No public Twitter messages.

Bu yazıyı yazmaya başlarken tam bir sene önce yazdığım yazı, başlığı ve fotoğrafı gözümün önüne geldi ve ben de aynı başlığı attım biraz fotoğraf aynı yerde çekilmiş, konular aynı hisler aynı.

Yine yeniden sonbahar! Dünkü dolunay etkilerini saymazsak  (tanrım çıldırmış gibiydim! Tüm oğlaklar öylemiydi ?) sonbaharın dökülen yaprakları kıvamında ruhum süzüle süzüle iniyor yerlere yavaştan ancak mutlu mesud! Sarı, kırmızı, kahverengi tonları sarıyor içimi.. ısıtıyor…

ve evet bugün 3,5 yaş doktor kontrolümüz vardı. Aslında 3 yaş olması gereken kontrol bu ama ben geçen sene 2,5 yaş gibi gittiğim için bir sene geçsin istedim. Genel olarak önemli bir şikayetemiz de olmadığı için önemsemedim. Ancak geçen sene Erin’in huysuzlanmasından Hülya hanım o kadar rahatsız olmuştu ki iki azar işitmiş dönmüştüm 🙂 Bu sene için aynısı olmasın diye Erin’e seyrettirmediğim doktorlu çizgi film, okumadığım kitap kalmadı. Yetmiyor gibi aklıma geldikçe ” hadi bakalım sen doktorsun bak bakalım kulaklarıma” diye simüle etmeyi de ihmal etmedim.

Bu kontrolün sonuçları neydi peki ?

Boy= 108cm Kilo= 18,2kg. Bu sefer kilosu 700 gr fazla falan demedi 🙂 çok şükür! Herşeyi normal boyu üst sınırda bu da harika. Hastalanmıyor çünkü doğru besleniyor, ıvır zıvıryemiyor, güzel uyuyor ve mutlu! Tüm sonuç bu! Bu bizim için de geçerli. Hasta oluyorsanız 3 nedeni vardır dedi:

1. doğru beslenmiyorsunuz
2. doğru uyumuyorsunuz
3. hayatsal olgunluğunuz düşük ( stress ile mücadele edemiyorsunuz ) 7

Beslenme konusunda aynı şeyler devam. Ancak bizim (anne-oğul) bir bal tutkumuz var. “Tutkularımızdan sıyrılmalıyız” ı öğrendik. Bal zaten artık güvenilir değil mümkünse bal yerine pekmez kullanın dedi. İlla ki bal ise ekmeğim üzerine kaymağınızı sürün azıcık bal gezdirin ve eğer sabah kahvaltıda bal yediyse gün içerisinde yiyeceği meyva miktarı 1 adet! Evet aynen 1 adet dedi! Çünkü artık meyvalar da sandığımız kadar masum değilmiş ki bunu benim diyetisyenim de onaylıyor, sadece bir ara öğünde bir porsiyon meyvam var o da yanında iki- üç kaşık yoğurt ile. Hemen yazının sonuna kopyalayacağım meyvalar ile ilgili yazıyı da okursunuz ben de birazdan okuyacağım zaten henüz okumadım.

Hülya hanım çok değişikti bir kere çok kilo vermiş ve çok gülümsüyordu ve bu sefer muayenede Erinle çok eğlendi 🙂 Tüm empatik değil cümlelerimi geri alıyorum! Bu sefer çok sevdim kendisini .. daha çok sevdim daha doğrusu.

Aşılar konusu: en zoru bunu yazmak! Her zaman bu konuda okları üzerime çekiyorum. Erin zaten 1,5 yaşına kadar olması gereken tüm aşıları olmuş durumda. Şu anda sadece hepatit A aşısı eksik zaten aşı takviminde isteğe bağlı olan bir aşı kendisi. Şimdi 4-6 yaş arası Kızamık – Kızamıkçık – Kabakulak var. 6 yaşına geldiğinde Suçiçeğini de ekleyerek bir antikor testi yaptıracağız ki bunu tüm laboratuarlar yapıyorlarmış. Eğer olduğumuz ilk doz korumaya devam ediyorsa ikinci dozu yaptırmaya gerek yok! Korumuyorsa da yaptırmama yönünde kullancağım tercihimi zira ilk dozunu yaptırmış olmak dahi %50 koruma sağlarmış ve geçirirse hastalığı hafif atlatırmış. Şimdilik aşı yaptırmamaya karşı olanlara karşı işim kolay bir kısım aşı yapılmış durumda bir çocuğum daha olursa işim o zaman zor gibi :))

Yazmayı atlamışım geri dönüp ekliyorum:

Bugün Erin’in ilk defa tansiyonu ölçüldü 🙂 minicik bir tansiyon aleti! Şimdi kıyamet kopacak dedim ama kopmadı hoşuna gitti. Sonuç : 10-5! 😀

Bir de okul meselesine değindik. Dedim “ben çok üzülüyorum reddediyor gitmeyi”. Dedi: ” arkadaşları var mı? ” Dedim “var” dedi, güzel oynuyor mu?” Dedim “oynuyor” Dedi “eh ailesi yanında, arkadaşları var, sen ilgilisin, bırak ilk okula kadar gitmesin. Senin yaptığını bozacaklar ne de olsa orada! ” Şaşırdım, sevindim, yüreğime sular değil serpilmek sarıl sarıl döküldü. Oh be dedim!

Daha önceki doktor kontrolü yazılarım için şunlara bakabilirsiniz. Meyva yazısını da aşağıya kopyalıyorum.

Şuradan ve şuradan da okuyabilirsiniz. Her iki link de aynı.

Mine Şenocaklı, Türk Tabipler Birliği Tarım, Gıda ve Beslenme Komisyonu Başkanı Prof. Kenan Demirkol ile konuştu:

*İçki şişede durduğu gibi durmaz, bunu içen de bilir, içmeyen de… İşte bu yüzden üzüm rakıdan tehlikeli.
Çünkü kimse bilmez ki üzüm de salkımda durduğu gibi durmaz, biraz fazla kaçırdınız mı; sağlığınızı bozar,
Mesela damar sertliğine yol açar. Ben de bilmiyordum, Başbakan sayesinde öğrendim! “Rakı içmeyin, üzüm yiyin” deyince,  bir bilene danıştım. Prof.Dr. Kenan Demirkol anlattıkça anladım ki, meyvenin de fazlası içindeki fruktoz yüzünden en az alkolün fazlası kadar zararlı!
-Diyelim ki bir restorana gittik ve Başbakan’ın önerdiği gibi bonfilenin yanında bir kadeh şarap yerine, bir bardak taze sıkılmış portakal suyu içtik. Bir bardak portakal suyunda yaklaşık olarak 30 gram fruktoz, yani meyve şekeri var. 15 gramdan fazla alınan fruktoz ise, trigliserite, yani yağa dönüşür. Bu hem karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun yağlanmasına yol açar. Yani ne olur şarapta kalalım! Çünkü şarap damar sertliğine ve kansere karşı koruyucudur. “Vücudumuz için zararlı üç beyazdan, yani un, tuz ve şekerden en zararlısı şekerdir.
Sanıldığı gibi kolesterol değil, şekerdir damar sertliğine sebep olan meyvelerin içinde ise bol miktarda şeker var, hele ki üzümde en çok.”

DEMİRKOL ÖZELLİKLE UYARIYOR

-Diyetisyenlerin önerdiği gibi bol bol meyve yemek, yarardan çok zarar getirir. Siz siz olun, alkolü de ölçülü alın,
Meyveyi de ölçülü yiyin. Salkım salkım üzüm yemektense bir küçük kadeh kırmızı şarap içmek sağlığa daha yararlıdır!”
Mesele aslında bildiğimiz, ama hep unuttuğumuz gibi, her şeyin çoğu zarar, azı karar.
Günde bir kadeh şarap yerine bir şişe devirirseniz alkol de zarar. Tıpkı bir salkım yerine bir kilo üzümü gövdeye indirmek gibi. Sağlıklı kilo vermede spor asla yeterli olmaz. Bugün şişmanlık, kaloriye dayandırılıyor. Oysa kalori hesabı fiziksel bir özellik. Gıdaların kimyasal özellikleri de var. Siz sadece kaloriye baktığınız zaman o kimyasal özellikleri tümden yok sayıyorsunuz. Mesela bizim bugünkü konumuz da olan şeker kendi başına eklem kıkırdağını eriterek dizde kireçlenmeye yol açıyor ve o kadar yaygın ki bu hastalık! Diz protezi, kalça protezi yapılmasının başlıca nedeni şeker.
Damarları tıkayan da sanılanın aksine kolesterol değil, şeker.

*Yani şeker sadece kalorisi ve şişmanlatıcı etkisiyle zarar vermiyor, doğrudan kimyasal yapısıyla da tehlikeli.
-“Şeker yiyeyim oradan aldığım kaloriyi başka yerden kısarım” demek çok yanlış. Kesinlikle.

*Peki ne kadar şeker kullanabiliriz?
-Günde 8 kesme şeker hakkınız var. Başka hiçbir meyve ya da bal, reçel yememişseniz tabii.

*Ben sabahları bir tatlı kaşığı bal yiyorum…
-O zaman 6’ya iniyor şeker hakkınız. Bal ağırlıklı olarak fruktoz içerdiği için, yiyeceğiniz meyveyi de üçte bir oranında düşürmeniz gerekir.

*Peki, hangisi daha zararlı? Tuz mu, şeker mi? Kesinlikle şeker.
*Tuz için de “Günde en fazla 6 gram alın” deniyor…
-Tuz konusunda yeni çalışmalar var, bugüne kadar yapılan kısıtlamaların çok da doğru olmadığını gösteren…
Mesela siz tuzu terle vücuttan atabiliyorsunuz ama şekeri atamıyorsunuz.
Şeker direkt olarak size popo ve karın yağı olarak geri dönüyor.
Oralarda depolanan yağın ise getirdiği bir sürü olumsuzluk var. Kalp hastalığı, damar sertliği gibi…
ÇOK MEYVE YİYEN MÜTHİŞ BİR ERKEK GÖRDÜNÜZ MÜ?

*İyi ama bazı dönemlerde tatlı yeme ihtiyacı artıyor insanın. O zaman ne yapacağız?
-Vücudun şeker talebi yoktur. Ama biz sürekli şekerle beslendiğimiz zaman,vücudumuz zararlı olduğunu bildiği için şekeri metabolize edecek olan insülini hazır bekletir. Dolayısıyla sürekli fazla şeker ya da nişastayla beslenen kişinin açlık kan insülin düzeyi yükselir. Açlık kan insülin düzeyi yükseldiği zaman kan şekeri düşer. Kan şekeri düştüğü zaman,
“Eyvah kan şekeri düşüyor” sinyalini vücut size nasıl yansıtır? Mide özsuyunu salgılatarak, size açlık hissettirerek…
O yüzden de siz aşerirsiniz. “Reçel kavanozu nerede?” diye aranmaya başlarsınız.
Halbuki 100 yaşını aşan insanların ortak özelliği nedir diye bakıldığında açlık insülin düzeylerinin düşük olduğu görüldü.
*Yani uzun yaşamanın temelinde şeker yememek yatıyor…
-Evet. Açlık insülin düzeyini düşük tuttuğunuz oranda sağlıklı ve uzun yaşarsınız. 1700 yılından kalma İngiltere’ye ait istatistikler var elimizde. Kişi başına yıllık bildiğimiz şeker tüketimi ne kadar biliyor musunuz? 5 gram! Yani yaklaşık 1 kesme şekeri kadar. Kesme şekeri 4 gram gerçi ama… Demek ki, şeker bir ihtiyaç değil. Tam tersi, sonradan tamamen alışkanlık olarak soframıza girmiş. 1801 yılında şeker pancarından da şeker üretilmeye başlanmış ve Almanya’da ilk pancardan şeker üreten fabrika kurulmuş. Sonra bütün Avrupa’da ard arda şeker fabrikaları açılmış. 1815 yılına gelindiğinde İngiltere’de kişi başına şeker tüketimi, 115 yıllık süre içinde tam bin 200 kat artmış ve 6 kiloya çıkmış. Bugün Orta Avrupa’da yıllık kişi başına şeker tüketimi bir kişinin kendi beden ağırlığından fazla; tam 70 kilo!
Ve 1815’ten günümüze kadar şeker tüketim artış eğrisiyle, kanser, kalp hastalığı, inme, diyabet ve obezite gibi kronik hastalıklarda artış eğrisi bire bir örtüşüyor.

*Merak ettim, siz şeker kullanıyor musunuz?
-Hiç. 38 senedir ne çayıma ne kahveme şeker koyuyorum. Onun dışında tatlı hiç yemiyorum.

*Ama hep denir ki şeker, yani glikoz beyin hücrelerini çalıştırır…
-Doğru, çok iyi hatırlattınız. Eritrositin, omurilik ve beyin hücrelerinin enerji kaynağı glikozdur.

*Ama şeker yiyerek daha akıllı olmuş bir insan gördünüz mü siz?
Çünkü vücut gereksinim duyduğu o glikozu yağdan da, proteinden de kendisi üretmeyi becerebiliyor.
Mesela spermin enerji kaynağı fruktozdur. Peki, siz hiç çok meyve yiyen müthiş bir erkek gördünüz mü?
Göremezsiniz, çünkü testis hücresi spermin ihtiyaç duyduğu fruktozu kendisi üretir. Fruktoz çok dikkatli alınmalıdır.
Çünkü şeker pancarından veya şeker kamışından elde ettiğimiz şeker, yani bilimsel adıyla ‘sakaroz’
(bir yapay tatlandırıcı olan sakarinle karıştırılmamalı) iki ayrı molekülden oluşan bir birleşik moleküldür.
Sakarozu biz yer yemez vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrışır. Glikoz kan şekerimizin de adıdır.
Hemen kana karışır ve kan şekerini yükseltir. Vücudumuz şekerin zararlı olduğunu bildiği için korkudan hemen insülin salgılar.

*Nasıl?
-Eğer çok fazla miktarda şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin salgılanır.
İnsülin o şekeri hemen alır vücudun bir enerji açığı varsa kısmen enerjiye dönüştürür.Ama insan vücudu çok tasarruflu bir biyolojik bünye. Çok az enerjiyle çok işler yapabilir. Mutlaka yediğiniz şekerde bir fazlalık olacaktır.
Bu fazla şeker, insülin aracılığıyla ya kas ve karaciğerdeki şeker depolarına götürülecek,ki vücudumuzun şeker deposu 120 gram kadardır ve orası da sürekli doludur, hiç boş kalmıyoruz çünkü, ya da insülin bu şekeri alacak ve yağa dönüştürecektir. Dolayısıyla sizin yediğiniz şeker vücudun değişik bölgelerinde yağlanmalara sebep olacaktır.
Ama insülin salgılanırken bir de leptin denilen tokluk hormonu salgılanır.
Dolayısıyla belli bir miktar glikoz yedikten sonra vücut “Pes” diyor, “Artık yeme!” Doyuruyor sizi.
Yani hiç olmazsa şekerin glikoz bölümü bir derecede tokluk yarattığı için daha fazla şeker yemenizin de önüne geçmiş oluyor. Şekerin ikinci bölümü olan fruktoz ise; insülin salgılatmadığı için tokluk hissi de yaratmaz.
Dolayısıyla sınırsızca yiyebiliriz. İşte bu çok tehlikeli. Fruktozun günde 15 gram kadarı vücudumuzda değişik kimyasal süreçlerde kullanılabiliyor. Eğer bundan fazla fruktoz alınırsa karaciğerde trigliserite dönüşür. Trigliserit kan yağıdır.
Hem karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun yağlanmasına yol açar.
Amerika’da son 30-35 yıldır ortaya çıkan obezite salgını, meşrubatların, bisküvilerin, dondurmanın ya da diğer tatlıların mısır şurubuyla, yani fruktoz ağırlıklı üretilmiş olmasına bağlanıyor. Çok şükür biz de Amerikanlaştık!
Çünkü bizde de mısırdan tatlandırıcı üreten 5 fabrika var.Baklava şerbeti bile artık mısır şurubundan üretiliyor…
Böylece eskiden baklavayla şişmanlamamızdan daha fazla şişmanlamamız sağlanmış oldu.

*Ama meyvedeki fruktoz doğal?
-Doğal sözcüğüne bayılıyorum. Akrep zehiri de doğal, bir porsiyon ister misiniz? İster dondurmadan ister elmadan alın, fruktoz fruktozdur. 15 gramdan fazlası alındığında yağa dönüşür, kolesterolü oksitleyerek damar sertliğine yol açar.
Ama yine de meyvenin meyve suyuna üstünlüğü var. Meyve suyunda hiç posa bulunmadığından, fruktoz tümüyle emilirken, meyvedeki posa fruktozun hiç değilse bir bölümünün emilmesini engellemektedir ama posa da meyveyi tümüyle masumlaştırmamaktadır. Yani siz fazla meyve yiyerek kendinize iyilik ettiğinizi düşünüyorsunuz. Ama bir avuç trigliserit elde ediyorsunuz.

SİZİ KADIN, BENİ ERKEK YAPAN KOLESTEROLDÜR
*Bu trigliseritin önemi ne peki?
-Kolesterol masum bir maddedir. Ve bütün hormonlarımızın hammaddesidir. Sizi kadın, beni erkek yapan kolesteroldür. Kolesterol olmazsa hormonlarımız olmaz. Nitekim sıfır beden mankenlerimizin kolesterol almadıkları için hormonları çok azalır ve adetten kesilirler.Ve maalesef tamamen sağlıklarını kaybederler. Anne sütü o yüzden
kolesterolden zengindir. Doğa kendi kendine zarar vermez. Çocuğun kolesterole ihtiyacı var ki, anne sütünde de kolesterol var.Ama eğer siz kolesterolün oksitlenmesine yol açarsanız o zaman damar sertliği olur.Dolayısıyla kolesterolün kendisi zararlı değil, oksitlenmiş kolesterol zararlı.Kolesterolü oksitleyen dört madde var.
Bunlardan biri de fruktoz. Dediğim gibi sihirli sınır da 15 gram fruktoz.
Diyelim ki biz bir restorana gittik ve Sayın Başbakan’ın önerdiği gibi bonfilenin yanında bir bardak şarap içmedik, sağlıklı olalım dedik, o yüzden bir bardak taze sıkılmış portakal suyu içtik.
Bir bardak portakal suyunda yaklaşık olarak 60 gram şeker, 30 gram fruktoz vardır.
Bu miktar ise 15 gram sınırını aşıyor.
Dolayısıyla yemekte bonfileden aldığımız kolesterol meyve suyundan veya meyveden aldığımız fruktozun fazlasının karaciğerde trigliserite dönüşmesi sonucu oksitlenerek damar sertliğine yol açıyor.
Yani ne olur şarapta kalalım! Çünkü şarap antioksidandır. Özellikle kırmızı şarap. Beyaz şarap beyaz üzümden, kırmızı şarap kırmızı üzümden yapılır diye bir ayrım yoktur. Kırmızı şarabın önemi,  üzümün kabuklarıyla birlikte ezilip mayalanmasından gelir. O yüzden beyaz şaraptan daha değerlidir.
Çünkü üzümün kabuğunda antioksidan bir sürü madde vardır ve bu
antioksidanlar da damar sertliğine ve kansere karşı koruyucudur.
YEMENİZ GEREKEN EN SON ŞEY BEYAZ PEYNİRLE KARPUZ
*Çoğu beslenme uzmanı meyve ve sebze serbest diyor…
-Bir kere meyve ve sebze aynı satıra yazılmayı hak etmiyor.
Meyveden almak istediğimiz tüm antioksidanlar, vitaminler ve mineraller sebzede de var. Halbuki meyvede, sebzeden farklı olarak oksitleyici şeker mevcut.
Burada Taş Devri Diyeti önerenlere bir hatırlatmamız olmalı.
O dönemki meyvelerin şeker içeriği bugünkü meyvelerden üç kat daha azdı.Kültür bahçeciliği ile biz meyveleri giderek şekerlendirdik.
Yani 10 bin sene önce elmanın şeker içeriği bugünkü domatesin şeker içeriği kadardı.
Biz aslında meyveleri sağlığımıza zarar verecek hale getirdik.
O yüzden Taş Devri Diyeti’nde “İstediğiniz kadar meyve yiyin” deniyor. Ama hayır meyve sakıncalı.
İçindeki fruktoz oranı yüzünden sakıncalı.
Şimdi gelelim yine Başbakan’a… Başbakan, alkol içeceğinize meyve yiyin diye bilime son derece aykırı bir ifade kullandı.
*Vallahi ben yıllardır Başbakan’ın söylediği gibi yapıyorum. Hiç içki içmiyorum ve çok meyve yiyorum. Özellikle de üzüm…
-Ve kendinize zarar veriyorsunuz. Çünkü bütün meyveler hem glikoz hem fruktoz hem de o ikisinin birlikteliğinden oluşan sakaroz içerir. Unutmayın, bugün Amerika’da alkole bağlı sirozdan daha çok, karaciğer yağlanmasına dayalı sirozdan karaciğer nakli gereksinimi duyuluyor.
*Öyleyse ne kadar meyve yiyebiliriz?
-Meyveleri, az, çok ve orta şekerli diye, tabii ki geçişler var ama kabaca üçe bölmemiz mümkün.
İlkbahar meyveleri, kiraz, vişne, erik, kayısı bir dereceye kadar az şekerli meyveler arasına giriyor ve başka hiçbir şeker tüketmediyseniz, yani hiç pasta kek yemediyseniz, çayınıza, kahvenize şeker katmadıysanız, günde 400 gram bu meyvelerden yiyebilirsiniz.
Elma, armut, şeftali, portakal mandalina orta şekerli meyveler sınıfına giriyor.Bunlardan da 300 gram yiyebilirsiniz.
Ama yine çayınıza, kahvenize hiç şeker koymamış ,sabah kahvaltıda bal ve reçel yememiş olmak koşuluyla.
Eğer yediyseniz onları da bu miktardan düşmek gerekir.
İncir, muz ve üzüm gibi çok şekerli meyvelerden ise günde en fazla 200 gram yiyebilirsiniz. Yani yaklaşık olarak 3-4 incir, bir muz gibi…
*Peki, ya karpuz ve kavun?
-Karpuz az şekerli meyve sınıfına giriyor. Kavun da az şekerli ile orta şekerli arasında…
Ama ben biliyorum ki mesela “Yazın ne yemeli?” diye bir diyetisyene sorduğunuz zaman,
“Hafif yemeli. Mesela beyaz peynir ve karpuzla öğlen yemeğini geçiştirmeli” der.
Tebrik ederim, yapmanız gereken en son şey bu.
Çünkü beyaz peynirden aldığınız kolesterolü karpuzdan aldığınız
fruktozla oksitleyerek damar sertliğine yol açmış oluyorsunuz.
Ama buna karşın yağsız bir kuzu şiş yeseniz, yanında da bir bardak şarap içseniz hiçbir damar sertliği olmaz…
Bu arada, sorunuza gelecek olursam, karpuz bir dilim yenir, ama bir dilim karpuz yiyen insan görmedim şimdiye kadar.
Hâlbuki en fazla 400 gram, yani bir dilim yenmelidir. Fazlası sağlığa zararlıdır.
*Yani içki meyveden daha mı ehven-i şer?
-Alkol sınırını Dünya Sağlık Örgütü belirledi.Alkol karaciğer için bir toksik maddedir.Bu kesin.
Bu toksik madde karaciğerde detoksifiye ediliyor, yani zararlı etkisi ortadan kaldırılıyor. Ama karaciğerin de bir sınırı var.
Erkekte bu sınır, günde 20 gram alkoldür. Kadında ise yarısıdır; 10 gram.
*Peki, neye tekabül ediyor 20 gram alkol?
-Bir duble rakıya tekabül ediyor günde. Veya 300 ml. biraya (bir şişe), veya 100 ml. şaraba (küçük bir kadeh).
Bu arada kadınlara bu oranların yarısını, mesela yarım kadeh şarap
öneriyoruz.
Özellikle şarap az içildiği takdirde hem damar genişletici etkisinden dolayı dolaşımı rahatlatır,
hem de antioksidan içeriği açısından kansere,kalp hastalığına ve damar sertliğine karşı koruyucu etki gösterir.
Bir küçük kadeh şarap içmek, her gün de içilse sağlığa katkı sağlar, zarar vermez.
Ha, dini açıdan buna yaklaşırsanız, ben din bilimcisi değilim. Ama sarhoş olmanın yasak olduğunu biliyorum.
Eğer din alkolü kesin bir şekilde yasaklıyor olsaydı, yediğimiz her meyvede çok az miktarda alkol var, meyveyi de yasaklardı.
*Ama bilim de alkole bir sınır, dolayısıyla bir yasak getiriyor…
-Elbette.
*Peki, neden kadın-erkek ayrımı var?
-Kadının metabolizması farklı. Bunun yüzde 100 şu nedenle olduğu
söylenemiyor. Ama kadınlarda daha düşük orandaki alkolün karaciğerde hasara sebebiyet verdiği saptanmış durumda. O yüzden Dünya Sağlık Örgütü, üst sınır olarak erkeğe günde 20 gram alkol önerirken, kadına 10 gram alkol öneriyor. Yani yarısı kadar…
*Peki, haftanın üç günü birer kadeh içilse?
-Bu soru çok sık soruluyor bana. “Ben 6 gün içmeyeyim ama 7’nci gün dört duble içeyim” diye… Hayır.
Önerilen dozun her aşıldığı durum ciddi bir darbe vuruyor karaciğere. O yüzden her gün için ama bu sınırı dikkate alın.
HER GÜN YARIM KADEH KIRMIZI ŞARAP FAYDALI
*Ben hiç içmiyorum…
-Bence her gün yarım kadeh kırmızı şarap sağlığınıza olumlu etki sağlar. Rahatlatır, sonra antioksidan kaynağı olarak çok önemlidir.
Alkolün sınırlarını bilip o sınırlara özen gösterirseniz, şaraptan veya rakıdan korkmanız gerekmiyor. Ama sınırınızı bileceksiniz.
*Peki, içkinin fazlası ne yapıyor vücuda?
-Bir kere kalorisi yüksek olduğu için kilo fazlalığı yapar.Yani bütün o şişmanlığın getirdiği olumsuzlukları yanında taşır ama her şeyden önce karaciğeri zehirler ve karaciğer yetersizliğine neden olur. Tıpta, matematik gibi eşittir işareti hiç yoktur.
Yani “Sen şunu yaparsan şu olursun!” Siz doğada bir ağacın üzerinde tıpkı iki yaprak gördünüz mü? Hep bir biyolojik değişim vardır.
Ama çok ender olarak eşittir işareti vardır tıpta da. O da alkolü fazla tüketirsen karaciğer yetersizliği gelişir. İki artı iki eşittir dört gibi.

Bu Yazılar Da İlgini Çekebilir

25 Yorum

  1. Güneş dedi ki:

    Geçen seneki yazını da anımsadım :=)
    Bizimde bal tutkumuz var ama gerçek bal… Paylaşım için teşekkürler..Çaya kahveye bende şeker koymam keke, kurabiyeye de pekmez diyelim ama pekmezde de şeker var 🙁 Hadi biz yapmadık, büyükanneler, halalar ,teyzeler amcalar dayılar var:( ve tabi şimdi OKUL var..

    • Ayça Oğuş dedi ki:

      Güneş gerçek bal olduğunu artık pek bilmiyoruz 🙂 umarım eminizdir hepimiz GERÇEK BAL aldığımıza :)) Aileyi her zaman yönlendirebilirsin bizimkiler her xzaman bizim istediğimiz gibi davrandılar mesela diğer torunların çikoltası vardır Erin için ceviz badem dut kurusu ( ki bu da fazla yenmemeliymiş pek tabii ) Okul konsunda hala rahatız 🙂 ama şunu gördüm geçenlerde Erin’in yanında bir arkadaşı lolipop yedi Erin istemedi dondurma verdim ve döndü arkadaşına “şeker yememlisin dişlerin çürür am ayiyoprsun o zaman git dişlerini fırçala tamam mı ? ” dedi ben de şaşırdım. Alışkanlıkları arasında olmaması sevindirici şekeri bilip de zararını öğretebilmekti amacım sanırım başarılı oldum. Arada sütlaç, dondurma gibi şeyler zaten serbest o kadarı bize de serbest 🙂

      • Güneş dedi ki:

        Bal’daki şekeri biliyorum, gerçek bal çokk büyük uğraşlarla oluyor bunuda biliyorum, bu sene hastalıktan dolayı ipek hanımınkini deneyeceğiz, ama normalde aileden biri bu işinde olduğu için ondan şüphem yok şanslıyım. Ama çikolata’nın önüne henüz geçemedim, başarılı olamadım, babannesi ben çok az veriyorum o kadardan birşey olmaz dedi, yuvaya gidiyor ama babannesi/teyzesi alıyor, teyzesinin yiğenleri yerken görünce hemen atlıyor, çok zor benim işim, elimden geldiğince devam..

  2. esra dedi ki:

    az önce kabak tatlısı yedim 🙂 hemde bolca 🙂 bu yazı süper oldu özeliklede yedikten sonra 🙂
    anlamadığım birşey var, biz ne yiyeceğiz bu çocuklara ne yedireceğiz ? herşey hormonlu herşey zararlı. Psikopat olucaz sonunda 🙂

    • Ayça Oğuş dedi ki:

      Bence herşeyin azı karar çoğu zarar..haftada bir gün kabak tatlısı yemenin kime ne zararı olacak ki ? ama her akşam saat 12 ye doğru yiyorsan orada sorun var :)) bir de yatmadan 2-3 saat önce yemeyi kesmek gerekiyor. İlaçların hormonların ne kadar önüne geçebniliriz onu bilmiyorum ama etkileri en aza indirebiliriz mesela lolipop vermek yerine çocuklarımıza daha faydalı şeyler verebiliriz kendimize de tabii..bence kenan demirkolun yazısı çok başarılı ve tatmin edici bu konuda..şekerin affedilebilir yanı yok gerçekten 🙂

  3. zeynep dedi ki:

    hernekadar çocuk bakımı şuan için ilgi alanımda olmasa da blogunu baştan sona okuyacağım günler de gelecek:)
    ve bu arada fotoğraflar yine tabii ki çok güzel:)

  4. Didem dedi ki:

    Peki pekmezler gerçek mi acaba? Pekmezlerede bir şeyler katmıyorlar mı?

    Geçen gün kayınvalidem komşusunun yaptığı bir pekmezi verdi. Oldukça ağdamsı çok az tatlı bir pekmezdi. İlk defa bu kadar az şekerli ve koyu bir pekmez yedim. Acaba daha önce aldığım pekmezler pekmez değil miydi diye düşünüyorum.

    • Ayça Oğuş dedi ki:

      Evet maalesef marketlerden aldıklarımız ile ilgilisoru işaretlerimiz oluyor: olmalı da.. biz pekmezimizi bozcaadadan alıyoruz direkt üreticiden tanıdığımız bildiğimiz nerede yaptığını gördüğümüz o yüzden için rahat bir nebze.

  5. Bahar dedi ki:

    Kenan Demirkol’un yazısını çok önce okumuştum, şimdi hatırlamak iyi oldu :)) Ben de oğluma şeker vermek yerine meyve kuruları vermeyi tercih ediyorum. Dut kurusuna bayılıyor. Büyükler çikolata getiriyorsa teşekkür edip saklıyorum, bu tercih meselesi tabi. Ama Erin’in yaptığı gibi çocuk böyle alışkanlık ediniyor diye düşünüyorum.
    Bu arada Hülya Hanım’ın azarları meşhurmuş duymuştum :))

    • Ayça Oğuş dedi ki:

      AA Hülya hanım gözünün yaşına bakmaz söyler valla :))) korka korka annemi alarak gittim hani Erin arıza çıkartırsa annem içerde oyalansın onunla diye 🙂 hiç bir kere daha azar işitecek halde değildim ancak Hülya hanım bu sefer şeker gibiydi çok güzeldi hemenyarın bir daha gidesim var o kadar diyeyim:)
      ancak der ki meyvalar ve kuruları da o kadar masum değil sınırlı vermelisiniz! Biz nasıl yapacağız bunu bilmiyorum bizim evde sanki küçük bir kuş yaşıyor ! tık tık tık dut kurusu tıklar ! :)))

  6. bahar dedi ki:

    Merhaba Ayca,
    Yediklerinize(:)) ne kadar dikkat ettiginizi okudugumdan ve ayrica yurtdisindaki hayatin bazen cok abartildigini dusundugumden bu mesaji yaziyorum.(Evet, benim de ”bu adamlara yaklasmak icin daha 10 firin ekmek yemeliyiz” dedigim zamanlar oluyor ama bu onlardan biri degil)
    14 aylik bir oglum var ve kisa bir sureligine Amerika’da yasiyoruz.Yillardir bizim ulkemizdeki en iyi islerden birinin Saglik Bakanligi’nin asilama programi oldugunu dusunurum.Oglumun 12. ay asilarini yaptirmaya gidip 2.5 saat bekleyip, istedigimiz asilardan (S.B asi takvimine uygun olarak) birini eksik, istemedigimiz bir rapeli de fazladan almak zorunda kaldik.Gelen fatura da 430dolardi yanilmiyorsam. (Bunun bir kismini-yarisi olabilir, bilmiyorum-sigorta odeyecek ve de gecen yil bir arkadasimiza 530dolar fatura gelmisti!) Dolayisiyle yanilmadigimi bir kez daha gordum.Buradaki 6 kisiden birinin hicbir saglik guvencesi olmadigini dusunursek Ne kadar paran varsa o kadar insansin.Ayrica gittigimiz pediatrist bu linkteki listedeki http://lowcarbdiets.about.com/od/nutrition/a/pesticides.htm ilk 12’den kesinlikle uzak durmamizi ve son 15’i yedirebilecegimizi, bu sekilde %90 saglikli beslenmis olacagini soyledi. Beraberinde organik urunler kullanin, teflon, mikro dalga, aluminyum vs. kullanmayin dedi.(Bu dediklerinin doktordan doktora degistigini dusunuyorum, bizde oldugu gibi;dogalcilar ve olmayanlar) Acikcasi benim icin tamami uygulanabilir degil bunlarin, hele de burada bu sartlarda. Kaldi ki,Amerika’da bu sene itibariyle organik urunlerde kullanilmasina izin verilen 50 madde 200’e cikarilmis. Kapitalizm organik-inorganik dinlemiyor 🙂 Ne mutlu Erin’e ve sana 🙂 Umarim cok kafa utulememisimdir 😀
    Hoscakal

    • Ayça Oğuş dedi ki:

      Yok hayır ne kafa ütülemesi .. teşekkürler yorum için.. %10 sağlıklı beslemek gibi bir şansımzı kaldığını bu dünyada sanmıyorum 🙁 elimizden geldiği kadar dikkat ederek zararı azaltmaya çalıştığımızı düşünüyorum. Ben organik takıntılı değilim açıkçası hele ki türkiyede organik diye satılan şeyler! bir mağazanın vitrininde organik yün diye bir ilan görüdğmü de belirtmeliyim. Moda diye her şey organik adı altında satılıyor :)) dikkatli olmak lazım. Direkt üreticiden almaya çalışmak bir çözüm olabilir.
      Bildiğim kadarıyla amerikada anne sütü ile besleme %30 oranlara düşmüş :S bu çok korkunç bir rakam. Hastaneden çıkarken annelerin eline hazırlanmış formül mamalar verdiklerini de öğrendikten sonra kapitalizimin hiç bir şey dinlemediğini açıkça görebiliyorum. Ha Türkiyede de durum ne kadar paran varsa o kadar güvence altındasın! değişen bir şey yok 🙁 ancak bir nokta var ki en azından anne sütü hala bizim gibi fakir ülkelerin tek dayanağı! çok şükür!
      Bir de aşı meselesi var evet sağlık bakanlığı bir çok sağlık merkezinde aşıları ücretsiz yapıyor ancak ben aşılar konusunda çok soru işaretleri olan biri olarak! bunun ücretsiz yapılıyor olmasından kıllanmıyor da değilim! 🙂 vardır elbet bir nedeni bedava yapılıyorsa :)))

  7. buket dedi ki:

    Her zamanki gibi başarılı bir yazı oluşturmuşsunuz.
    Ben de pekmezi bildiğim yerden almaya özen gösteriyorum ama Begüm’e kaşıkla vermeye gelince pek başaramıyorum.Keklerde hiç denemedim ama bi ara istiyorum kokusu değişir miktarını ayarlayamam diye düşünmüştüm hep.Begüm sakız hastasıdır her yerimizde bulunduruyoruz sakızda çok fazla şeker var şekersizleri sevmiyor,ne yapmalıyım bilmiyorum.
    Evde bir çekmece ayarladım içinde ayrı ayrı kutularda hurma,erik,kayısı,üzüm kurusu bulunduruyorum.Keçi boynuzu konulu postunuzdan sonra çekmecemize keçi boynuzu da ekleme yaptım hemen, pek yemedi ama zamanla onu da yer diye düşünüyorum.Dut kurusunu da eklemeliyim değil mi?listeme yazdım.Bir yerlere gezmeye gideceğim zaman kuru meyvelerden birer avuç alıp bir karışım yapıp poşetliyorum gezerken eline veriyorum oyalanıyor ben de rahat rahat geziyor kıyafet deneyebiliyorum çok rahat oluyor.Sizler de deneyebilirsiniz. 😉

    • Ayça Oğuş dedi ki:

      Buket teşekkür ederim.. Erin de sakız çok seviyor :S genelde şekersiz veriyorum ama o illa dedesinin kıtır sakızını ( vivident! ) istiyor bu sene bir arkadaşı yazlıkta bakkaldan falım alınca birden gözde sakızı “kelebek” sakız oldu hani iki yanı kelebek gibi ya tekl tek satılanların:) anlatmak en iyi çözüm bak bu sakızlar dişleirmiz için iyi değil” diye sonunda anlıyorlar ama uğraşmak gerekiyor. Sert olduğu için küçük bir parça veriyorum o yetiyor. dut kurusu da .ok tatlı bir meyvanın kurusu fazlasına dikkat! 🙂 ve elbet epusetine cips koymaktansa (ki görüyorum bunu sıkça ) kuru meyva/yemiş koymak daha faydalı.. tabii biz puset kısmını artık geçtiğimiz için kıyafet bakarken oyalama şansım da pek kalmadı ancak büyüdükçe oyalamaya gerek kalmıyor ” aa bak bakalım bu anneye yakışmış mı ? ” gibi diyaloglar başlıyor. Bir de Hülya hanım oyalamak için yemek vermeyin derdi bize küçükken Erin. Bırakın baş etmeyi öğrensin.. belki bir oyuncak daha iyi ..
      sevgiler 🙂

  8. buket dedi ki:

    Ben de aşı konusuna bu ara takmış durumdayım her aşıyı da yaptırmaya çalışıyorum ne kadar tereddütlü de olsam.Sanki yaptırmazsam ileri yaşlarda bir sıkıntı yaşarmıyım keşke yaptırsaydım yaşı da geçti bunlar başımıza geldi dememek için yaptırıyorum.En son çiçek aşısı yaptırmıştım özel aşıymış Hepatit A da varmış özel aşı olarak yaptırmak istemedim doktor da zaten çok gerekli değil dedi.Ha bir de Pinamokok mudur nedir bu aralar yaptırabilirmişiz.Kafamı kurcalıyor geçen yıl yaptırmadım bu yıl yine önüme çıktı çok kararsızım önemli bir aşıymış siz yaptırmış mıydınız Ayça?

    • Ayça Oğuş dedi ki:

      Buket yaptırmıştık!Rota yaptırmadık bir tek bir de hepatit a bir doz oldu..doğar doğmaz (maalesef) hepatit b de oldu!
      pnömokok yaptırdık ama.. işte bir daha olsa ! kararım, tercihim yaptırmamaktan yana..iyi araştır oku incele yaptırmayanlar neden yaptırmamış yaptıranlar ne fayda gördü diye önerebilirim ama yaptırma diyemem yaptır da diyemem :))

  9. Bezen dedi ki:

    Sabah iste muzumu ve portakalimi yerken okudum bu yaziyi. sonra aksamustu icin getirdigim elmaya baktim bi. o ooh. ben de deli gibi meyve yemeyi iyi sananlardanim. biraz zaman gerekecek degistirmem icin. cok tesekkurler aycacim paylastigin icin.
    sevgiler:)

  10. Pratik Anne dedi ki:

    Raw diet uygulayanlar ne yapacak?
    Esra’ya katiliyorum. herkes ne yiyemeyecegimizi soyluyor. Onun yerine bir Allah’in lkulu ciksinda ne yiyecegimizi yazsin bu kadar yenilmeyecek arasinda. Biz de ona gore bilelim. Otlayacak miyiz, ne yapacagiz?

  11. yapincak dedi ki:

    Vay Ayça,
    Bu kadar bilgi paylaştığın için bin teşekkür. Evimizin meyve ve şeker meraklısı babasıyla paylaşıyorum ben de şu anda. Ama evet her şey kafa karıştırıyor. Pratik Anne’nin isyanına da ortağım.
    Erin’le ilgili haberler harika. Ben gidiyorum bu arada yarın sabah, biraz önce sonunda kararımızı verdik. Yani gelecek haftaya atladı piyano buluşması 🙁

  12. Özgeee dedi ki:

    Vay Hülya Hanım ve güleryüz! Bence birileri ona web’de hakkında yazılanlardan bahsetmiş:)
    Biz de Denizhan 6 aylıkken gittiğimiz ilk ve son kontrolde oğlum 1.5saat kendi kendini oyalayamadığı için fırçamızı yemiştik:) Ama hakkını teslim etmeliyiz, beslenme konusunda çok şey öğrendim kendisinden.
    Bu az şeker mevzusu hakkında: daha babasını ikna edemediğim bir çocuğu daha ne kadar koruyabilirim ben de merak ediyorum:)

  13. Özgeee dedi ki:

    Güleryüz varsa gene giderim bu arada!

  14. Derya dedi ki:

    Bir de okul meselesine değindik. Dedim “ben çok üzülüyorum reddediyor gitmeyi”. Dedi: ” arkadaşları var mı? ” Dedim “var” dedi, güzel oynuyor mu?” Dedim “oynuyor” Dedi “eh ailesi yanında, arkadaşları var, sen ilgilisin, bırak ilk okula kadar gitmesin. Senin yaptığını bozacaklar ne de olsa orada! ” Şaşırdım, sevindim, yüreğime sular değil serpilmek sarıl sarıl döküldü. Oh be dedim!

    ahhh Ayça, şu yukarıdaki paragraf beni bitirdi:/ Gerçi Eren’in arkadaşı olabilir de, ortam müsait değil! Okula göndermeseydim… ay kafam karıştı Ayçaaaa

  15. Max dedi ki:

    ayca hanim
    Dr. hulya yi aradim. benim oglumun doktoru idi. kizim icin aradim ama doktorlugu birakmis. Ayni mentalitede bildiginiz baska doktor varmi ?

    Saygilar
    Max


Önceki yazıyı okuyun:
Diyetisyen-3

Hüsran! Bu hafta bir gram katbetmemiş durumdayım. Bu hafta doktor kontrolüm yoktu o yüzden evdeki tartıda ölçüm yaptım : 71,8...

Kapat