No public Twitter messages.

Bu haftasonu içerisindeki bol aktivitelerimden biri yine e-bebekteki seminerlerden birine katılmak oldu.. geçen seferki semineri bir türlü toparlayıp belki de not tutmadığımdan yazamamıştım ancak bu sefer not tuttum .. yazabildiklerimi yazıp kenara koymayı ve de paylaşmayı istedim..Seminerin başlığı” Aile içi iletişim becerileri ” semineri veren kişinin adını yazmadım biraz geç girdiğim için pişmanım:)) ama anlattıklarını yazdım .. şimdi toparlıyorum:

İletişim konuşmak değildir. Bu seminerin en son konusuydu ama ben bununla başlamak istedim.Bunu anlatırken çok küçük bir oyun oynadık.7-8 kişiyi dışarı alıp önce eğitmen bize bir hareket gösterdi: eliyle balonu tutup üfleyip şirip bağlayıp eliyle yine arkaya attı. Sırayla tek tek insanları içeri aldı. İlk gelen ikinci gelene şeklinde aynı hareketi konuşmadan yaptı.. en son kişide bize yaptı, bir nevi kulaktan kulağa. En son kişnin bize anlattığı şey : elini yumruk yapıp ağzını kapatıp diğer eliyle havayı savurmak oldu..ve herkes ne anladığnı söyle.İlk anlatılan bile eğtmenin anlattığını başka birşey anlamış. Sonuç: ne anlatırsan anlat anlattığın karşındakinin anladığıdır. Anlamadı diye kızma anlatamadım diye düşün.. :)) bence en önemli anahtar bu .. şimdi gelelim benim geç girdiğim bölüme..insanlar ya da çocuklar ya da bebekler 3 şekilde iletişim kurarlar:
*Görsel
*İşitsel
*dokunsal.
Bıngıldak kapandıktan sonra başına çok dokunun dedi, yapılan araştırmalarda insanlar en çok çocukken kendilerini başlarından seven öğretmenlerini hatırlarlarmış..:)
0-2 yaş insanlarda oral dönemdir. Herşeye dokunup ağızlarına atmak isterler. Bu noktada yapma, elleme,v.b deriz ancak bunun bir faydası olmaz. Biz toplum olarak genelde çocuklarımıza, çalışanlarımıza v.b hep neyi yapmaması gerektiğinin mesajını veririz ancak bu bizim daha sonraları ne yapmamayı öğrenmemizi sağlar.hayatımızda ne yapmayacağımızı hep biliriz listelerimiz uzundur ancak ne yapacaksın hayatında sorusunun cevabı ya yoktur ya da kısadır.Peki bu neden olmuyor??
Yapma, gitme, konuşma, dokunma,…bunlar olumsuz mesajlardır ve genelde böyle konuşuruz.Beyin olumsuz mesajlarda çalışmaz. Olumlu kısımları alır yani git-me, yap-ma, dokun-ma.. bunların ilk eheceleri olan olumlu kısımları alıp gerisini almaz dolayısı ile dokunma dediğimizde dokunuruz.. gözlerinizi kapatın ve mesela” annenizi düşünmeyin”,” yatak odanızı düşünmeyin”.. bunları gözleriniz kapalı biri size söylediğinde ilk aklnıza bunlar geliyor 🙂 Peki nasıl iletişim kuracağım?? .. olumsuz mesajları ortadan kaldırarak!!..

EN ÇOK KULLANDIĞIMIZ DİL NE İSE YAŞAM BİÇİMİMİZ DE O OLUYOR!- bu cümlesini çok sevdim eğitmenin-
Peki ceza – ödül ?? Ceza intikam duygusunu geliştirir, eninde sonunda çocuk anneden ya da babadan ya da cezayı verenden intikamını alır.Ödül ise her zaman işe yaramaz, çocuk o ödülü istemediği zaman dediğinizi yine yapmaz. O zaman nedir??
Sorumlulular için ödül ve ya ceza verilemez. Verilecek şey : Feedback yani geri bidirim.
Mesala çocuğunuz kuş istiyor ve size her türlü sözü vererek kuşu aldırttı.( Çocuklar hedeflerine ulaşmak için herşeyi kabul ederler!!:)) 1. günün sonunda kuşa bakmadı.. siz dediniz ki ” bak çoccuum sen bu kuşa bakmıyorsun ama bu şartta bu kuş gidecek!!”yani “bak bu kuşa bakmıyorsun akşam babana söliceeemm bak ııı ” uyarısı falan yapılmayacak yani ceza sistemi uygulanmayacak. 2. gün yine aynı ve uyarı da aynı.. 3. gün ne yapacaksınız?? uyarı yok.. kuş gidecek.. gerçekten gidecek saklamak falan değil.. çünkü siz 2 gündür kuşun bakılmazsa geri gideceği geri bidirimini verdiniz.. ve bu kararda ısrarcı olunacak..diyelim çocuk çok üzüldü.. tavır bu sefer ” yaa bak üzülürsün şimdi ben sana dedmiştim” yerine çocuğu karşınıza alıp” neden üzldün??” peki neden kuş gitti” şeklinde çocuğa sor sormak şeklince olacak.. artık bu senaryoyu her şekline uydurun.. hedef iletilim kurmak çocukla.. ve çocuklarımıza hep soru sorarak “neden nerede niçin??”gibi beyinlerini çalıştırmaları fırsatını vermeliyiz.

Çocuk kendisiyle eşleşenin sözünü dinler .. mesela hep dede babaanne anneanne sözü daha fazla dinlenir çünkü onlar torunlarıya daha fazla eşleşirler mesela oyun oynarken birşey anlatırken hep onların göz hizasına inerler.. anne babalar ise sevmek için eğilip kaldırıp sever ama kızarken yukarıdan” bak ben senden büyüğüm hıı” mesajı vererek kızarlar.. bu doğru değildir. her zaman dizlerimizi bir zahmet kırıp onlarla göz hizasına gelip BAĞIRMADAN derdimizi anlatmalıyız..bağırılan çocuk evde anne babaya bağırmaz ama dışarıda arkadaşlarına bağırır.. yalan söyleyen çocukta aynı şekilde..evde yalan söylemiyorum deriz ama örnek telefon çalar çocuk telefonu açar anne içeriden sessizce “yokum yokum evde değilim” der.. bitti! yalan söylendi!! bu çocuğum küçük dünyası için büyük bir yalandır ve yalan söylemyi öğrenmiştir.. yani önce fiziksel olarak sonra ses tonumuzla eşleşmemiz gerekir bu ikisi olunca da mesajımızı verebiliriz. yani önce eşleş sonra mesaj ver önce mesajı verme..
Çocuğunuza seçenek sunun ..
örnek yemek meselesi.. çocuk yemek yemiyor.. aç olmayabilir mi?? siz tokken ağzınıza biri zorla kaşıkla yemek tıksa ne yaparsınız??En önemlisi bırakın önüne yemeklerini kendi dağıta dağıta yesin. Bu belli bir dönemdir ama yaratıcılığı geliştirir.Yemek bir olay olmasın.. ve her yemekte sorun: 1 kaşık mı istiyorsun 2 kaşık mı?? önüne doldurup hepsini yemesini beklemeyin.. tabii biz kültür olarak böyle yetiştiğimiz için bu şekilde davranırız.. misafirmizin oturacağı yeri rahat edeceği yeri yiyeceği yemeğin miktarını hep biz ayarlarız.. adam tokum der “aa yok yo bak senin için yaptım ye” diye burnuna sokarız” ama tokum ” der” yok yok sen bilmiyorsun- salaksın ya- açsıdır sen şimdi yoldan geldin bak ye ye” diye zorlarız.. insanlara seçenek sunmak gerekir ; çocuklara da!!

Huy-Karakter-Kişilik
Huy doğuştan gelir değişmez, karakter sonradan olur ikisinin birleşimi kişiliği oluşturur.Birde metaprogramlar vardır:
Kişi:
İçselleşir: Olayın içine girer: korku filmini seyrederken gözlerini kapaması gibi
Dışsallaşır: olayların dılında kalır.
Eşleşen: Herşeye onay verir. İnsanlarla içiçedir..
Eşleşmeyen: Ağzını açmaz,kimseyle görüşmez, kokmaz bulaşmaz
Dış referans: Dışarıdan motivasyon bekler.Mesela mağazada pantolon alırken satışçıya” yakıştı mı” diye soranlar.. satıcıların en sevdiği modeldir.. bir de kazak satarlar pantolonla
İç referans: Kendi kendini motive edenler..

Bunların dengede olması lazım.. kendimizi iyi tanımak ve çocuğumuza bunları dengeli olarak sunabilmek lazım…

İşte toparladığım kadarıyla bunlar.. devrik cümleler olabilir. çünkü not alırken de böyle almışım bir de bu tarz seminerler yazılınca anlatan kişi gibi yazamadığım için biraz havada kalıyor..
e-bebek mağazasındaki eğitimleri kesinlikle tavsiye ediyorum.. ben keyifle izliyorum bu hafta “Gelecek için beslenmek” adlı seminer var.

Bu Yazılar Da İlgini Çekebilir

9 Yorum

  1. pınar dedi ki:

    Çok zor yaaaa….

  2. annevebebisi dedi ki:

    Cok begendim. Ben de katilmak isterdim.

    Cocugun goz hizasina inmek cok onemli cidden. Biri de bana tepeden komut verse, bende gicik olurum:P

    Tesekkurler Aycacim, bu guzel bilgileri bizimle paylastigin icin.

  3. AyçA dedi ki:

    Bilmem ki çok mu zor ? bilmek zorlukları hafifletiyor bazen 🙂
    Rica ederim Esra işe yararsa daha çok sevinirim .. elimden geldiğince devam edeceğim gitmeye ve paylaşmaya ..

  4. Gülfer dedi ki:

    Merhaba Ayça,

    Gerçekten faydalı bir seminermiş! Teşekkürler paylaştığın için.
    Bundan sonrakilere ben de katılmaya çalışacağım. Belki karşılaşırız oralarda 🙂

    Sevgiler

  5. Songül dedi ki:

    teşekkürler…

  6. AyçA dedi ki:

    Gülfer rica ederim.. tabii sen beni biliyorsun görürsen selam ver olmaz mı??:)
    Songül rica ederim.

  7. Isil dedi ki:

    tesekkürler paylastigin icin, biz de gitmis kadar olduk sayende 😉

  8. AyçA dedi ki:

    rica ederim .. 🙂

  9. […] araştırmalarda bir Türkler bir de Çinliler bu davranış modeline sahipmiş, katıldığım bir seminerde öğrenmiştim bu bilgiyi […]


Önceki yazıyı okuyun:
Dişlek Erin

Bu sabah üst ön iki diş patlamış.. etti 4 diş...

Kapat