No public Twitter messages.

Yuva, çocuk eğitmek ve fiziksel gerçekler.

Gene konumuz fizik. Ayça’ya ben yazı yazmayayım, sitenin tadı kaçar diyorum ama Ayça da muhakkak yaz diyor. Neyse.

Yuva meselesinde gelinen nokta ve durumun özetini yaparak biraz sorun tespiti, biraz da gidilecek yol arayışı bulmaya çalışacağım. Ama tabii bunlar yaparken gene alışkın olduğum düşünme tarzından faydalanacak, fiziksel kuralları örnekleyecek ve doğa gerçeklerinden yardım alacağım.

Gene bir köyümüz var. Burada bir ırmak var ve ırmak içerisinde özel mineraller ile yeraltından çıkıyor. Bu özel mineraller benzetmemi yanlış anlamayın. “Kendinizi özel hissetmek gibi bir şey değil. Değişik demek istiyorum.  Bu mineraller florada bulunan bir bitki tarafından baskın olmak amacı ile kullanılırsa eğer bu bitki normalüstünde çoğalacak ve diğer tüm bitkiler üzerinde baskısını arttıracaktır.(Önceki yazıdan farkı yok. Aynı örnek) Diğer bitkiler ne yapacaktır? Özellikle bu bitkiden uzaklaşmaya çalışacaklardır. Onun doldurmadığı yerlerde yaşamaya yönleneceklerdir. Daha doğrusu baskın bitkinin ilgilenmediği yerlerde yaşamayı seçeceklerdir.  Kimi bitkiler onunla savaşmaya çalışacak, onun bu sudan aldığı mineralin kendisine de faydalı olması için çaba harcayacaktır. Sonucunda;

1a- Etken maddeyi faydaya dönüştürürse farkında olmadığı bir şey olacak, aslında diğer bitkiye benzeyen özellikler taşıyacak ama hiç bir zaman onun kadar etken olmayacaktır.
1b- Etken maddeyi kullanmayı beceremezse, önceki haline geri dönecek ya da yok olacaktır.
Yaşadığımız düzene ve plazalarda dönen dünyaya bir benzerlik fark ettiniz sanırım. Burada etken madde kapitalizm. Yani insanın yaşaması için gereken her şeyin olduğu dünyada bir de paraya olan ihtiyacının oluşturulmasını sağlayan dünya düzeni. Bu olmaya devam ettiği sürece bunu kullanabilen insanlar daha büyüyecektir. Bu insanlar olduğu sürece para kazanmak isteyecekler, istedikleri sürece zamanları olmayacak, zamanları olmadıkça kendilerini ve çocuklarını geliştiremeyecekler, geliştiremedikçe bunu yapmaları için başkalarını görevlendireceklerdir. Görevlendirdikleri insanlar da bu sistemde etken maddeden üstüne düşen payı arttırmaya çalışan mutasyon eğilimli (eğitimci, pedagoglar) olacaktır. Tabii bu kişileri tümünü kapsamak anlamında söylemedim. Çocuk yuvası eğitimi konusunda boşluğu dolduracak girişimciler anlamında. Sigara üreticileri de benzer yer dolduruculardandır. İphone üreticileri de, saat üreticileri de… Konumuz yuva ve eğitim olduğundan bu konudaki mutasyona uğrama ve etken maddeden faydalanma eğilimi kısmında eğitimci ve pedagoglar dedim. Anlaştık sanırım.

Peki, para kaygısı olmayan ve etken maddeden kaçmaya çalışanlar nerde. ? Onlar uzağa kaçma eğilimindeler. Ancak orada yaşayabilirler.

1a-Bunu hızlı becerenler hemen gizli bir köşe bulmuş orada yaşamlarını sürdürüyorlar. Sesleri çıkıyor mu? Hayır, bağırmıyorlar ama yolu yanlarına düşen herkesin kendilerinden olduklarını biliyorlar.
1b- Beceremeyenler ve becermeye çalışanlar ne yapıyorlar. Ortamda fazla göze batmadan hayatlarını devam ettirecekleri bir köşe bucak bulmaya çalışıyorlar. Küçük ve kısık sesle www.pi.web.tr ve benzeri sitelerde yol yordam yöntem konuşarak paylaşıyorlar.

Sonuç:
Etken maddeyi kullanma eğiliminde olmayan her bitki türü bu maddeden uzaklaşmak zorunda kalacak ya da değişmek zorunda kalacaktır. Değişenler yakın yaşayabilecek, değişemeyenler ölecek ya da yaşamak için bu bitkinin olmadığı  yani aslında etken maddenin ulaşmadığı yerlere ulaşmak zorunda kalacaktır.
Bizim yaptığımız gibi düzeni değiştirme gücü olmayan ama hala düzen çevresinde yaşayan bitkilerde bu durum hakkında saldırgan, koruyucu, düzeltici mücadeleler vermeye devam edecekler  ama bu güçlerini tüketinceye kadar devam edebilecektir.

Kimileri güçlerini bu savaşta tüketecek ve taşınmayı beceremeyecek, kimi bitkilerde hiç savaşmadan hemen yeni yer bulmaya yönlenecektir. Bunların hiç biri diğerine göre değersiz ya da doğru yanlış gibi bir şey söylemiyorum. Umarım böyle anlaşılmadı.

Etken maddeden dolayı kabul edelim yuva meselesi diğer birçok mesele gibi sisteme uygun olmak zorundadır. Farklı beklentileri olan aileler bu beklentilerinin çözümünü bu sistem içerisinde bulamayacaklar ve sistemi de değiştiremeyeceklerdir.

Bir araya gelerek adacık kurmak dışında ya da taşınmaktan başka yaşama yolu yoktur. Adacıklarında ayakta kalma gücü katılım oranının çokluğu ile bağlantılıdır.

Şu anda sistemde ayakta kalmaya çalışan kira ve maaş ödeyen her yuva para ödeyen ailelerin isteklerine baş eğmek zorundadır. Sizin yememe listeniz gibi diğer para ödeyen ailenin de yeme listesi olacaktır. Orada bulunan tüm çocuklar etkileşimlerinden dolayı her zaman sistemin etken maddesi (adından belli ) etken olacaktır.
Bu tür eğitim yuvalarının kesinlikle normal kapitalist işletme yöntemi değiştirilmelidir. Yani para ile işletilen yerler olmamalıdır.

Ne ile işletilebilir?
Emek.

Açıklayayım, Benimleoynarmısınanne.com ve oluşumu gibi ortak emek ve ortak çalışma kuralları ile işletilen bir sivil toplum projesi adacığı yaratmadan bu istediğiniz eğitim kalitesine ulaşılamayacaktır. Bunu yaratmış olan yerler varsa o adacıklarda buluşulmalı ya da bu adacık oluşturulmalıdır. Onun dışında terk etmekten başka seçenek bulunmamaktadır.

Bu Yazılar Da İlgini Çekebilir

Alpay  Oğuş

5 Yorum

  1. Esra dedi ki:

    Ben de Ayça gibi kesinlikle yazmanız gerektiğini düşünüyorum çünkü çok faydalanıyorum,bilgileniyorum yazılarınızdan..Ve ben diyorum ki -tüm fikirlerini ve eğitim hakkındaki eğilimlerini beğendiğim insanlara dediğim gibi- siz Ayçayla elele verip bir yuva açsanız da biz de kafamız rahat göndersek bebelerimizi..Evet,evet kolaya kaçmak:)))
    Sevgiler..

  2. songül dedi ki:

    katılıyorum, ancak bu tür sivil toplum projeleri de yasalar çerçevesinde oluşturulabiliyor…
    türkiyede herşeyin en etkin biçimde belirlendiği yasaları var. uyulmadığında da ciddi cezaları var.
    tabii bir dayınız varsa bir yerlerde o zaman uymazsınız. deprem olur, kuralsız yaptırdığınız binalarda yüzlerce binlerce can ölür ama size yine de bir şey olmaz. sonra bizler “ama… ama… yasalar derki…” ile kalırız.
    yasalar sana banadir ama dayısı olana diil. yani yine elimiz kolumuz yasalar çerçevesinde bağlı.
    yoksaaaa: her annenin 1 hafta görevli olduğu ve yaninda bir de bu işin eğitimini almış bir eğitimcinin de bulunduğu ve en fazla 10 çocuğun olduğu gruplar oluşturulup istediğimiz gibi yetişmelerini sağlayabiliriz tabii… bunun için tüm gün kapalı mekana da tıkılmak gerekmiyor. şu beğenmediğimiz istanbulda bile ne ormanlar var. açık alanda yetişen çocuklar. hem doğa içinde büyüyecekler hemde savunma sistemleri gelişecek. diğer çocuklara nazara daha az hasta olup yada hiç olmayacaklar. hem içerde geçirecekleri diğer bir kaç saatte daha verimli olacaklar… yani herşey yapılabilir ama yine geliyoruz kurallara. ormanda sizin güvenliğinizi sağlayabilmeleri için yasalar çerçevesinde bunu bakanlığa bildirmek gerekiyor. aksi durumda bir davalık durum oluşursa bakanlık orada ne sıfat ile bulunduğumuz araştıracak. tüzel kişilik olmak gerekecek. zaten tüzel kişilik kabul edebilmesi için sizin yasal prosedürleri tamamlayan bir okul olmanızı bekliyor. vergi vermenizi istiyor… işin içine vergi meselesi girince daha bir celallenerek geliyor vs. vs. …
    kısaca bu ülkede gelişmenin önüne ket vurmak için uyguladığı gerici zihniyetli yasaları ile neyi ne kadar yapabiliriz??? yapmamızı isterler??? yapmamıza izin verirler???? ben bilemiyorum. diğer türlü çok kolay yasa karşısında suçlu durumuna düşülebiliyor.

    ama ben elimi taşın altına koyuyorum ve boyle bir topluluğa da destek olurum. Arada bir, sıram gelince bir hafta da olsa almanca bilem öğretebilirim.

    Mit herzlichen Grüssen,
    songül

  3. askin dedi ki:

    Sevgili Ayca, seni destekliyorum, alpay devam yazsin, tadi felan kactigi yok, aksine ayri bi tad katiyor;)

    alpay, cok basarili bir yazi olmus! Kutlarim. Önerilerin de cok ilginc ve denemeye deger seyler. Basarilamasa dahi deneyim sirasinda edinilenlerin insana katkisi yeter! Ne yazikki, sivil toplum kuruluslarinin hukuksal durumunu tam bilmiyorum. Ancak sanirim, böyle bir olusum baslarda cok zorlansa da Türkiye´de uygulanabilecek bir olusum. Hukuksal zeminin oldugunu düsünüyorum. Gönüllü calisma ile kurulmus ve gelistirilmis bircok örnek var. Burda tabii devlet destegi cok. Orda olmadigini (hatta köstek olabilecek cehallette oldugunu biliyorum) ama degim gibi burda da bastan beri olan birsey degil. Yani zamanla, ortaya birseyler ciktikca destek görüyor. Proje dolayisiyla ziyaret ettigim yerlerde klasik sistem ici (tamamen bagli) kurumlar yaninda aileler, en cok da kadinlar tarafindan kurulan kücük olusumlara da rastladim. Bir tanesi büyüledi beni. Anne- Cocuk merkezi. 7 Kadinin biraraya gelip kurdugu (yetmisli yillarda) bir merkez. Sadece dönüsümlü cocuklara bakma isleviyle baslayan merkez, gelismis, haftasonu enternasyonal kahvalti masalari kurup (herkese acik) ordan kazandiklari paralarla okullarinin giderlerini karsiliyorlar mesela. Veya babalar haftada ikiser saat okul icin calisiyorlar. Okulun bahcesi ortak ekilip biciliyor. Herkes isin bi ucundan tutuyor vs. En önemlisi de cocuklar bunun bir parcasi ve bu yasam tarzina tanik oluyorlar vs. Sonradan anlattiklarina göre (o dönemden kalan bi kadin hala var) belediyenin ilgisini cekmis (cesitli kültürel etkinlikler vs nedeniyle) belediyeye baglama teklifi (para verme vs) yapmislar. Merkezin yönetimi kendi kurallariyla bir paket önerisiyle gitmis ve su anda belediye maddi destek sunuyor (para, etkinlikler icin seminer odasi vs) ama icerige karismiyor karisamiyor. Bilmiyorum zamanla orda da böyle birseyin kosulu olusur mu?
    Farkli olanlara farkliliklarini koruyacak ve yasayabilecek kosullarin altyapinin hazirlanmasi sistemin görevi bence. (Tabii o sistemde varligini surduren toplumun da). Sistemin yasayabilmesi icin (uzun vadede) bu gerekli.Bu hangi sistem olursa olsun, kapitalizm de buna dahil. Yani sistem alternatif okullari desteklemez, kendi sistemini esneklestirmezse, alanlarini daralttigi insanlarin hismina ugrar, kendine zarar verir zamanla. herseyi destekleyip mükemmel hale getiremez belki ama, alan acmasi sistemin kendi gelismisligini gösterir. Montessori okullarini destekleyip, liseyi bu tarz okullarda okuyan (hic not almadan okutan okullar var) universiteyi diger okullarda okuyanlarla okumasina izin vermesse sistem büyük bi cikmaza girer. Hemen her kesime hitab edecek bir okul veya yuva olamaz. Ama herkesin kendine uygun, sistem icinde dahi olsa -ki hic bi yasam bicimi bundan tamamen kopuk degil- kendi yasam tarzina uygununu bulma kosulunu yaratmali veya yaratilani desteklemeli.
    Oturmamis bir sistemde bunu sistemin kendiliginden yapmasi beklenemez. “DIsardan” bi girisimde bulunmak lazim. Yani az buz alternatif yasam bicimi isteyenlerin anne-cocuk merkezinde ki gibi bi girisimle kendilerini korumalari ve yeni alanlar acmalari gerekiyor bence. ZOR, COK ZOR, ama yapilamaz diil. “Oyun Gruplari” nin yapilabilir birsey olduguna kac kisi inanirdi ki anlatilsaydi? Kolay olmadi da eminim detaylarda bir sürü sorun vs. AMA bal gibi de OLDU!. Ellerinize saglik:) EH bide ANNE-BABA COCUK merkezi yaparsaniz daha bi ellerinize saglik:D

  4. Var olan sistemi terk edebilmeyi isterdim, özellikle ilkokulla başlayan ve liseye kadar devam eden eğitim sistemini. Çünkü o sistemde hiç mi hiç değiştirme hakkımız olmadığını biliyorum. Beğensen de beğenmesen de herkese “genel ve tek tip” bir eğitim uygulanıyor. Ama gerçekte her çocuk birbirinden o kadar farklı ki.. bu durumda biraz daha fazla “bilen” ya da “düşünen” çocuk da aykırı düşüyor, anlaşılmıyor, onun seviyesine erişmekten uzak kalan eğitimden de okuldan da sıkılıyor. Asıl o zaman ne yapacağız?

    ***Evimizde, kendi kendimize eğitim şansımız ne kadar tanınıyor bize? **** Bunu deneyenler nereye kadar gidebilir?****

    Biz bilmesi gerekenden de fazlasını versek, çocuğun bunları “bilirliğinin belgesi” gün gelip de sorulmayacak mı aynı sistem tarafından?

    Bir gün bir çocuk psikologuyla konuşuyorduk; kızımız şunu biliyor, bunu yapıyor, ne söylesek çok çabuk öğreniyor vs. derken, kadıncağız araya girdi.
    “Çocuğa ÇOK FAZLA şey de öğretmemelisiniz” deyince ben bozuldum. Kime ne ki benim çocuğumun ne kadar öğreneceği diye düşündüm. “Belki biraz acı ama ne yazık ki bizim ülkemizde -Yunanistan’da- çocuğa özel eğitim yok, eğitim genel bir seviyeye göre uygulanıyor. Daha fazla bilen çocuk ne yazık ki sıkılıyor”diye izah etti. Sonra da “bilmiyorum sizin ülkenizde nasıl durum ama burada böyle” diye de ekledi. Bizim ülkemizde -Türkiye’de de- de durum hiç de farklı değil, elbette…
    Kısacası düşünceliyiz…

    • AyçA dedi ki:

      Bu yazdıklarından Cem Yılmaz’ın bir esprisi geldi aklıma. Bizim ülkemizde çocuk evde birşeyler yaptığında bağırır ya büyükler” hiştt icat çıkartma başıma!!”
      tam olarak cümle bu ama genelini tam anlatamadım. Anlamışsınızdır :=) icat çıkartmamayım en iyisi ben 😛


Önceki yazıyı okuyun:
Beyaz unsuz şekersiz hamur işleri

Bilmem bu kitabı duymuş olan var mıdır?  Mutlaka ki vardır. Yine de sevgili İpek son postunda yazınca ben de paylaşmadan...

Kapat