No public Twitter messages.

Blogcu arkadaşlar kategorisine yeni başladım ya.. Gülse Birse arkadaşım değil pek tabii ama bu yazısı ile birden arkadaşım gibi hissettiğim bir şahsiyet haline dönüştü. Takdir ve tebrik ettim. Hem bende kayıtlı kalsın bu yazı dedim.

Hay kalemine sağlık Gülse’cim.. güleyim mi ağlayayım mı bilemedim!! :=)

Hep söylüyorum, biz çocukken midemiz bulanınca ekmek yedirirlerdi, grip “Yatınca geçer”di, başın ağrıyorsa “Çocukların başı ağrımaz” denirdi, uykun kaçıyorsa “Oyuncaklarını düşün, güzel rüyalar görürsün” şeklinde konu halledilirdi!

Okuma yazmayı öğrenemiyorsan ya, “Tembel”din ya “Yavaştan, sağlam sağlam öğreniyor”dun! Hüzünlü bir çocuksan “Yazar olacak herhalde” derlerdi, yerinde duramıyorsan, etrafa saldırıyorsan bir tane çakarlardı, susup otururdun. Kanaatimce pedagojinin zirve yaptığı yıllardı o yıllar. Çünkü sonra sonra, koşup oynadıktan sonra öksüren çocuk ‘astım başlangıcı’, okuma yazmayı zor söküyorsa ‘disleksik’, hüzünlüyse ‘depresif’, aşırı hareketliyse ‘hiperaktif’ diye nitelendirilmeye başlandı ve o sinameki yetiştirilen tipsizler şimdi büyüdüler! O kadar ilgi alaka sonrası ola ola ne oldular? Emo!

Emo ne?
Hani beş-altı yıldır etrafta saçlarını gözlerinin tekini kapatacak şekilde öne öne tarayan, miskin görünüşlü, asık suratlı, beti benzi atmış, sıska, dar pantolonlu, converse’li, siyah ojeli ergenler var ya… Taksim’de kaldırımlarda filan oturuyorlar. Aha onlar Emo! Emo kelimesinin emotional’dan (hissi) geldiği, bu yavruların pek bunalımlı pek güvensiz ve duygusal olduğu, topluma uyum sağlayamadıkları için böyle takıldıkları söyleniyor. Bizim zamanımızda punk vardı ya, onun gibi bir akım, ama bir halta yaramayanı!

HERKESİN KEYFİNİ KAÇIRDIM
Ay kıyamaam! Zamanında, kendi ergen yıllarımda bu akım daha dünyada yokken 10 gün emo takılmışlığım vardır! Kafam neye bozuktu hatırlamıyorum ama o 10 gün, üstelik de yaz tatilinde, evin o köşesinden bu köşesine oflaya poflaya nemli gözlerle dolaştım. Saçımı taramadım, denize gitmedim, sohbetlere katılmadım, tebessüm bile etmedim. Akşamları karabasan gibi yemek masasına çöküp herkesin keyfini kaçırdım. Bir akşamüstü, balkonda otururken annem “Ne bu surat her gün, senin derdin ne kızım aaa…” şeklinde pedagojik bir açılım yaptı. “Sıkılıyorum… Hayat çok anlamsız” cevabımın üzerinden sanırım birkaç saniye geçmişti ki, acı ve can havliyle bir metre havaya sıçradım. Annem, her Türk annesinin uzmanı olduğu ‘mıncırma’ hamlesini oldukça sert ve uyarısız gerçekleştirmişti.

Mıncırma, malumunuz evlat artık poposuna terlikle vurulmayacak kadar büyüdüyse, ancak tekdir ile de uslanmıyor ve hakkı kötekse kullanılan, konu komşu, bitişik ev duyar ihtimaline karşı avaz avaz bağırmak yerine geçen bir terbiye şeklidir. Tercihen bel veya bacak bölgesinden bir alan seçilir, elle kavranır ve et, 180 derece çevrilir! Hemen ardından, daha acım ve şaşkınlığım hüküm sürerken, annem kısık sesle, yüzünü yüzüme yaklaştırarak “Alırım ayağımın altına” diye başladı ve “Karnın tok sırtın pek! Aklını başına topla! Sıkılıyorsan da git bakkala evin alışverişini yap, sonra da gel yemek kitabından bir kurabiye pişir, akşam misafir var, hadi yallah…” şeklinde bitirdi!

NE DERDİM KALDI NE DE TASAM
Malumunuz eti mıncırılan ergen olay yerinde fazla kalamaz, mıncırandan tırstığı için kendisine yalakalık yapar, arzu ettiği aktiviteleri gerçekleştirir. Mıncıran mutlu, mıncırılansa artık efendi bir insandır! Aynen öyle oldu. Mıncırma sonrası ne derdim kaldı ne tasam! Emo’luğum o gün bitti, bu yaşa kadar da hep mutlu mesut, uyumlu, üretken biri olarak yaşadım. Şimdinin sokakta bira içen, gelen geçenden ihtiyacı var diye değil, hayat tarzı sandığı için para dilenen, dünyanın bütün derdi sırtındaymış gibi davranıp, bunalım takılıp bir işin ucundan tutmayan emo’larının başında, bizim zamanımızın anne babaları olacaktı ki. Ohoo… Muma dönerdi hepsi! Bir kere her şeyden önce bütün o yüzü gözü saçla kaplı eşek herifleri bir eşek tıraşına götürürlerdi, kesin!

Ülkenin gençlerine bak. Tarikat yurtlarında yetiştirilen çocuklar, polise atsın diye eline taş verilenler, bir de emo’lar! Gelecekten çok umutluyum çok!

Gülse BİRSEL

Bu Yazılar Da İlgini Çekebilir

16 Yorum

  1. Ayçacığım,
    Dün bu yazıyı Nurturia’da 2 yaş sendromu başlığında Kuzey göndermişti. Aşağıdaki yorumumu oraya da yazdım. Biraz sert gibi gelebilir ama bu konuda çok ılımlı yazamıyorum maalesef. Çünkü bu muma döndürme sevdası, “şöyle 2-3 tanesini Taksim meydanında sallandıracaksın, bak nasıl işler düzeliyor” zihniyetinin bir tezahürü.
    ——-
    Bir de sadece ensesi terli olduğu için uzman (!) polislerimiz tarafından terörist ilan edilen, yaşları 7-15 arasında değişen ve en az 20 yıl hapis cezasıyla yetişkin mahkemelerinde yargılanan TMK mağduru “çocuklarımız” var! Onlardan bahsetmeyi unutmuş sanırım:(( Onları terörist ilan eden de yargılayan da eşek traşını mübah sayan babaların muma çevrilmiş çocukları. Ben de çok umutluyum çoook!
    Not: TR’nin de imza koyduğu BM Çocuk Hakları Sözleşmesi uyarınca 18 yaşın altındaki herkes çocuktur ve çocuk mahkemelerinde yargılanmak zorundadır!

    • AyçA dedi ki:

      ben konuyu çocuklar değil de aileler açısından değerlendirmiştim aslında..
      80 sonrası gençli umutsuzluk hayalsizlik üretkensizlik içerisinde öyle kaybolmuş durumda ki ,nelere kendini bağlayacağını bilemiyoR, ben bu yazıya biraz hak verdim ..
      eskiden annemizin gözünden korkardık, bir bakışıdan anlardık sonra o annelerin bakışlarına ne oldu bilemiyorum …aman yavrum üzülmesin, üşümesin,aç kalmasın diye diye çocuklarını kötürümleştiren bir toplum olduk..
      çocukların değil de ailelerini mi taksimde sallandırmak lazım acaba?

      bu çocukların suçu değil emo olmak /ya da başka bir şey olmak-olamamak/
      diye düşünüyorum

  2. hilal dedi ki:

    benim öğrencilerim arasında bu çocuklardan bolca vardı ancak her biri bir diğerini emolukla suçladığı için tam olarak anlayamamıştım. her hafta baştan alıyorduk “çocuklar şu emoyu bi daha anlatın bakayım” diye. ama bakıyorum anlatan, anlattığı tarife aynen uyuyor ama farkında değil:) neyse, bunlar evlerinde prensesim, paşam diye sevilen çocuklar. veliler bizim yanımızda bile böyle hitap ediyor çocuklarına. kentli, maddi durumu iyi, az buçuk psikoloji bilen ama kendini değerlendiremeyen, kendini hiç merak etmemiş, hayatta “çocuklarının geleceğini garantiye almak” ve “iyi bir eğitim almalarını sağlamak için çalışmak” dışında bir amacı olmayan ebeveynlerin, ruh terbiyesi, iç huzur, kendine ve başkasının haklarına saygı, kendini ve haddini bilme gibi bazı güzellikleri yaşayamadıkları için öğretemedikleri çocuklar… Bir öğrencim vardı, “babam hafta sonları kendini salona kilitleyip lostun bir kaç bölümünü üst üste izliyor demişti.” Baba lost, çocuk lost:))

  3. berrah dedi ki:

    Merhabalar, bizzat ben seksen sonrası çocuğu, ikibin sonrası annesiyim…
    Anne olmama rağmen hala kendiyle çatışmalar yaşayan.. Seksen sonrası olsa da, annemin olmasa da!! Babamın gözünün içine bakmaktan çekindiğim bir geçmişten gelenim. Kendini zor da olsa yeni yeni bulmaya başlayan henüz kendini güçlü hisseden bir kadınım…
    Evimizde balık yada tavuk piştiğinde bayram gibi gelen günlerden gelenim. O zamanlar canım babacığıma nasılda kızdığımı hatırlayıp şimdiyse babasının izinden gitmemek için direnen fakat hayatta her daim sarsıntıya dayanıklı çocuklar yetiştirmenin babamın yolundan gitmenin olduğunu mıh gibi bilenim… Ne yapmalı diye diye düşünen, oğlumu yetiştirirken iyi polis, kötü polis dengesini kurmaya çalışan arada dengemi kaybedenim..
    Tek isteğim, vicdanlı, özgüvenli ve her daim, hayata tanıyacak bir ikinci şansı olsun istediğim, en büyük akıllılığın kendini mutlu etmek olduğunu bilen bir insan yetiştirmek…
    sevgiyle…

    NOT: Uzun zamandır takipteyim. Fotoğraflarınızı keyifle izliyorum. Yazılara gelince, ilgimi çekenlerin sonunu getiriyorum;)

    • AyçA dedi ki:

      BErrah aslında genellemem kötü oldu .. ama çoğunlukla o dönem ailelerinin yaptığı/yapmadığı bazı şeyler böyle sonuçlar doğurmuş ( sosyolog falan değilim tabii Gülse de değil bence )
      benzer hataları yapıp yapmamak konularında endişeler taşıyan bir anneyim çünkü genelleme yapmasak da aslında genele baktığımda endişelerim artıyor..
      takip için teşekkürler..
      yazı hoşuma gitti ama asla kimseyi yargılamak gibi bir tavrım yok .. eminim bizler de bu dönem aileleri olarak başka hatalar yapacağız
      benim de tek amacım mutlu birinsan yetiştirebilmek hayalleri olan hayalleri için üretebilen çalışabilen v.s v.s..
      dedim ya enbaşında okuyunca gülsem mi ağlasam mı bilemedim diye.
      Hilal aslında evet babam lost ben lost.. çocukların bir kabahati yok ki :=)) bizler bir dönem gençliği çalınmış bir jenerasyonuz bu ülkede (bence) lost olmak da bunun bir bedeli galiba..

  4. Müge dedi ki:

    haha çok güldüm 🙂

  5. gorkem dedi ki:

    cok belirgin iki ayri kutup goruyorum gunumuzun cocuklari ve genclerinde… ya ebeveynlerinin (ozellikle annelerin tabii) kariyer, kendine ait alan yaratma vs… arayisiyla bakicilara emanet edilmis olup, sonra da “neyini eksik ettik, neden hala mutsuz, tatminsiz” sorularina maruz kalanlar; veya ailenin durmaksizin ozguven pompalamasindan kendini dunyanin merkezinde sanan, dolayisiyla en ufak esintide dagilan, savrulan cocuklar… hayatta her seyde oldugu gibi burada da bir denge olusturulmali diye dusunuyorum. biraz sezgisel, biraz akademik, bazen kas catip, dudak buzmeli, insani yerine mihlayan bes numarali anne bakisi gibi geleneksel yontemleri kullanmaliyiz gibime geliyor.

  6. esra dedi ki:

    selam,
    bu çocuklar genelde maddi durumu iyi ailelerin, iyi okullarda okuyan, herşeye sahip çocukları oluyor. bana garip geliyor, bir şeylerin eksikliği var demek ki, ait olma duygusunu, bir gruba dahil olma duygusunu bu şekilde gidermeye çalışıyor olabilirler diye düşündüm.. sizcede garip değil mi.. günümüz kapitalist yaşamının bir sonucu olabilir mi bu ?

  7. sümeyye dedi ki:

    her kelimesine katılıyorum bu yazının..hatta anne cafe mutlu çocuk adlı yazılarını başlattı..oraya da yazmıstım.. bugün yolda epeyce aklıma düşmüştü bu.. dedim ben küçükken evet yeri geldi şımartıldım vs vs..ama (idrar yollarından epeyce sorunlu br çocukluk geçirdim) ve her rahatsızlandığımda annem aman ne var onda der böyle teselli ederdi kendince (sonucta anne o da iç hesaplaşma yaşamıyor mu?)..benim de canım çok tatlı olmasına rağmen gözümde büyümemesini sağladığını düşünüyorum.. benim için sonda..serum..ultrason..röntgen sıradan dı..idrarı yanarak yapabilmek sıradan dı..ama annem ah yavrum vah yavrum deseydi (kı ıcınden anne sefkatı ve duygusu tartısılamaz..aklı sıra şımartmayacak :P) belkı de daha zor kalkacaktım altından..fiziksel acının yanında duygusal olarak ta çökebilirdim..
    çocuğum yok..ama şu kendine gereksiz derecede güvenli, gereksiz derecede bilgili (yetişkin gibi olmasını bekleyen), gereksiz derecede hayatı sorgulayan çocuklar yetiştirme çabası bana gerçekten saçma geliyor..
    misafirliğe giden kadının ev sahibesinin vazosunu savururken çocuğunun özgür yetişmesini destekleyen o annelere asla ama asla takdir ederek bakamayacağım..hala yesın de tek nası yerse yesın mantıgı ıle etrafa kurabıye saçan, dağı taşı boyayan.. çocuğumun psıkolojısı bozulmasın dıye ses cıkarmayan annelere deliriyorum!! ben dağı taşı boyamadım ama resmım her zaman sınıfta en ıyısıydı.. elıme gelısmem ıcın teknolojık aletler verılmedı (babamın da lenslı makınelerı vardı..ozenle cekerdı fotograflarımızı)..hep yüksekte tutuldu..ama muthıs bır merakım ılgım hatta becerım vardır.. annem vıdı vıdı örgü öğretmedı sabırla!! dikiş te dikerim örgünün de alasını örerim.. etrafa sıçrata sıçrata mikser ve kek kabını vermedi.. tencere karıştırtmadı..önüme baklıyat paketlerını yıgmadı döktürmedi..ama yemek konusunda gayet iyi şeyler yapabılıyorum..
    mutlu bir çocuktum..
    şu devrin çocuklarının bir çok oyuncağına sahip oldum…
    çok sevildim..
    annemin sevgisinden hiç şüphe duymadım..
    ve annem gibi bir anne olabilirsem ne mutlu bana..

    • AyçA dedi ki:

      Geçen gün aslında tam da bu yazının ardından Alpayla konuştuk ve düşündük ki biraz fakirliği bilmek iyi !! Mutsuz yaşatmak değil de mutlu ama azla yaşamayı öğretmek.
      Dün fark ettim ki ben oğluma 1 seneyi geçti bir kaç kitap dışında oyuncak almadım. Bir tane aldım onun da yüzne bakmadı zaten ufak bir şeydi. 1.5 yaşından beri evdeki oyuncaklar hiç değişmedi ve bir süre daha yenisini eklemeyi düşünmüyorum.
      şu çocuğumun psikolojisi bozulacak olayı beni hepten delirtiyor zaten.. çocuk bir şey yapmış özel odalara kapatıp özel sakinleştirici aman psikolojisi bozulmasıncı konuşmalar yapılmasına deliriyorum.. çocuk bu insan bu psikolojisi bozulabilir de ve bopzulabileceğini de bilmeli öğrenmeli bununla başa çıkabilmeyi bilmeli..
      yeni dönem özelikle şehirli ailelerin bence çocuklardan aldığı bir bir kavram var” başa çıkabilme”.. bunu kaybettiğimizde hayat çekilmez oluyor yine bence!!

  8. sümeyye dedi ki:

    amma yazmışım affola..:S
    bu arada ayça oğuş photography fotoğraflarım hakkında kı yorumun benı onure ettı teşekkürler 😛

  9. sümeyye dedi ki:

    evet başa cıkabılme güzel bir özet oldu..
    seviyorum sizi oğuş ailesi..

  10. Kaymaçina dedi ki:

    Yazılara katıldığımı belirtmek isterim, bir çocuğu devamlı mutlu etmeye çalışmak onu mutsuz bir insan haline getirmekten başka bir işe yaramaz. Yokluğu,birşey elde etmek için çalışmak gerektiğini bilmeli öğrenmeli.Bizler böyle büyüdük, psikolojimiz bozulduysa da gayet güzel hayatımızı sürdürebiliryoruz, Ayça bir yorumda dediğim gibi psikolojisi bozulacaksa bozulsun, hayatın onun için ne getireceğini bilmiyoruz, çocuklarımıza hayata karşı direnç kılmalıyız.

  11. sevgi songer dedi ki:

    Gülseyi çok severim ben hayata hep pozitif tarafından baktığı ve bu kadar yaratıcı olduğu için. Yazıyıda çok begendim teşekkürler Ayça.
    Aslında dikkatimi çeken bir şey var bloglarda ve yazışmalarda rastladığım . Ben bir yazı yada karikatür gördüğümde komikse güler geçerim altını üstünü sağını solunu kurcalamam yani komikse komiktir iyi dersin beyenirsen benimsersin yada begenmedin yok dersin sevmedim ama biter . Yanlış anlaşılmasın bu yazı için değil şimdi aklıma geldi konu başkaydı aslında . demek istediğim her şeyi çok mu ciddiye alıyoruz çocukların psikolojisi bozulmasın diye herşeyi didik didik yapmak her kelimeye dikkat etmek gibi.Biz bu kadar pimpiriklendikçe (bende dahilim buna malesef ama üzerinde çalışıyorum – artık bişey olmaz geçer yada bunu kendin halledersin yardım edemem yada sen bir dene önce yapamazsan bana gel – kelimelerini sıkça kullanmaya başladım)çocuklarda bir garip oluyorlar.

  12. halı yıkama dedi ki:

    her kelimesine katılıyorum bu yazının..hatta anne cafe mutlu çocuk adlı yazılarını başlattı..oraya da yazmıstım.. bugün yolda epeyce aklıma düşmüştü bu.. dedim ben küçükken evet yeri geldi şımartıldım vs vs..ama koltuk yıkama (idrar yollarından epeyce sorunlu br çocukluk geçirdim) ve her rahatsızlandığımda annem aman ne var onda der böyle teselli ederdi kendince (sonucta anne o da iç hesaplaşma yaşamıyor mu?)..benim de canım çok tatlı olmasına rağmen gözümde büyümemesini sağladığını düşünüyorum.. benim için sonda..serum..ultrason..röntgen sıradan dı..idrarı yanarak yapabilmek sıradan dı..ama annem ah yavrum vah yavrum deseydi (kı ıcınden anne sefkatı ve duygusu tartısılamaz..aklı sıra şımartmayacak ) belkı de daha zor kalkacaktım altından..fiziksel acının yanında duygusal olarak ta çökebilirdim..
    çocuğum yok..ama şu kendine gereksiz derecede güvenli, gereksiz derecede bilgili (yetişkin gibi olmasını bekleyen), gereksiz derecede hayatı sorgulayan çocuklar yetiştirme çabası bana gerçekten saçma geliyor..
    misafirliğe giden kadının ev sahibesinin vazosunu savururken çocuğunun özgür yetişmesini destekleyen o annelere asla ama asla takdir ederek bakamayacağım..hala yesın de tek nası yerse yesın mantıgı ıle etrafa kurabıye saçan, dağı taşı boyayan.. çocuğumun psıkolojısı bozulmasın dıye ses cıkarmayan annelere deliriyorum!! koltuk yıkama ben dağı taşı boyamadım ama resmım her zaman sınıfta en ıyısıydı.. elıme gelısmem ıcın teknolojık aletler verılmedı (babamın da lenslı makınelerı vardı..ozenle cekerdı fotograflarımızı)..hep yüksekte tutuldu..ama muthıs bır merakım ılgım hatta becerım vardır.. annem vıdı vıdı örgü öğretmedı sabırla!! dikiş te dikerim örgünün de alasını örerim.. etrafa sıçrata sıçrata mikser ve kek kabını vermedi.. tencere karıştırtmadı..önüme baklıyat paketlerını yıgmadı döktürmedi..ama yemek konusunda gayet iyi şeyler yapabılıyorum..
    mutlu bir çocuktum..
    şu devrinkoltuk yıkama çocuklarının bir çok oyuncağına sahip oldum…
    çok sevildim..
    annemin sevgisinden hiç şüphe duymadım..
    ve annem gibi bir anne olabilirsem ne mutlu bana..


Önceki yazıyı okuyun:
2010 yılı yeni tüp bebek genelgesi

Ateş düştüğü yeri yakarmış.. Bu yazıyı bir arkadaşım benimle paylaştı ben de kendisine tepkisinde destek olmak için yayınlıyorum. Bundan sonra...

Kapat