No public Twitter messages.

menekse5

Tarih:12-13 Temmuz
Katılımcılar: Alpay Oğuş, Ayça Oğuş, Bora Özkoca, Erin Oğuş , Kaan Kurt

Sanırım çok uzun süredir faaliyet raporu yazmıyorum hatta öyle ki son yazdığımda biri bana “bir sonrakinin katılımcılarının içine bir de oğlunuzun adını yazacaksınız” deseydi bir kahkaha atardım.. bir daha düşünmek lazım büyük konuşmadan önce.

Sabah saat 07:30 da yola çıktığımızda hangi yolu seçeriz bilmiyorduk. Kaan’ın kapısına gittiğimizde ilk defa olarak bir süre ” çantasını hazırlamasını” bekledikten sonra Bora’yı da alıp yolumuza koyulduk. Özlemden ibaret Hereke’de bir kahvaltı molası vererek güzel çay bahçelerinin tadını bir kere daha alıp yaylamıza doğru yollandık.

Erin ile ilk ciddi faaliyetmiz olacağından yaylaya yürüyerek mi çıkalım yoksa Alpay’ın bir önceki sefer aldığı notlardan ilerleyip köy köy gezerek arabayla mı çıkalım diye düşünürken arabaya karar verdik. Yürüyerek çıksaydık 3-4 saatte varacağımız yaylaya arabayla yine aynı vakitte ulaştık.Yuvacık’a gelmeden İhsaniye belediyesinden içeri girip köylerden geçerek gidilen yolun aslında Bahçecikten başlayıp 1 saatte varılan bir alternatifi daha olduğunu dönüşte öğrendik. Yeni bir yol yapılmış artık yaylaya isteyen çıkabilecek!!.. bu çok iyi bir haber değil; yavaş yavaş köylülerin tesis kurma planları bile var bu da çok sayıda insanın oraya gidip çok sayıda çöp ve kir bırakacağının müjdecisi sanki. Şimdilik sakinliğini ve bakirliğini koruyor. Yürüyüş rotası orta zorlukta bir rota yürüseydik ruhumuz daha çok temizlenecekti biliyorum ancak ilk defa olması kaygısı ile arabamız yanı başımızda olsun istedik. Hem herşeyin bir sebebi var ya.. bunun davarmış;zamanla göreceğiz: NASİPSE 😉

Yaylaya varınca kamp alanına yerleşip küçük bir yürüyüş için hazırlandık.2 saate yakın bir yürüyüş yaptık. Çok uzun olmasa da Erin’in de yürüdüğü hesaba katıldığında fena sayılmazdı. Yürüyüşten sonra kamp alanımızı geceye ve akşam yemeğine hazırladık. Çadırlar kuruldu, ateş yakıldı ve Erin özgürce kendi kendine – bu değişik oldu normalde hep birileriyle oynamak ister ama bu sefer kendi başına çok güzel oyalandı –

Akşam olunca, el ayak iyice çekilince, güneş yerini aya ve karanlığa bırakınca ne yapacağız diye bir soru vardı kafamda.Erin daha önce hiç ışıksız, kamp ateşli, yıldızlarla dolu ve sadece ayın aydınlattığı sessiz bir yerde kalmamıştı ve bu beni endişelendiriyordu. Hiç endişelendiğim gibi olmadı. Daha önceki çadır deneyimleri, uzun yürüyüşleri, tanıdığı insanlar, Kaan’ın ürettiği oyunlar ile büyük bir adam edası ile sanki hayatında yüzlerce kere kamp yapmışcasına ateşin önünde bizimle oturup, yemek yapıp, yiyip, kavanozlarla müzik yapıp en mükemmelide Alpay ve benim göğüsüme uzanıp yıldızları seyretti. Bu faaliyetin damağımda en çok kalan tadı burası oldu. Erin ve ben ve Alpay uzanmış milyonlarca yıldızlı otelimizde nefes alıyoruz..hayal ederken bile çok güzeldi, şimdi yaşayınca …
” Biz nerede uyuyacağız” sorusuna cevabı çadırı göstermek oldu. Saat 22:00′ ye gelirken yanıma sokuldu ve uyumak istediğini belirtti. Gece bir kere dönememekten ve bir kere sıcak basmasından olmak üzere – acaba üşür mü kaygısından kat kat giydirdiğimiz için!!:) biz de öğreniyoruz tabii- iki kere uyandı ama hemen uykuya daldı. Sabah 07:30 da mis gibi uyumuş olarak hepimiz günü karşıladık.

Harika bir kahvaltının ardından bir yürüyüş yapmak istesek de Erin’in sabah uykusu bastırınca hepimiz en gölgeli ve rüzgarlı tepeye çıkıp matlarımızın üzerinde bir güzel uyku çekip sonra kavunlarımızı yiyip dönüşe geçtik.

Bir gün önce yemekleri yakalayamayan Erin ertesi gün özel ders almaya başladı!! Az kalsın köpek ekmeğimizi kapınca – hayır Bora kaptırmadı – biz de aç kalacaktık 😀 –

Çok Yorumsuz 😀

Gün geceye dönerken

ve gün gece olmuşken

Babası ve oğlu

Bu Yazılar Da İlgini Çekebilir

37 Yorum

  1. Kuaybe dedi ki:

    Ayçacım eminim tanışsak ve yakın otursak, çoook iyi anlaşan iki aile olurduk :)) Her hafta o dağ senin, bu yayla benim dolaşır dururduk..

  2. annevebebisi dedi ki:

    Aycaaaaaa:) Allahim Allahim! Ne guzel manzaralar, ne guzel resimler, ne harika bir hafta sonu&kamp ve ne tatli Erin:)))

    Aycacim, cok ama cok onemli bir is yapiyorsun. Insanlara cocuklari olunca eve tikilip kalmalarinin cocuklarini hastaliktan korumak, cocukla gezme-tozma ya da herhangi bir is yapilamayacagi vb nedenlerden degil tamamen kendi kendilerine ket vurmalarindan kaynaklandigini gosteriyorsun.

    Umarim bu blogu okuyan, cocuk sebebiyle hayatini donduran pek cok anne-baba sizi ornek alir, cocukla dagda kamp bile yapilabilecegini anlarlar:)

    Nice nice nice kamplara, gezmelere, tozmalara ;))))

  3. Ayse dedi ki:

    Ayca, fotograflar, gittiginiz yer, kampiniz, erin ve siz, hepsi harika….Erin in cok eglendigi oyle belli ki, ne iyi etmissiniz bebisinizle kampa cikmakla…

  4. öykücü dedi ki:

    Maşallah ne tatlı bir çocuk oldu bu bizim Erin:)) Bebek değil resmen çocuk oldu artık.

    Ben de oradaymışım gibi hissettim.Ne güzel:))

    Bu arada bir kaç gün önce bir kuaför salonunun vitrininde asılı bir resimde seni gördüm sanırım.Kısa kızıl ve dik saçlı bir gülümsemeyle bana bakıyordun fotoğraftan.Ya da hergün sizi okumaktan böyle oldu:))

    Sevgiler..

  5. Julide dedi ki:

    bayıldım… sayende şöyle bir silkelendim. birsürü şeye tekrar niyetlendim. teşekkür ve takdir:-)

  6. ensar bera nın annesi dedi ki:

    ayçacım,sende bu şiirin canlanmış halini görüyorum.paylaşmak istedik,sevgiler erin abimize ve size 🙂

    YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİRŞEY VAR

    Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
    Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
    Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
    Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

    İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
    Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
    Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
    Kopmaz kökler salmaktır oraya

    Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
    Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
    Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
    Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

    İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
    Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

    İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
    Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

    Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
    Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
    Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
    Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

    Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
    Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
    Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
    Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

    Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
    Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
    Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
    Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana

    Ataol BEHRAMOĞLU

  7. meltem dedi ki:

    Ayçacım harika,arada böyle benzin doldurmalar iyi geliyor insana.Erin artık abi olmuş,bebekliği yok oluyor gün geçtikçe ayrıca babasıyla çitin üzerine oturduğu fotoğrafı eski yabancı kovboy filmlerini anımsattı bana.

  8. meltem dedi ki:

    haaaa bide saçların nefis duruyo uzun yakışmış.

  9. AyçA dedi ki:

    Herkese teşekkürler..Umarım yazdığınız gibi bir ayna oluşturuyoruz “çocukla olmaz” düşüncesine..

    Öykücü hangi kuaför ?? şaka mı 😀 hahah

    Ensar beranın annesi çok teşekkürler, benim Öyküm bilir ki bu benim en sevdiğim şiirdir 🙂

  10. Duygu dedi ki:

    Sizi yürekten kutluyorum. Çocuğun, hayatı yaşamaya engel olmadığını gösterdiğiniz ve aynı çocuğa şimdiden hayatı yaşattığınız için… Günümüzdeki gerçeklere (annelerin yarattığı saçma gerçekler) inat mükemmel bir örneksiniz…
    Sevgilerimle…

  11. pinarbk dedi ki:

    Siz artık 2,5 kişilik değil, resmen 3 kişilik bir ailesiniz. hem de aynı şeylerden keyif olan, birbiriyle uyumlu güzel bir aile…

  12. minel dedi ki:

    ya herşey çok güzel fevkalade fakat bütün bu karelere izlerken birşeyi düşünmeden edemedim
    Keneler

    bunu gözardı etmiş olamassın,bunun için nasıl bir çözüm buldunuz ?yakın bir arkadaşımın ailesi tarlalarına uçakla kene boşaltıldığını görmüş

    bilemiyorum ya kafamı hep kurcalıyor bu durum
    tereddütlerim var yeşilliklerle ilgili…

  13. alpay dedi ki:

    🙁 uçakla kene boşaltmak???
    Bunu açarmısın.

    Bunun dışında kene için standart önlemler dışında bir önlem almıyoruz.

    sürekli gözlem
    bulunduğun yerde populasyon incelemesi
    ısırılırsan bilinçli yaklaşım
    bölge halkında sorgulama
    Ekosistemin daha az bozulduğu yerlere gitmek

    Ve biliyorum ki bu kene şehirde kapı önünde karşıdan karşıya geçerken bir hayvanda da size zıplayabilir.

    Bir kuştan balkonunuza da gelebilir.
    Yılanlar ve ayılarda benzer tehlike arzederler
    İnsanlar daha büyük tehlike arzeder.
    Trafik onlar kadar tehlike arzeder.

    Tüm bunlara bakarsak hayatın kendisini yaşayamayacak bir hale geliriz.

    Tabii uçaktan kene atılması gibi (komplo) olduğunu düşündüren durumlar için birşey diyemem. Bu suikasta girer herhalde. Aynı bombalama olayları gibi. Buna ne yapılır cevabım yok.

    Alpay

  14. anane dedi ki:

    ERİNİMİ BORANIN YANINDAN UZAK TUTUN,HEMEN HAVAYA GİRMİŞ FOTOYA BAKILIRSA!ÇİTİN ÜSTÜNDEKİ FOTO SUPER BAYILDIM …

  15. Ayse Sule dedi ki:

    Ayca’cim, masal gibi bir ailesiniz. Ama sanirim tam da boyle dusundugum icin, yani son derece gercek olan bir oykuyu, sanki basima hic gelemeyecek bir masalmis gibi gordugum icin, fena halde yazik ediyorum hem kendime hem de yakin cevreme.

    Hayati daha fazla ertelemeden, cocukla nasil olur demeden, silkelenmeli ve bir an evvel yollara dusmeliyim. Basarirsak, emin ol haber veririm:)

    PS: Cok yorumsuz resme ne diyecegimi ben de bilemedim. Ama Erin ne tepki verdi cok merak ettim:P

  16. derya dedi ki:

    evet şu kene konusu bizim burlardada keneleri amerikanın uçaktan çorapla üstümüze attığı. haberleri dilden dile dolaşıyor. ama şu kırım kongo mikrobu taşıyan kanalari.yoksa kene her zaman var. inanırım. çünkü bir çok bulaşıcı hastalık amerikadan türkiye ye gelmedimi?

  17. derya dedi ki:

    pardon yanlış olmuş keneleri, : )

  18. Alpay dedi ki:

    nasıl yani
    amerikan uçakları geldi
    hava sahası kontrol sistemlerimizi aştı
    tarlalara coraplı keneleri attı
    gören duyan olmadı.
    bir fotoğrafını çeken olmadı.
    bu iddalar kanıtlanacak kadar belgelenemedi

    keneleri yiyen sülünleri,tavukları biz yoketmedik yani, ayrıca keneler toprak altında yaşadığını bilmeden ortalığı ilaçlamadık. Eko sistemi keneler lehine bozmadık.

    Amerikalılar yaptı herşeyi..

    Yaşadığım dönemde duyduğum en inanılmaz şehir efsanesi bu olsa gerek.

  19. AyçA dedi ki:

    çok yorumsuz fotoğrafını çekerken fark etmemiştim 🙂 evegelip bilgisayara koyduğumda gördüm 🙂 tepkisini yüzünü göremediğimiz için bilemiyoruz..

    Kene olayında ise şehir efsanesi olma ihtimali yüksek diye düşünüyorum. İstanbulda yaşamak bizim yaşam biçimiz içerisinde en tehlikeli olanı bence.

  20. derya dedi ki:

    dediğim gibi kene dünya var olalı beri var ve bildiğim kadarıyla tüm tüylü hayvanlarda var.ama kırım kongo mikrobunu taşıyan keneler son 2 senedir türkiyede duyuluyor. bence bu şehir efsanasi falan değil.ve insanlar ölüyor.hiçbir tedaviside yok bildiğim kadarıyla

  21. derya dedi ki:

    çocuk felcinin türkiye ye nasıl geldiği hakkında bir fikriniz var mı? atmışlı yıllarda türkiyede ki ilkokullara amerika tarafından süttozu peynir gibi besinler dağıtılmış kısa bir süre sonra türkiyede çocuk felci görülmüş .o dönemde yaşayan bir kaç kişiye sorduğumda bu gibi besinlerin dağıtıldığını onaylıyorlar.türkün türkten başka dotu olmağını düşünüyorum. bunada mı şehir efsanesi diyeceksiniz?

  22. Alpay dedi ki:

    Bilimsel olarak kanıtlanan hiçbirşeye şehir efsanesi demem. Duyduğum şeylerde bilimsel bilgiye inanırım kulaktan dolma veriye değil.
    Kesinlikle bildiğim birşey var virüsler canlıdır ve her canlı gibi yayılmak ve kendini korumak ister bu sebeple değişirler. Biyolojik silah konusundaki kaygılarına da katılıyorum fakat söylediğin iki örnekte de bu yönde bir veri yok bence. sütten önce çocuk felci yoktu, sigaradan öncede gırtlak kanseri yoktu, metropollerden önce stress yoktu,şekerden önce obezite yoktu, kızartmadan önce kolesterol yoktu v.s v.s..
    haa bizim hatamızı soruyorsan hiçbirşeyi incelemeden araştırmadan hazıra konmuşuz iyi kötü herşeyi almışız sonrada komplo teorileriyle altından çıkmaya çalışmışız.
    bunların farkında olan her bilgili insanı toplum dışına itmişiz.Bizim toplumuzda bilgi önemli değildir söylenti önemlidir ve bu çok sıkıcıdır.

    Bu blogta biz dahil birçok insan bağırınıyor paztörize süt ve hazır mama kullanmayın diye. Kaç anne bunu uyguluyor dersin.

    10 sene sonra aaa pardon dediklerinde bunun suçlusu amerikamı olacak.

  23. Elif dedi ki:

    Keneler bir yana, ne kadar son zamanlarda aklımızı gündemimizi çok meşgul etse de;deli gibi korksak da; şu karelere bakıyorum da hayat böyle güzel..böyle özgürce yaşarken!

  24. annevebebisi dedi ki:

    Cok yakin bir arkadasimi, bisikletle Londra’dan Irlanda’ya giderken (tabii okyanus kiyisina geldiklerinde vapurla gectiler karsiya:P) Galler bolgesinde yaptigi bir kamp sirasinda kene isiriyor. Yillar once olan bu olayi ve isirigi ciddiye almadigi icin su an lyme hastasi ve agir antibiyotik tedavisi goruyor.

    Kene problemi sadece Turkiye’de degil, Avrupa-Ingiltere ve ABD’de de cok ciddi oranda artmis durumda. Ozellikle ABD’de pek cok insan kene isirmasi sonucu, sonu cok ciddi hastaliklara hatta olume varabilen lyme hastaligina yakalaniyor.

    Bu durumu nasil aciklayacagiz? Cinlilerin ucaklarla kene cuvallari attigi seklinde mi?

    Bir suredir tedavi goren, kendisi de lyme hastasi olan doktoruyla sık sık gorusen, kani test&teshis icin ABD’ye gonderilen arkadasim araciligiyla dunyadaki bu kene sorunundan haberdar oldum. Yakinda Ingiltere’nin Leicester sehrinde duzenlenecek Lyme konferansina katilacak, son bilgileri-haberleri alip ilgilenenlere aktaririm.

    Maalesef biz Turkler her turlu sorunun altinda bir komplo, dusmanlik, ajanlik, vslik arariz. Belki gercekten vardir boyle bir sey, belki gercekten ABD coraplarla kene atiyor Turkiye tarlalarina. Hadi sorunun kaynagi biz kendimiz degiliz peki ama bu sorunu cozmek icin ne yapiyoruz? Hangi universitemiz arastirma yapiyor, hangi devlet birimi-belediye onlem aliyor, care ariyor??? Sebebi ustlenmiyoruz, hic olmazsa care arasaydik.

  25. minel dedi ki:

    kene olayı “kene platformuna” dönmüş durumda ,

    yakın bir arkadaşım anlatıyor (bir helikopter tarlalarının üstüne yaklaşıyor aynı ebatlarda ,aynı boyutlarda bir sürü kenenin boşaltılıp gidildiğini söylüyor,adam çiftçi yetkililerden ilaç vs talep etmiş ama ilgilenen olmamış)

    bunlar birebir duyduğumuz şeyler ,ve bilmediğimiz daha ne kadar çok şey var onuda bilmiyoruz

    tabiki amerikan uçakları,hava sahası kontrol sistemlerini aşıp böyle birşey yapmaz,yapamaz,yapmasına gerek kalmaz zaten…burda yeterli donanım varken..

    sorun şu,keneyle ilgili haberler hergün dahada artarken bunları biz nasıl önlem alabiliriz.yada önlem mi almalıyız yoksa hayata hiçbirşey yokmuş gibi devammı etmeliyiz…

    gerçek şu ki :Biyolojik silah olduğu düşüncesindeyim;Türkiye’de kene gerçeği var ve insanlar ölüyor.

  26. BETÜL KÖROĞLU dedi ki:

    kendim izmitliyim eşimin ailesi bahçecikte seymende oturuyor fakat bu yaylanın varlığından bile haberim yoktu.. Bizim adımıza çok büyük bir kayıpmış meğer..

    bayıldım resimlere yaşam tarzınıza harikasınız…

    sevgiler

  27. Açalya dedi ki:

    Hiking, çadır, dağ, tepe, bayır, börtü böcek, yılan çiyan sevmeyen, kaldırımda ve parkta yürümeyi tercih eden, Tammo ile henüz evli değilken ormanın ve denizin kaynaştığı bir yerde romantik bir gece geçirme cesaretini göstermiş ve korkudan neredeyse donuna yapmış ve gecenin içine zıçmış biri olarak bu resimlere ve yaptıklarınıza pek özendim. Hatta hayran kaldım. Allahtan Tammo sever öyle şeyleri de, hep söyler baba oğul kamp yapacaklarmış fırsat buldukça…ben evde kalır, film seyrederim ohhhh.

  28. alpay dedi ki:

    merhaba minel
    keneden ölen insan sayısı 30

    aramızda bu çiftçiyi ekranda konuşurken gören varmı? Çünkü habere aç basınımız için bu janjanlı bir haber.

    ben türkiye geleceğini tehdit eden ama konuşulmayan konuları aklımın erdiğince söyliyeyim

    -çölleşme – verimli topraklarımızı yanlış ve bilimsel olmayan ekim tekniklerinden dolayı kaybediyoruz

    -susuzluk – Yeraltı ve yerüstü sularımızın doğru yönetemiyoruz

    -nükleer – bilim soğuk füsyon ve yenilenebilir enerji keşifleri sınırında iken yıllarımızı heba edecek nükleer yatırımlar planlıyoruz.

    -açlık – yıllarca sanayi ülkesi olmaya çalıştık. Şimdi verimli arazilerimiz üzerinde aptal yazlıklar duruyor. Gelecekte aç kalacağız.

    -arge – Keşif yapmıyor arge yatırımı yapamıyoruz. Şu anda alınan bilimsel patentlerden dolayı gelecekte ödeyeceğimiz paralar hesaplanamıyor bile.

    -emperyalizm – Biz bölünmenin tehlikelerini anlamadan toplumsal olarak örf ve enenelerden uzaklaştırılarak bölünmüş bir toplum haline getirilmişiz. İnsanlar arası bağlar sürekli parçalanıyor.

    -eğitim – Bizim ülkemizde hit olan meslekler genelde gelişmiş ülkelerde terkedilmek üzere olan meslekler oluyor. Mesela bilgisayar ve yazılım mühendisliği konuları şu anda ülkemizde revaçta ama sanal zeka çalışmaları aldı başını yürüyor. Bizim ülkemizde şu anda bu konuyu ağzına alan yok. herkesin konuştuğu eğitim trajedilerini söylemiyorum.

    yani işin özeti kene eğer biyolojik silahsa bunların yanında başarısız kaldı bence. İşin çözümüde var SÜLÜN. hani silahını alanın avladığı yenebilir hayvanlar. Kene olan yere sülün saldınmı denge sağlanıyor.
    Başka bir çözüm peygamber devesi. Bu böcekte kene yiyor. Piknik alanlarında artık göremediğimiz hayvanlar.

    alpay

  29. öykücü dedi ki:

    Ayça kuaförde gördüğüm foto gerçek.Fotosunu çekip sana mail atacağım.

    Ben bir reklam kampanyasında poz verdin sanmıştım.Belki de sen değilsindir.Yanlış görmüş olabilirim.

    Sevgiler..

  30. Asli dedi ki:

    Alpay’ın söylediklerine eklemek istediğim bir şey var;
    Türkiye’ye Kirim Kongo kanamalı virütik hastalığını taşıyan keneler Doğu Karadeniz, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu’dan girermiş(coğrafi olarak Kırım’a komşulukalrı olduğu için). Bu bölgelerde ekolojik denge, kuş gribi dolayısıyla kaz, tavuk, horoz gibi kümes hayvanlarının itlafıyla bozulunca kene vakası artış göstermiş… Özellikle kazlar, soğuk bölgelerde, kışa dayanıklı yapılarıyla, hem halkın et kaynaklarından biriymiş hemde aynı sülün gibi keneleri yermiş. Banada bunları Mardinde mecrubi hizmetini yapan bir doktor arkadaşım anlattı. Kuş gribinden korunmak için hayvanları itlaf edeceğimize izole edip yaşam alanlarından uzaklaştırsaydık keneye karşı ekolojik kalkanı bilmeden kaldırmazdık ….

  31. minel dedi ki:

    bu kene konusu uzarr giderrr
    inşallah kimse böyle bir vakayla karşılaşmaz diyelim..
    tebirlerimizi mutlaka alalım.

    elimizden gelen budur

  32. Açalya dedi ki:

    Ustte de dedim ya sevmem dag bayir olayini…ama kene var diye de cocuklari eve hapsetmek…bizim koyde pire dolu, her koyde oldugu gibi, bu pireleri de Amerika ucaktan atmis olmasin 🙂 beni isirdilar mi 3 gun kendime gelemiyorum, simdi koyumuze pire var diye gitmeyecek miyiz…pireleri ilacladiginizda tavuklar da hastalaniyor, tavuklar hastalandi mi gelincik dedikleri hayvan cogaliyor, gelincik cogaldi mi tilkiler ortaya cikiyor, tilkiler cogaldi mi yilanlar azaliyor…birbirini etkiliyor iste doga. Kene atan ABD ucagi UFO olmasin sakin, belki de zuzaylilar atmistir keneyi. Zaten keneye mercekle bakinca ayni zuzayli.

  33. Bernacan dedi ki:

    O Erin’i taşıdığınız bebek çantasını nereden aldığınızı öğrenebilir miyim? Bu arada, Erin’i de sizi de çok seviyorum 🙂

  34. burcu demirel dedi ki:

    sizin bu dag bayir gezilerinizi filan okudukca dusuncelere daliyorum; ben olsam poyrazla yapabilirmiydim diye? ne bilim, sanki erin genetik olarak bu yetiyle dogmus gibi bi his var icimde 😉 olabildigince ben de poyrazin bizi kisitlamamasi icin ugrasiyorum ama bazen de “uf oglum, evden cikmak yok bida bole yapacaksan!” derken buluyorum kendimi 🙁 napmali bilmiyorum..insallah zamanla, erin gibi koca adam olunca bizimki de boyle uyumlu olur..

  35. AyçA dedi ki:

    @açalya 😀
    @bernacan çantayı italyadan arkadaşımız getirdi. Burada doğa malzemeleri satan mağazalarda başka markada var sana mail olarak atacağım.
    @Burcu dediğine katılıyorum genetik olarak kısmına ancak bunu genetik olarak mı diye açıklayabilirim yoksa hamilelik öncesi ve hamilelikteki yaşam tarzımı daha karnımdayken alışkanlık haline dönüştürmek ve doğum sonrası elimden geldiğince bu yaşam tarzını bozmayıp evde bile buna uygun – çalışmalar oyunlar – yaşadığım olduğu ile mi bilemedim. Tabii yaşam tarzın öenmli daha önce yapamdığın şeyleri bebekle öğrenmek zor ama öncesindeki tecrübelerini bebeğe aktarmak daha kolay. Ben sadece bebekle hayat durur, çocuk oldumu hareket edemezsiniz cümlelerine kılım o kadar.. herkes kendi ölçülerinde çıkıp dolaşarak yaşatarak bebeklerine hayatı öğretmeli dört duvar arasında ya da mahalle aralarında birşey öğrenilmiyor..

  36. Tomurcuk dedi ki:

    Merhaba, sitenizi sessiz ve derinden takip ediyorum. Ellerinize sağlık. Benim merak ettiğim bişey var. Vakti zamanında üniversitede ucundan kıyısından doğa yürüyüşlerine, kamplara, kaya tırmanışına falan bulaşmıştım. Henüz çoluk çocuk yok ama niyet var. Rehberli gruplar çocuklara izin veriyorlar mı ya da bu işe hevesli, çocuklu arkadaş mı bulmalı ya da alıp başımızı gitmeli mi? Gece gece merak ettim. Teşekkürler.

  37. AyçA dedi ki:

    Tomurcuk merhaba.. açıkçası rehberli turlara ben h,ç katılmadım ve çevremizde de yani arkadaş grubumuzda çocuğu olan tek biz varız. gittiğimiz yerlere hep kendimiz gidiyoruz ve tek çocuk Erin oluyor maalesef 🙁 Tavsiyem çocuk yapmadan rehberli gruplar ile tecrübelerinizi arttırmanız oralarda bu işlerle uğraşan arkadaşlar edinmeniz.. çocuk olunca bilgilerinizi kullanabilirsiniz. baştan tecrübe sahibi olmak gerekiyor.


Önceki yazıyı okuyun:
Yeşil Ekran başladı

Organik tarımın imkansız olduğuna inanıyorsanız, naylon poşetten vazgeçemiyorsanız ve ünlülerin sadece reklam için çevreci olduğunu düşünüyorsanız Yeşil Ekran’ı izleyin. Bu...

Kapat