda sistem çalışmasın. ( bu şimdilik biraz zor gibi çünkü Erin uyumadan önce mutlaka su içiyor!!)
Böyle yazdıkça ” bu ne yaa ” diyesi geliyor insanın. Sadece doğru beslenme ile hastalıkların önüne geçilebileceği aşikar. Biz de bunlara ailecek uyacağız, bizim doğrularımıza yakın geldiği için.Yine yeni yeniden doktorumuz Hülya Sonugür oldu, diğer kendisine giden anneler ile fikir birliğimiz : zor bir kişilik ama önerileri işe yarıyor. Doğal, gelenekçi, eskiden bizim büyütüldüğümüz gibi büyütme yaklaşımında.

Bu Yazılar Da İlgini Çekebilir

41 Yorum

  1. zeynep dedi ki:

    ben de bu yıl ilk kez yaptım.
    kızılcık likörü 🙂
    afiyet olsun.

    • AyçA dedi ki:

      kızılcık likörü nasıl yapılıyor bende yapmak isterim ama kızılcık bitti mi ?? yoksa ben bugün görmüş olabilri miyim?

  2. Açalya dedi ki:

    Doktorun soyledikleri aslinda yapilabilirligi cok kolay seyler ve cok da mantikli. Asilar konusunda, Turkiye`de cocuklara hangi araliklarda asi yaptiriliyor bilmiyorum, ama burda 2 yasina kadar yapilanlar yapiliyor, sonra 5 yasindan sonra tekrar baslaniyor. Grip asisi konusunda hemfikirim, cocuklar tam da bagisiklik sistemlerini guclendirdikleri sirada, yani bol bol grip, nezle olup da bunlara bagisiklik kazanmalari gerektigi sirada grip asisi yaptirip bu gelisimi sekteye ugratmak hic iyi degil. Bir nevi cocugun sagliginin onunu kesmek gibi bana gore…
    Gece uyumadan 2 saat once yemek olayi kesilmeli, dogru, ama su? bilmiyorum, Dante de yatmadan once mutlaka su iciyor.
    Bizim icin ara ogunler coktan bitmisti, zaten zirt pirt onu bunu vermedigim icin de ogunlerde, masada, yemegini dogru durust, miziklamadan yer. Bu konuda da doktora katiliyorum. Sut konusunda zaten fikrim hic degismedi, inek sutu iyi birsey olsaydi, inekler hayatlari boyunca kendi sutlerini icerdi. Hayvanlar aleminde omru billah sut icen tek yaratik insanlar ve -biz oyle uygun gorup verdigimiz icin- kediler.
    Bu doktorla daha kafan rahat olacak orasi kesin…

    • AyçA dedi ki:

      İşte biz de zaten 2 yaşına kadar yaptırmış olduk gerisi dediğin gibi olacak.. süt konusundaki yaklaşım şu : doğada anne sütünden sonra başka bir hayvanın sütünü içen tek varlık insan!! bu bir işaret olmalı :=) inek sütü insan bağırsaklarında hazmedilmediyor.
      Su konusunda bende ne yaparım bilmiyorum. Amaç gece çiş için uykusunun bölünmemesi ve böbrekleinde uyku sırasında dinlenmesi ama uygulanabilirği şimdilik zayıf .. ben de yatmadan su içerim sonuçta !!
      2 yaşında zaten ara öğünler kesilmeliymiş Hülya hanıma göre bana da mantıklı geldi çok acıkırsa ki Erin acıktım diye gelir zaten acıkırsa eline bir havuç salatalık gibi birşey vermek işe yarıyor.
      Bence de kafam rahat olacak .. öyle hissettiğim için dönüş yaptım. :=)

  3. Tuğba dedi ki:

    Hoşgeldin sekerim yeniden aramıza :)))

  4. Efsun dedi ki:

    Merhaba, bizim cocuk doktorumuzda ayni mantikla hareket ediyor. Inek sütü konusunda bende cok hassastim, ben zaten alerjik bir bünyeye sahip oldugum icin, Leon Can ‘da ek besinlere gectigimizde kili kirk yardim desem yeridir. Bir yasini gecmisti inek sütüyle tanistiginda, simdilik bir problem yok, doktor süt yerine fermantasyona ugradigi icin yogurdu tercih etmemizi önerdi, danone degil tabii:) Ben yogurdu, gen tekniksiz ökolojik sütle kendim yapiyorum Leon Can’a. Versem günde yarim kilo yer herhalde, okadar cok seviyor taze yogurdu:)Onun disinda alerjen olabilecek sebzelerden, kereviz gibi uzak durduk uzun zaman. Kavanozda yada pakette satilan besinler bizdede yok. Hic cocuk mamasi yemedi mesela Leon Can, ezilmis tahildan kendim yaptim ilk yedigi lapalari. Simdide cok dikkat ediyorum, salam sosis v.b seyler ben yemiyorum, onada yedirmiyorum. Ama cocugunu istedigin gibi beslemek, egitmek o kadar zorki. Cünkü herkeste bir yardim etme istegi olunca bunaliyor insan. Birde burada cok fazla sarküteri, cogunluklada domuz agirlikli, tüketiliyor. Kasaptan et alirken hemen soruyorlar bir dilim salam istermiyim Leon can icin diye, hayir deyince bakiyorla öyle aa nasil yani seklinde. Salam yemeyen bir cocuk!!! Off okadar cok yazacak sey varki aslinda bu beslenme konusunda… Sen cok güzel deginmissin, tesekkürler.
    Bu arada yaptigin likörden bende yapiyorum ama icine baharat koymayi hic denememistim. Su siralar yapmayi planliyordum yilbasina yetissin diye, birde seninki gibi deneyecegim. Sevgiler…

    • AyçA dedi ki:

      Hele ki yılbaşına yapıyorsan baharatlı olması daha hoş olur :=) mis gibi karanfil kokar..
      Eğer çocuğunu aslında normal ama günümüzde alternatif denilen bir sistemle besliyor ya da yetiştiriyorsan maalesef kötü anne damgasını yiyiorsun!! :=)
      Ben gülüyorum geçiyorum.. evt salam yemeyecek benim oğlum çünkü ben de yemiyorum çünkü nasıl yapıldığını biliyorum!! ama pastırma yiyebilir istediği zaman ki zaten böyle bir alışkanlığımız olmadığı için eve de kırk yılın başına alındığı için damak tadında yok .. krem peynir yaptım geçen gün bayıla bayıla yedi :=) sütüm kesilmişti peynir yapmak istedim krem peynir oldu eh madem ben güzel süt ile yapabiliyorum neden kutudakini nerede ve nasıl yapıldığını bilmediğim bir peyniri alayım. Tahin pekmez varken neden ve nerede nasıl yapıldığından emin ürünler alırken neden nutella vereyim ki ? ben böyle bakıyorum isteyen de deli diyebilir hasta diyebilir kötü anne diyebilir. bu ironik bir durum hangisinin kötü ya da iyi olduğu yani:=) kavanoz maması ?? kelimesi geçmemeli bence. Kavanoz mamasını çocuguna veren anne lütfen 3 gün boyunca kendi yesin önce sonra karar versin derim ben. bende yazsam sayfalar sürer o yüzden burada kesiyorum.
      Sevgiler benden.

    • sebnem dedi ki:

      doktorunuzun adını ogrenebilir miyim?

  5. Gokhan Baykal dedi ki:

    Kızlar ; sizin Hulya’ci olma konusundaki payimi da ltf goz ardi etmeyin yaniii 🙂

    Tugba ile 10 yıllık birlikteligimizde yasadigimiz ilk ve tek siddetli tartismalar silsilesi, hep benim Hulya’yi savunmamdan ve mutlaka kendisine gidecegimiz konusundaki ısrarlı gorusumden kaynaklanmistir ; her ne kadar ortada herhangi bir “consensus-driven decision-making process” olmasa da…:(((

    Ama sonunda ise yaradi ve nihayet karım da Hulya’ci olarak, diger arkadaslarinin bu konuda daha saglıklı, ve isabetli karar almalarina vesile oldu. Ben de bundan esim ve kendi adima mutluluk duymus oldum boylelikle…

    G.B.

    • AyçA dedi ki:

      aa Gökhan :=)) ne hoş bir babanın burada olması ..
      Hoşgeldin..
      aynen Alpay da senin gibi düşünüyordu o daha çok Hülyacıydı ve kararsız olan hep bendim:=)
      Sanırım bablar daha mantıklı düşünüyorlar..payızını kabul edip teşekkürlerimi sunuyorum efendim..
      sevgiler :=)

  6. Güneş dedi ki:

    600 gr mı !!!! Bende begümü mutlaka Hülya Hanıma götürmem lazım. Ne der acaba ???
    Bu arada erin pantolonunu giymeden çizmelerinimi giymiş :=)

  7. esra dedi ki:

    ya peki nerede hülya hanımın yeri, karşıda mı, biz anadolu yakasındayız, abur cuburumuz zaten yok, organikse organik ama galon galon süt içiyor oğlum her hafta (sütsüz uyuyamaz mesela), doktor pınar organik öneriyor süte geçtiğimizden beri, ben yine de sek şişeyle dönüşümlü veriyorum, aysun hn.’dan söz ettiğimde, biz de bu sütlerle büyüdük dediğimde, o vakitler dünyada şimdiki bakteriler yoktu dedi, ben de vazgeçtim. ama bunları duydukça suçluluk basıyor. şu ana dek bir sorun yaşadınız mı açık sütle? daha önceki doktorunuz da onaylıyor muydu, ve sütten kesmek için nasıl bir yol izlemenizi tavsiye etti, bizde süt verilmezse her yer inliyor.
    şimdiden teşekkürler, selamlar.

  8. Upuzun bir yorum yapmıştım… nasıl olduysa gönderemedim 🙁 uçtu gitti.

    • AyçA dedi ki:

      @Güneş 600 gr max olması gerekenin üstüne birde !! Evet boxer ve yağmur çizmeleri…:=) tarzı var adamın naapsın:P
      @Esra Hülya hanımın yeri etilerde. Aysun hanım’ın sütünü biz gönlümüz çok ferah içiyoruz yogurt peynir dondurma yapıyoruz hele hele eve ilk geldiğinde kaynadıktan sonra içine biraz kahve koyup keyfini çıkartıyoruz ( erine keçiboynuzu tozu ama o bunu keeeveli süt sanıyıor :=)))yani bir problem yaşamadık çiftliği gittik gördük gezdik aileyi tanıdık ve gönlümüz çok ferah. Süt bitince sadece ihtiyaç halince şişe süt alıyorum ihtiyaç yoksa sütün gelmesini bekşliyorum. Erin de sütü çok seviyor ama zaten sabahları kahvaltıda süt yerine ıhlamur içiyor akşamları da yine için azıcık ( bazen ) bal koyduğumuz rezene, ıhlamur gibi rahatlatıcı çaylar verince sütü aramıyor. Haftada bir gün cornflakes izni var sütü de orada kullanıyoruz sadece. Daha önceki doktorumuz ile bu tarz konuşmalar yapmıyorduk sadece rutin kontrollerini yapan aşısını yapan tok tatlı bir doktorumuz vardı. Ama beslenme konularında beni bildiği için fazla konuşmuyorduk. 2 yaşından önce tuvalet eğitimi dediğimde ” uygun değil” demişti. 6 aylık gece uykularında sorun olduğunda küçücük de olsa mama vermişti. yani standarttı herşey. Oysa ki yürümeye başlayan her çocuk tuvaletini öğrenebilir ve 6 aylık bir bebeğin gece uykularındaki sorun sadece diş çıkartma olabilir. neyse konu uzar gider yani eski doktorumuzun süt hakında bir yorumu olmadı varsa bile ben bilmiyorum :=) şişe süt eğer içine sinmiyorsa çiğ süt en mantıklısı. Organik morganik anlamıyorum ben kutu kutudur !!:=)) suçlu hissetmene de gerek yok bence. araştırmak ve sonra kendi doğruna en yakın olanını seçmek en mantıklısı ama seçenekleri iyi değerlendirmek gerekiyor.
      @Papatya ne yazmıştın :=)))

  9. Kuaybe dedi ki:

    Ay bu botlar çok tanıdık geldi bana.. Aynısından geçen sene Yusufcuk da giyiyordu :)) Çok şirinler di mi?

    Beslenmeyle ilgili çok şey yazılmış.. Ben diğer bir önemli meseleye, “ağzından çıkanı kontrol etme” meselesine yorum ekleyeceğim sanırım..

    O kadar doğru ki bu “küçük kaydedicilerin” önünde ne dediğine ve hatta ne hissettiğini anlatan nasıl mimikler yaptığına bile dikkat etmek.. Ben ne yaptığımı daha doğrusu bir olaya genelde nasıl tepki verdiğimi, aynı olayı yaşadığımız bir sonraki seferde Yusuf’un tepkisiyle “farkediyorum”, demek böyle yapıyormuşum diye!!

    NOT: Geçen sene giyebildiğim bazı kıyafetleri şimdi giyememe durumu bende de var!! Tam tersi olması gerekmiyor muydu? diye haykırasım var benim de.. Pöhüüüüüü…

    • AyçA dedi ki:

      @Kuaybe Erin bunları okkaadar çok seviyor ki yazında parka bunlarla gidiyor hatta bu sene bot almaya gittiğmizde başka bir tanesini alma gafletinde bulundum bunun aynısnı görmüş illa ki aynısnı istedi:=) neden ki bu kadar sever bunları bilemem :=)) çok rahat herhalde. Merak edenlee mothercarede var ve 20 tl gibi bir fiyatı var :=) ve evet geçen seneki kıyafetlere giriyor olmak gerekiyordu değil mi ? ama ben azimliyim sene sonuna kadar bir beden düşmüş olacağım. başka yolu yok.. bir cesarete bu sabah egzersiz bile yaptım küçük bile olsa başlama cesaretini gösterim:=)
      @Aysun teşekkür ederim.. ama biraz da kilo sağlık ya o bakımdan inmek lazım :=))

  10. Kuaybe dedi ki:

    Ay ben şimdi ne farkettim biliyor musun, ben yazıları ard arda okuyunca önceki yazı yerine buna eklemişim yaptığına dikkat etme meselesini.. Sen de bozmamışsın beni 😛 Sağol :))

  11. Burcu dedi ki:

    Merhaba Ayça, Bloğunuzun sessiz takipçilerindenim. 19,5 aylık oğlum, aynı Erin gibi.. alerjisi yok ama alerjik bünyeli bir çocuk. İnek sütüne, cevize ve fındığa duyarlı. Kendi doktorumuza özellikle grip aşısını danıştığımda ve yaptırmak istemediğimi söylediğimde, normalde kendisinin de grip aşısını tavsiye etmediğini, normal bünyeli çocuklarda yarar ve zarar dengesinin aynı olduğunu fakat, oğlum gibi alerjik bünyeli çocukların grip aşısı yaptırması gerektiğini söyledi. En ufak bir öksürük bu çocukta bronşite sebep oluyorsa, en ufak hırlama direk ciğerlere iniyorsa bu çocuk grip aşısı olacak, bunu irdelemenin anlamı yok dedi, bu kadar kesin bir tavır ve kararla. Ve ben de yarımşar dozdan 1 ay arayla 2 kez yaptırmak konusunda ikna oldum.

    • AyçA dedi ki:

      @Kuaybe valla ben de bişi fark etmediğim gibi hala anlamadım:))))))
      @Burcu .. bu tamamen tercih meselesi aşı yani.. ben kendim grip aşısı olmamayı tercih ederken oğluma yaptırmayı da düşünmedim . Eğer bronşit gibi bir sorunumuz olursa bunu akupunktur ve bitkisel çözümler ile halletmeyi öncelik olarak tercih ediyorum – yineliyorum kendim için de böyle yapıyorum – aşıyı bir gereklilik olarak değil tercih olaraka görüyorum.
      ilaç sanayi silah sanayinin yavaş öldürenidir sloganını da aklımdan hiç çıkartmıyorum
      @Esra yanlış anlayıp mail attım :=)) Aysun hanım’ın mail adresi : aysun@gundonumu.biz.tr anadolu yakasına servisi var. Ben ve çevremde kullanan birçok insan zararını görmedi.

  12. esra dedi ki:

    soru bombardımanı oldu ama aysun hanım’ın iletişim adresi ya da tel’ini verebilir misiniz mümkünse, bir de anadolu yakasına servisi var mı acaba? Tıpta, özellikle beslenme söz konusu olduğunda, tartışılan bu tip paradigmalar en fazla on yılda bir değişiyor, bu nedenle çok radikal olmaya karşıyım aslında, ama süt konusu hassas bir mesele, denemekte fayda var sanırım, hele ki bir zararını görmediyseniz, kutular beni de bayağı irkiltiyor artık.
    tekrar teşekkürler.

  13. demet dedi ki:

    Ayça çok geçmiş olsun,
    ne güzel bilgiler vermişsin gene İst.da olsaydık ben de herhalde Hülya hn.ı tercih ederdim kapalı aldıgımız herşey dayanıklı olması için ilaçlı tüketim tarihi uzuyor ama bizim ömrümüzden çalıyor,
    süt işine çözüm bulamadım İstanbul ve çevresi şanslı Aysun hanım var, izmirde güvenilir açıkta süt alabileceğim bir yer bulamadım..yazdıklarına göre sütün faydasından çok zararı var galiba ama bu miniklerin de damak tadına fazlasıyla uyan bir içecek işte.
    botlara bayıldım 🙂 nereden aldınız sorabilirmiyim?
    bulursam miniğe ve kendime de alayım 🙂

  14. annecugun dedi ki:

    merhaba yeniden, benden beklendigi gibi bu konuda karsi bir yazi yaziyorum. ama bu konuda onerilerimi nacizane bir bilgi aktarimi olarak gormenizi isterim. ulkemizde malasef organik tarim tekniklerinin uygulanabilecegi a standardinda alan bulmamiz cok zor. organik tarim arazi, hava, yer alti sulari ve mineral depoları gibi multidisipliner uygulamaya sahip bir alan olup, kaliteli urun sureci yillarla kisitlidir. sanirim paketine dogal giren ve hormon kullanilmayan tum uretimi organik uretim sayan bilinc onumuzdeki 10 yil icerisinde halk diline de yerlesecektir. cunku kacindiginiz tum etmenler hava-su ile tasinabilir nitelikte ya da toprakta daha onceki asit yagmurlari veya yanlis uygulamalar nedeni ile yuzyillarca temizlenemeyecek miktardadır.

    birde urunlerin paketlenmesi konusu var, kisacasi raf omru. paketleme oncesi kalite endeksi uretici hatalari, kontrol eden zirai ekip hatalari gibi nedenlerle baska etmenler tarafindan tehdit edilmektedir. bu nedenle kapali-acik urun kiyaslamasindan once ureticinin ne kadar bilincli oldugunun altini cizmek gerekir. uretici malasef bu sartlar altinda calismiyor, bunu saglayacak standart sablonlar malasef bulunmuyor. unutmayalim ki endustri cagindayiz ve elektrigin yeni yayilmaya basladigi cagdaki kadar ne hava ne de toprak temiz.

    • AyçA dedi ki:

      Damla merhaba,
      Ben zaten senden bir yorum beklemekteydim:=) ama bana pek karşıt gibi gelmedi .. yuva belgeselini seyredersen – belki seyrettin – bu yazdıkların sadece ülkemize ait değil değişen dünyaya ve yok oluşa hızlıca yakşalan insan varlığının ödediği bedellere eşit geliyor ( bence). bahsettiğin hava su toprak kirliliğinde global bir doğru organik tarım yapamama söz konusu olmalı.
      Hava ve suyu pek tabii değiştiremeyiz ama bu “madem öyle salla gitsin, biz dikkat etsek bile kirlenen doğa asit yağmurları v.b şeyler nasılsa var bende paketli gıdaları tüketeyim günün sonunda hepimiz ölemeyecek miyiz ?? ” şeklinde davranmamızı gerektirmemeli. Eh o zaman sigara da içelim gün boyu alkol de alalım varsa kimyasal uyuşturucu/uyarıcılar alalım ( ki ilaçlar bunlar oluyor bence ). Eğer ben paketli gıdaların bakliyatların içine bir de ilaç basıldığını biliyorsam kurtlanmasın v.s diye en azından açık alıp bu kimyasaldan kurtulabilirim. Doğadan gelen ya da üretimde oluşan zararlara zaten benim yapabileceğim birşey olmadığı gibi gücüm de yok!!
      Ama yine de anlamadığım biz organik ürünlerden bahsetmiyorduk ki burada :=) o yüzden karşıt değil de yeni bir konu açmışsın gibi geldi daha çok bana..
      Sevgiler.

  15. leman dedi ki:

    merhaba ayça,16 aylık kuzeyimle seni ve erini epeydir takipteyiz.
    burada(denizli)doğal gıda bulma konusunda şanslıyız.tüm baskılara rağmen elimden geldiğince kuzeyin gıdalarını bu şekilde seçmeye çalışıyorum. aslında bizim problemimiz geceleri kesinlikle en az 3 kez hala uyanıyor olması. tüm bu yorumların arasında “6 aylık bir bebeğin gece uykularında ki tek sorun diş çıkarmak”diye yazınca kafam çok karıştı. her uyandığında kendini ordan oraya atıyor ve gaz çıkartıyor.sürekli titreterek uyuttuğumuzu söylediğim her dr bana rutin kontrollere göre herşeyin yolunda olduğunu söylüyor.beslenme önerisi filan zaten hiç yok.acaba alerji testi mi yaptırmalıyım…öneri lütfen

    • AyçA dedi ki:

      @Leman Erin de sanırım o aylarda gece bir iki kere uyanıyordu hala emdiği için. Bir yanlış anlaşılmayı düzelteyim 6 aylık uyanmalarının sebebini ben sonradan fark ettim ve diş olduğunu anladım bu her çocukta öyle olacak diye bir şart yok ben kendi oğlum için konuşmuştum. İyi gözlemlemek lazım neden uyandığını anlamak için. Hepsinin şahsına münasır durumalar:) gaz ve alerji bağlantısını ben bilmiyorum ama sanmıyorum diyebilirim.Yediklerine dikkat edip bazı besinleri verdiğin ve vermediğin geceleri kontrol edebilirsin. eminim bir sonuç alırsın.Bu çocuk işi bence çok büyük yüzde de gözleme dayanıyor.
      @Banu keşke bilsem de söylesem öyle bir doktor var mı diye. Biz de aynı çaba içerisindeyiz gıda konusunda elimizden geldiğince. Grup bilgisi için teşekkürler 🙂 bende üye olacağım şimdi. Bir de kalsiyum oranı en çok yeşil yapraklı gıdalarda var sütten daha fazla :=))
      @Damla meslektaşların ve seninle bu beslenme konusunda ayrılıyoruz ama ben buna üzülmüyorum sizin kadar. Bu kadar güzel bilimsel açıklama için teşekkürler.

  16. banu dedi ki:

    keşke bir Hülya da ben bulabilsem Ankara’da… Sizin 8. ay randevunuz bizim için çok zihin açıcı olmuştu. Sağol bunu da paylaştığın için… Artık her görüşmenizi heyacanla bekleyeceğim.

    Şu süt konusu benim kafamı pek karıştırıyor. Annem çocukluğundan beri günde yarım litre süt içer ve bu yaşında bile kemik sayımı benimle aynı çıkıyor. Umarım emzirme serüvenimiz bitene kadar bu konuda kafamı netleştiribilirim.

    “Kontrol bizim elimizde değil ki, artık tüm dünya bunu böyle kullanıyor, salla gitsin” mantığı bana da çok karamsar geliyor. Karamsar bakmayanlar çoğaldıkça birşeyler değişecektir, inanıyorum. Biz mutfak üretimimizi sadeleştirmeye, doğallaştırmaya kararlıyız. Mutfak girdilerimizi olabildiğince ekolojik hatta üreticisini tanıdığımız “aracısız doğal ürün” organizasyonları ile sağlamaya çalışıyoruz. Öyle güzel urunler var ki yeteri kadar ÇOK üretilemediği için pazarda kendine yer bulamayan, satılamıyan, bizim ulaşamadığımız…

    Bu arada bu konuda Ankara’da bizim gibi düşünen bir grup arkadaş harekete geçti. http://groups.google.com/group/dogal-bilincli-beslenme isimli bir ağ kuruldu. Seni takip eden Ankara’lilara da haber vermis olalım 🙂

  17. annecugun dedi ki:

    aycacim slm. aslinda yazinda bahsetmis oldugun doktorun belirli yerleri adres gostermesi meselesi ve yorumlara takildim. sayet belirli otoriteler bu tip seyleri oneriyorlarsa bile alti bos oneriler oldugunu soylemek istemistim. dunyada organik tarim adi altinda muthis bir ekonomik pazar yaratilmis durumda. elbette zararli seylere kosun dememistim, sanirim yazimda asikar ama bu pazarin gerceklerini tuketicinin bilmesi gerektigini dusunuyorum (eu commission consumer rights-agriculture). mesela eu ulkelerinde bu durum cok daha farkli, standartlar kesin hatlarla belli. bu konuda en kayda deger gelismeler ingiltere de. tuketiciye neyin dogal geldigi konusunda bu kadar sehir efsanesi varken, ekolojik tarimin gerceklerini oturup egrisi ve dogrusu ile tartismak gerek.

    acik alalim bu kimyasallardan korunalim diyorsunuz oyle degil mi? peki biyotik stres ve bunlardan turevli ve abiyotik stres etmenleri ile ayni derecede ikincil dereceden metabolik artiklari uzerine ne biliyoruz. biyotik olusumlarin yuzyillar oncesinde milyonlarca insanin olumune direk neden olmasi nedeni ile bu bilesikler (sitrik asit-limon icerigi gibi) su anda kullaniliyor.

    alkol-sigaraya valla gerek yok, gundelik zararlanma orani konusunda cok ciddi baska bir konu tartisilabilir ancak bilin ki her 20dakika da bir mutasyon geciriyoruz ve genomumuz uzerinde tamir ediliyoruz. ancak onemli olan bu noktada genetik mirasimizin iyi korunmasi ve kuvvetli olmamiz.

    neyse bu cok uzun ve cok disiplinli bir tartisma konusu. burada okudugum bazi yorumlari meslektaslarimla paylastigimda/tartistigimda, bir noktada bilgi aktarimimizda sorun oldugunu dusunmeden edemiyoruz, uzuluyoruz. ben elimden geldigince bu konuda nacizane durumu anlatmaya calistim.

    sonuc olarak ekolojik tarim gercekten uretici icin cok karli bir yatirim, hele de ulkemizde standartlarin ve kontrol kosullarinin henuz kismen bulundugu ve how-know olayinin gozlemlere birakildigi bir donemde tuketiciye cok da vurucu etki gostermeyecegi asikardir. bunu uretici biliyor, sorun tukeciye bu durumun dogru anlatilmamasinda.

    🙂 cok cok sevgiler.

  18. esra dedi ki:

    herkes beslenme konusunda aklına yatanı, uygun gördüğünü benimseyecek tabii ki. bu karmakarışık dünyada, son derece aşırı durumlar dışında, kimse kimseye asıl doğru budur diyecek durumda değil sanırım. ancak hazır böyle bir tartışma platformu yakalamışken (ayça hanım’ın postu da nereden nerelere getirildi ama kusura bakmaz umarım) çenemi tutamadım, bu organik ve açık gıda mevzuu benim en büyük ikilemlerimden çünkü. bizim evde eşimle aramda tam da damla hanım ve ayça arasındaki yaklaşım farklılığına benzer bir durum uzunca zamandır süregeliyor. Ama tüm bu beslenme meselesi “kuşku” üstüne kurulduğu için kimse kimseye gerçek budur, en doğru argüman da budur, sen vazgeç, diyemiyor. Bizim doktorumuz organikçi ve (süt dışında) açık gıda yanlısı, istanbul’un dört bir yanında deli dana gibi organik peşinde koşturuyorum, eşimse bunun kandırmaca bir sanayiye dönüştüğüne, özellikle anneler için iyi bir pazar oluşturulduğuna inanıyor, açığı da kapalısı da, organiği de olmayanı da “kapalı kutu” görüşünde. uzun yıllardır tarım işiyle uğraşan, anadolu’nun dört bir yanına (organikçilere de) ilaç dağıtan kimya mühendisi bir arkadaşımsa kendini organik peşinde boşuna heba ediyorsun, diyor. her neyse. ben bu tür tartışmaların yararlı ve rahatlatıcı olduğu, olacağı kansındayım. en azından birini ya da diğerini seçmiş olanlar karşılıklı rahatlıyordur belki. kendi blogumda bile “umutsuzca organik” diye bir kategori açtım, organik ve açık gıda satın alırken, b.. değil kaka aldığımı biliyorum bir yandan da çünkü. hatta eğer damla hanım’ın izni olursa, bilimsel içerikli yorumunu orada kullanmak da isterim.
    selamlar ve sağlıklı gıdalar herkese.

    • AyçA dedi ki:

      Esra aslında bir şeyi açıklığa kavuşturim ben öyle organik olsun diye bir koşuşturma içinde değilim. Feriköyde oturuyorum ve evimin dibinde organik pazar var ve aylardır gitmişliğim yok!! Kastamonu pazarından bir iki özel birşey var aldığım o kadar. Şimdilerde Nazilli Pınar hanımdan sipariş vermeyi ve denemeyi düşünmekle beraber sebze meyvamı semt pazarından almaya özen gösteriyorum. Öyle kuru bakliyatım falan onlar da organik değil :=) hatta metrodan alıyordum şimdi aktarımdan alacağım .. organik olsun diye değil sadece pakette olmasın diye. Onun dışında paket ürünleri hiç kullanmıyor değilim. Haftada bir gün süt gününde Erin için ve benim için sabah kahvaltısı cornflakestir ki mısır gdo’lu bir üründür. Üreticiden bildiğim bir üreticiden direkt alıyorsam ne ala alamıyorsam !!.. yapacak birşeyim yok.
      Ama bu Erin’den önce de hayatımda böyleydi sonra da böyle oldu. Paket ürünler evimize farkına vardığımız andan itibaren girmemeye başladı. Benim büyüdüğüm evde de bu böyleydi. Yani oturmuş alışkanlıklar. Dediğin gibi postumun bukonularla hiç bir alakası yoktu :=)) ben sadece Hülya hanım’ın benimsediğimiz görüşlerini yazmıştım :=) olsun fırsat oldu. Bence herşeyin azı karar çoğu zarar.. Ve dediğin gibi anneler için harika bir pazar!! Organik ile ilgili avrupa yakasında bir bölüm vardı organik dondurma satıyorlardı!! :=)) Sevgilerrr

  19. esra dedi ki:

    yok, yok, kimseyi belli bir safa yerleştirmek değildi niyetim. ‘benzeri’ bir yaklaşım farklılığı üzerinden (örnekse açık gıdalar) özelde bana ait, ama genelde etrafımda gözlemlediğim bir ikilemi yansıtmak, emin ve güvende hissetmenin zorluğundan söz etmekti. organik koşuşturması içinde olan da (üstelik çok inanmadan ama yine de Can’a belki daha az zehir zerkedilmiş olur diye) benim.

    fikir sahibi damaklarla tanışıklığım var. hatta oğluma ilk organik tam buğday ekmeği hediyesini onlardan biri getirmişti. aysun hanım’ı da onlardan duymuş ama cesaret edememiştim.
    temasa geçtim bu arada kendisiyle, koordinat için çok tşk.
    belki bir başka ortak mevzuda görüşmek üzere.

  20. berna dedi ki:

    Ayça bende Dr unuza ve bilgilerinize katılıyorum.Yaptığım araştırmalar doğrultusunda bende 22 aylık kızıma toplasam toplasam 10 kere inek sütü belki vermişimdir çünkü evet süt sindirimi çok çok zor olan ve kalsiyum emilimi zor olan bir besin özellikle kan grubu A olanlarda sindirimi müthiş zor..Aşılar konusundada sana müthiş derecede katılıyorum yanlız şu aralar dramatik bir halde olan domuz gribi ister istemez kafamı karıştırmıyor diil.Üstelik biraz önce izlediğim bir haberle hafiften panik olmadım diyemem özellikle aşısı konusunda..bunu da bir post olarak işler bilgilerini,yeni dr.unuzun tavsiye görüş ve düşüncelerini bizimle paylaşırsan şahsen ben mutlu yada bilgili olmanın hazzını yaşayacağım

    • AyçA dedi ki:

      Berna bilmiyorum domuz gribi ile ilgili fikirlerini ilk konuştuğumda sorarım. Ama diğer aşılardan farklı baktığını zannetmiyorum. Belki kendisine gidip de bunu soran bu yorumları takip eden birileri varsa yazarsa ne güzel olur.
      Kan grubu A olanlar diye bir ayırım bilmiyordum değişik geldi. 0 kan grubu olanların daha fazla et ağırlıklı beslenmesi gerekliliği gibi birşey olsa gerek. :=)

  21. Tuğba dedi ki:

    Merhaba,
    Hulya Hanim grip asisina siddetle karsi. Bu nedenle ben domuz gribi asisini da sormadim, sorarsam dover beni kesin 🙂

  22. berna dedi ki:

    bu arada hülya hanımın adresi veya telefonu bir soyadı varsa bizde değerlendirmeye alıcaz..bu zamanda aykırı dr bulmak öyle zor ki 🙂
    doktorlarla laf düellosundan yorulmuş bir aile olarak iletişim için bilgi bekliyoruz

  23. Özge Belen dedi ki:

    Merhabalar,

    Benim kuzenim NY’da yasiyor. Bu yaz TR donusu herhalde ucus sirasinda domuz gribine yakalandi. Doktorlar evden cikmasina musaade etmediler. Dedikleri su oldu: “Surunursun ama gecer. Lutfen baskalarinin iyiligi icin disari cikma.” Sonucta 2-3 hafta surundu, kiz arkadasi corba yapti. TR’den goturdugu Tamiflu’yu icti – ABD’de antibiyotik kullanimi cok kisitli oldugu icin kotu gunler icin goturmustu:). Simdi iyilesti.
    Sorun yaslilar ve bebekler icin daha buyuk sanirim. Gene de bana bu konuda gelen 2 maili Ayca’ya gonderiyorum. Birinde referanslar verilmis ve bu 3 asidan 2 sinin avrupa’da lisansi yok, 3. sunun yan etkileri listelenmis. İkinci yaziyi da altinda imzasi olduguna gore bir dr kaleme almis. Mail adresleriniz olmadigi icin -Ayca’ya zahmet- sizinle paylasabilir belki:)

    Sevgiler,

    • AyçA dedi ki:

      Özge maili hemen buraya kopyalıyorum, geçen tv de haberde Prof. Küçükustanın bir röportajının ses kaydını aldım bunu da editleyip siteye koyacağım.
      Sevgiler

      — Domuz gribi aşısı korku ticaretinin bir ürünü mü?

      Nisan ayında Meksika’ dan başlayan domuz gribi salgını iki buçuk ay içinde dünyanın 74 ülkesinde 30 bine yakın insanın hastalanmasına ve 140 kadarının da ölmesine yol açtı.
      Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) salgının alarm seviyesini geçen hafta 5’ten en üst seviye olan 6’ya yükseltti. Bu, bir pandeminin yani dünya çapında bir salgının resmen ilanı anlamına geliyor.
      Bir virüsün kıtalar arasında yayılım göstermesi ve insandan insana bulaşması toplum sağlığı bakımından elbette çok önemli. Ancak,pandeminin (büyük salgın) insanlar arasında gereksiz bir panik yaratmasına fırsat verilmemesi ve özellikle de korku ticari yapanların oyunlarına karşı çok dikkatli olunması gerekiyor.
      Grip aşısı ve grip ilacı üreten firmalar, sonbaharla beraber bu virüsün çok daha büyük salgınlara yol açacağını, bunu önlemenin tek yolunun ise bir an önce aşı olmak olduğunu beyinlere kazımaya çalışıyorlar.
      Otuza yakın ülke şimdiden grip aşısı kuyruğuna girmiş durumda ki, Türkiye de buna dâhil. Sağlık Bakanımız Recep Akdağ, domuz gribine yönelik aşı üretecek firmalarla görüştüklerini bildirerek, ‘’Biz aşıyı satın alma konusunda masaya oturmuş, önde gelen ülkelerden biriyiz’’ şeklinde açıklamalar yapıyor.
      İyi ama bu aşı gerçekten gerekli mi, etkili mi, yan etkileri var mı, herkes olmalı mı, yoksa bu bir tür grip ticareti mi?
      Salgın çok ölümcül değil.
      Önce bu salgın için iyimser olmamızı destekleyen pek çok sebep olduğunu görmemiz gerekiyor.
      Birincisi, milyonlarca insan öleceği ileri sürülen salgının o kadar da ağır bir hastalık tablosuna yol açmadığı artık belli oldu. Virüs bulaşan insanların çoğu hastalığı tedavi görmeden ayakta atlatabiliyorlar. Bugüne kadar tüm dünyada ölen insan sayısı 140 kadar. Oysa standart grip salgınlarında her sene 250-500 bin insanın öldüğü biliniyor.
      İkincisi, ülkemizde belirlenen domuz gripli 13 olgunun da yurt dışından gelen kişilerde saptanması ve bizde insandan insana bulaşmanın olmaması. Bu, domuz gribi saptanan pek çok ülke için de geçerli.
      Üçüncüsü de virüsün yaz şartlarında üremesinin ve bulaşıcılığını sürdürmesinin çok zor hatta imkânsız olması. Okulların tatile girmiş olmaları ve mevsim dolayısıyla insanların zamanlarının çoğunu açık havada geçirmeleri de çok önemli bir avantaj.
      Dolduruşa gelmeyelim
      Birkaç gün önce iki ayrı firma, domuz gribine yol açan H1N1 virüsüne karşı kullanılacak aşının ilk seri üretimini gerçekleştirdikleri müjdesini(!) verdiler.
      Hem ne kadar etkili olduğunu gösteren hiçbir bilimsel kanıt olmayan hem de ne gibi ciddi yan etkileri olabileceği henüz hiç bilinmeyen bir aşı için hemen sıraya girmek, bu kriz döneminde bu işe milyar dolarlar yatırmak bana hiç de doğru gelmiyor.
      Domuz gribi virüsünün tabii mutasyonla oluşmadığına ve laboratuar ortamında yaratıldığına dair kuşkuların ve bunu destekleyen bulguların artması…
      Bir ay kadar önce uzmanların aşı üretimi için en az 6 ay gerekir demelerine karşılık, iki firmanın aşıyı temmuz başında piyasaya verilebileceklerini bildirmeleri…
      Pandemi ilânından sonra aşı üreticisi firmalardan birinin borsadaki hisselerinde bir günde yüzde 3.6 ve 3.1 gibi çok ciddi artışlar olması… insanın kafasını karıştırıyor.
      Bir başka önemli konu da bunun ilk domuz gribi paniği olmaması. 1976 senesinde Amerika’ da Fort Dix’ te askerlerde görülen enfeksiyon bahane edilerek milyonlarca insan domuz gribine karşı aşılanmış, ama sonradan böyle bir salgının gerçek olmadığı ortaya çıkmıştı. Üstelik aşı yüzünden 25 kişi ölmüş ve yüzlercesi de ömür boyu felçli kalmıştı.
      İşin bir de dini yönü var
      Domuz gribi virüsünün DNA yapısını inceleyen uzmanlar salgına yol açan H1N1 virüsünün insan, domuz ve kuş gribi virüslerine ait genetik bir karışımından oluştuğunu açıkladılar.
      Dolayısıyla hazırlanacak aşıda domuz gribi virüsüne ait genetik materyal de bulunacak.
      Aşı içinde domuz virüsü genlerinin bulunması Müslüman ve Museviler’ in domuz gribi aşısı olmalarının caiz mi, haram mı olduğu sorularını da gündeme getiriyor.
      Salgına yol açan virüsün domuz gribi virüsü yerine, ısrarla Meksika virüsü, İnfluenza H1N1 virüsü, 2009 H1N1 virüsü… gibi içinde domuz geçmeyen terimlerle isimlendirilmek istenmesi de aşının satışında dini faktörlerin etkisini ortadan kaldırmak için olabilir.
      Kim ne derse desin, bu domuz gribi salgınında ve tedavisinde bir domuzluk olduğundan ciddi şekilde şüpheleniyorum.
      http://www.iyibilgi.com/artikel.php?artikel_id=25255
      Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta

      _

  24. […] yazıyı yazmaya başlarken tam bir sene önce yazdığım yazı, başlığı ve fotoğrafı gözümün önüne geldi ve ben de aynı başlığı attım biraz […]


Önceki yazıyı okuyun:
Doğum fotosu

  Cumartesi günü, doğum fotoğrafı çekmeyi neden sevdiğimi bir kere daha anlatacak bir gün geçirdim. Fotoğraftaki benim bebeklerimden biri. İlk...

Kapat